O (Beklenen)
 
Benim, beni yaptığım hatalar yüzünden, söyleyebildiklerim/söyleyebileceklerim için, olduğum için, olmaya çalıştığım için, olmaya çalıştığım ideal ile olduğum arasındaki uslanmaz mesafeye rağmen, başarılarım ve başarısızlıklarım yüzünden sevecek, aynı gerekçelerle benim kendisini seveceğim birine ihtiyacım var.  Doğrulanmalıyım, bu dünyaya ait olduğumu, yabancısı olmadığımı hissetmeliyim.  Aşk beni mutlu etmeye yetmeli, aksi durumda burada olmamalıyım böyle tek başıma.  Taş da kesebilirim olmazsa, buz gibi, insan sıcağından uzak bir gerçeklik, olmuşluk gibi net, keskin, affetmez, tahammülsüz, tanımaz... 
 
Usta'ya cevaben, onu ararken:  Kalbim, unut bu şiiri...
 

Ben (İlgi: Hasan)
 
Nedendir beyaz bir sayfayla düşünemeyişim?  Az önce aklımdan sıralı sırasız ama tamamlanmış cümlelerle dökülüyordu zihnime düşünmeler.  Diyordum ki aşk, aslında her yaraya deva değil, sadece cevaplanmamış soruları biraz daha aşağı itiyor ve bu noktada aşk, cevaplanmamış ve aşağı ittiği o soruların hakimiyeti altında mutsuz ya da mutlu devam ededuruyor.  Aslında koca bir yalan bu gün olduğumuz kişi, çünkü kendimize devam etmek için söylemek zorunda olduğumuz yalanlar ya da bizim kendimizce tamamladığımız boşluklarla geldik kendimize.  Ve ne kadar isabetli doldurduysakta o zamanları, anları, soruları, bir eşlikçinin yüzü ve ona dair bir anı eksik hep.  Bu yüzden bu gün bu kadar dünü sorgulamak.  Nerede olduğumuzu bulduğumuzda oradan devam edeceğiz.  Ama nerede olduğumuzu bulmak için hep geriye dönüp olduğumuz yerden çıkar bir yol aranıyoruz, bu güne gelebilecek.  Bulma ihtimalimiz, o zamanları dürüst geçmiş olmamızla doğru orantılı.  Dürüst olmadığımızca kendimize, tıkanıp kalırız geçmişimizin o bilinmeyeninde.  Bunları düşünürken de devam eden hayatın içinde pozisyonumuzu kollayıp, yeni cevapsız sorularla mutsuz bir insana dönüşüyoruz ya da bitirilmesi gereken ev ödevleriyle yığılı masamız gibi yorgunca kalıyoruz altında hayatın. 
 
Olduğumuz yerde birbirimize tanık, tanışık olabileceğimiz her hangi bir kimsenin, gezinmediğimiz kıyılar hakkındaki düşünmeleri bizimle aynı olmak durumunda mıdır?  Yeterliliği var dediğimiz kişilerin yeterliliklerini kullandıkları kaynak, ünite, sorular aynı mı ki?  Geldiğimiz yere aynı yoldan mı geldik ki?  Peki şimdi duruşumuzdaki ya da birbirimizi anlayışımızdaki samimiyet bu birbirinden bağımsız geçmişlere dayanmıyor mu?  Geçmişimize rağmen bir tavır içindeysek o zaman samimiyce yanımıza alabiliriz karşımızdakini.  O zamana kadar oyalarız kendimizi. 
 
A'yı buldukça
    içinde a geçen kelimeler kurarcasına
    keşfetmekten keyif aldığım bir hayat yaşıyorum
        oysa bütün bu karmaşa, devinmeler arasında... 
        çelme takmadığınca geçmişim ya da taktığıyla... 
Olduğu gibi kabul edip devam etmeli yolumuza 
Barışmadığımızca bizi hep geri çekecektir
    her biri cevaplanmamış ayrı birer soru olan kollarıyla
                                                                kalabalık geçmiş 
 
Geldiğim yerde senden hala kurtulamamış olmak beni deli ediyor.  Ya da belki ben o yanlışı hatırlayıp hatırlayıp duruyorum...  Belki de aslında bu benim kendime kurduğum bir tuzaktı, çünkü ben kendi oltama yakalandım.  O sadece bendeki olanı referans olarak aldı, cesurdu, farkındaydı, biliyordu, şimdi ben şikayet ettiğimce de haklıydı.  O kendisi için demişti ama şimdi ben ne zaman bu ve benzeri sorular sorsam benim doğrum oldu.  Ve biliyorum ki o bu değil.  Ama içimde, kendimi/hayatı/aşkı/zamanı/gerekçeyi tanımlarken kullandığım bir açlık bile olabilir o.  Bir yer tarif eder gibi, "O'ndan biraz sağa", "O'ndan biraz ilerde" vs gibi...
 
Güzel güzel kaşınan bir yara gibi
                        oynadıkça derinleşen
                        iyileşse bile artık
                        oynandıkça ize dönüşüp
                        bana ait kalacak(mış) olan...
 
İşte böyle, en yayvan, samimi, en özgür müziğin eşliğinde....