31 yaşındaki rus yüzücü, kendisine şampiyonluk için şans tanınmamasına da tepkiyle, koçluk teklifini de reddederek altın madalyayı aldı...  Dünyanın insanların enerjisini allıp ıskartaya ayırmaya kalkması ne kadar çirkin ya da insana ne kadar ağır bir yük bunu anlamak...


Daha o kadar çok şeyin başındayım ki, oysa bir çok şeye geç sayılıyorum...

Annemler tatile gitmişti, bu gün dönüyorlar.  Evdeki huzur, düzen, bana ait izler taşıması o kadar güzeldi ki.  Ailem yaşamımı şekle sokmaya çalışmıyor, bu açıdan çok şanslıyım ama insan, kendisini ifade eden, kendi alışkanlıklarına hizmet eden, kendi döngüsü için kurgulanmış bir ev istiyor.  Mesela "televizyon evin reisi" imajı beni rahatsız ediyor ki sırf bu yüzden koltukların üzerinden gazeteleri toplamadım.  Bu oldukça basit noktalardan biri.  Evdeki kimseyi rahatsız etmeyecek olmanın rahatı, var olandan tek başına sorumlu olduğunu bilmen, en önemlisi de, bu kadar zamanda neler yaptığını sana sık sık hatırlatacak bir birikimin ifadesidir yaşadığın, "sana dair" eser olan evin.  Bu insanın kendini motive etmesi ile çok yakından ilgilidir.

Bu kadar önemsediğim ve de özlemini çektiğim evden o kadar uzağım ki...  Öncelikle bu gün ya da yarın askere gitmek durumunda olmam (31 yaşımdayım), asker dönüşü, bu gün bile bana istediğimi kazandıramayan işimi ya da pozisyonumu kaybedebilecek olmam, diğer taraftan bu işi zaten istemiyor olmam ama değiştirmek için gecikmiş olmam, yurt dışına çıkma ihtimalim ve\ama maceraperest tarafımın zayıflığı, toplumda beni var kılan, kolladığım imajımın gereklilikleri, içine sığdıramadığım yalnızlık(ğım) ... ortasında ben ...


Bülent ORTAÇGİL'in "Gece Yalanları" albümünü dinliyorum, şiddetle de tavsiye ediyorum...  Kişinin kendisini merkeze almasının yanılgılarından tutun da, kovaladığı hayale uydurulmuş / dönüştürülmüş gerçeklerden, olan bitene seyirci kalan, suçu kendisinin dışında arayan insanların öznelinde dünyanın seyrini de eleştiren bir çok söz demiş.  Bu kadar söz söyleyip bir de bakmış ki içindekileri hala söylememiş... 

Bence son zamanların en iyilerinden bir albüm bu...


Dünyanın eşcinselliğe yaklaşımını yakından takip ediyorum.  Kilisenin, bu konuda yetkin / muhatap olduğu anlatılmak istenircesine haberlerde vurgulanması çok rahatsız edici.  BM'de, eşcinsel haklarının insan hakları ile birlikte sorgulanması, kollanması ile ilgili görüşe sert tavır gösteren müslüman dünya sinirlerimi alt üst ediyor.  Kabul edilesi ve bilinesi bir gerçek bu, şaşırmamak gerekiyor ama dayanamıyorum...  Yeteri kadar evrim geçiremedi islamiyet, süre yeterli değil.  En önemlisi bunun için uygun insanlar sahnede değil.  Kendimi asla dindar olarak görmem ve kendime ait bir parçadan bahsediyor durumunda da hissetmek istemem.  Sadece benimle ten teması içindeki çevrenin görüşüyle çok yakından ilgili olması nedeniyle gerçeğime yaklaşımını önemsiyorum dinin. 

Dünyanın, tepkili kesimin şiddetine rağmen geldiği noktadan ülkem, sanki asırlık uzaklıkta. 

Pride'da birbirine sarılan erkekleri görüp soran oğluna ne diyeceğini bilemeyen NTVMSNBC Dış Haber Yazarı (Stockholm'da) Osman İKİZ'i de, buradan, azlığını fark edebilmesi için içine dönmeye davet ediyorum.

Haberlerin ele alınışından tutun da, olayların türkçeye tercüme edilişindeki hatalardan, bahsedilenin bizim eşcinsel gerçeğine uzak düşüşünden, açtığı yaralardan, konu olan kimselerin dejenerasyonuna kadar bir çok konudan Türkiye'deki görünürlülük zarar görmektedir.  Görünürlülük, Türkiye'deki eşcinsel varlığının kendi ortaya koymasındaki en büyük zorluktur ki, bu zorluk da din, muhafazkarlık ve eksiklik ile beslenmektedir.  Bu tür kolay tutunulası haberler sığlığın / homofobinin kemikleşmesine neden olmaktadır.  Bu konuda İleri doğru değil de geri doğru devinmenin en önemli sorumlularındandır "batının ileri uygarlığından onay almış bir yargı"ya dönüşen homofobi...

İnsanlar haberlerin gerçeğine, satır aralarında saklanmış işaret edilene ulaşabilecek denli zeki ya da birikimli değil maalesef.  Hayatlarını devam ettirmek için daha fazla efora ihtiyaç duymuyorlar.  Kurdukları hayat basit.  Birikimli olanlar kendilerini serinde tutmak için efor sarfediyorlar bu ülkede. 

Düşünün ki bu ülkenin başbakanının beğenisinde Ebru GÜNDEŞ yer alabiliyor.  Zevkini inceltmiş, bilgiyi biriktirmiş olmak gerekmiyor bu ülkenin başında olmak için.  Bu bağır bağır bir gerçektir, insanların kulaklarını delip geçmesi gereken... 

Sessizlik ise gizli onaydır...

İnsanların, faydalarını başkalarının kazanıp onun da önüne koymasını bekleyişi, felsefi bir boşluk yaratmıyor ne yazık ki!


Topluma kazandırma yasasının isabeti, isabet etmeyişi ile hükümete kaybettirebilekleri nedeniyle son derece önemliyken, bu konuyu diline henüz yeteri kadar sakız yapmayan milliyetçi cephenin de baskısıyla derin devletin çabaları beni korkutuyor.  Bütün bunlar kürt halkına yeni baskılar anlamına geliyor.  Bu bir barış eli değil, aradaki savaşın son hamlesidir.  Üzülüyorum, aklımda da hep Bingöl'de KADEK'in yaptığı söylenen köy baskını var; TSK'nın arkasından operasyon yapmadığı, basan kişilerin çok düzgün bir türkçeyle konuşması gerçekleri ile birlikte...  Bu tür oyunları bilmeyen / düşünemeyen yoktur herhalde... 

Şimdi nelere gebeyiz...

Konuya ilişkin alakasız bir dip not: Kürtlerden eşcinsel çıkar mı diye de bir tartışma yaratılmış bir de; cehalet kimsenin tekelinde değil işte...


Bu arada, aklıma geldi, ben Almanya'dan Türkiye'ye döndüğümde (belki bir miktar sonra, onbir yaşımdayım) Emel SAYIN'ın "Sevgisiz Yaşayamam" albümü yeni çımıştı.  Gazetelerde boy boy Emel SAYIN resimleri altında da "Son Albüm" diye lanse edilen Sevgisiz Yaşayamam.  Yavuz ASÖCAL yapımı (Zeki MÜREN'i de o çıkardığında gururlanmıştım hatta:).  Ben Türkiye'ye geldim kadın son albümünü çıkarıyor, bir daha kaset çıkarmayacak diye çok üzülmüştüm...

Hala anlamlandırmakta zorlanıyorum... son albüm, son hamle ... :)