Bildiklerimin kıyısında dolandım bu gün...
 
Sonra bir film seyrettim.  Bir robotun hayatı kavrama aşamasında sorularla insani defolara gelişi, alışkanlıklarını her yanından yitip giden insanla değiştirmek durumunda oluşu, dolayısıyla yeni ilişki kurma zorunluluğu onu insan olmanın yollarını aramaya, insansılaşarak aşık olmanın ve tat almanın yollarını aramaya itiyor.  Sonunda aşık oluyor ama evlenemiyor o kadınla.  Evlilik için başvurduğu mahkeme ölümsüzlüğü nedeniyle insan kabul etmiyor onu.  O sonra kendisini, zamanla çürümeye alacak olan kanla tanıştırıyor.  Ölümlü olmayı, tat almayı öğrendiği andan itibaren aşık olduğu insansız yaşayamamak nedeniyle seçiyor.  Zamanında insanlar tarafından dışlanarak "evlenemez" ilan edilmiş robot o kozu da görüp ölümlüleşiyor.  Ölmek üzeri tekrar mahkemeye gidebiliyor ve mahkeme karar açıklarken (insan oluşu ve dolayısıyla evliliğinin kabul edilişi) ölüyor.  Sevgilisi ise, yaşama devam etmek için değiştirmek durumunda kaldığı organları nedeniyle robotlaşarak yaşamaya devam ederken sisteminin kapatılmasını istiyor... 
 
Bir anlatı...
 
 
 
 
 
Ben de kendimi toplumun kenarında tanımlanmış bir eşcinsel olarak kaptırmışım filme, hatta özdeşleşerek aşka durmayı özlemişim...  Aşık olabilmeyi istedim, ıskalamaksızın...
 
Sonra beyefendiyi düşündüm, bedenini...

o kaş
o göz
o dil
o diş
gül açmış yanağında...

ballar var dudağında....

 
 
 
 
 
Bu günlerde Küçük İskender'in Eleştirileri'ni okuyorum;
kasıklarımdaki sancı
acıyla kükreyip soluksuz
beyazca köpürerek rahatladı
 
 
 
 
Gitmeler üzerine düşünüyordum ya...
ağlama, sil akan göz yaşlarını, ağlama
bir de sen tuz basma yarama
gitmeler çok zor küçüğüm
yoldaş olur yalnızlığım bana...
............
 
Sanki şimdi değil miyim ki (bir de üzerine Arzu GÖRÜCÜ'den Gurbet gelsin bakalım ne oluyor)?
 
Dokunuyor, dokunduğu yer acıyor... :(
Gurbet bana yurt mu olur
Bir yanım gitse bir yanım ölür
Bir bir dökülen ömrümden
Vardığım yere gazelim kalır
 
Nere gurbet nere vatan
Ben hangi dilde derdim ağlayam
Yüzüm, el yüreğim
Sıla idi yad oldu kendi yurduma
 
 
 
Bunca sessizlikte neresi gurbet bize, neresi sıla?

......
Artık bu kentte sabah olmaz...

farzet desem karanlığı;

ışığım sen
güneşim sen
ayım sen


son kibrit çöpüm gibi sakladım seni
rüzgarsızdı hava
tiryakiydim üstelik

yakmadım seni...

 

 

Umuuuuutttt.....  sazlarcaaaaaaaa.....


bu tepe karlı tepe yaylalar
indim su serpe serpe
gittim ki yar uyumuş
uyardım öpe öpe

......