Bu gün
sakın ola ki dilime takılmayın... Birikmiş meğer ben konuşmayalı bu öfke.
Bir
yavşak zemin düşünün, üzerine kurabileceğiniz en sağlam yapıyla, olsa
olsa sağlam bir yavaşk elde edersiniz. Üstelik farkında olduğunuzu
zannettiğiniz sağlamlık size ait olmayan başkalarından (ç)alma bir ezberdir,
zemininizin yavşaklığını farkedememenizden hareketle ulaştığım... Kemik yok,
alınan herkese...
Biz ne
kadar bilişim meraklısı bir toplummuşuz, şaşakaldım... Ailecek, çocuk
arabasındaki bebekle falan gelinmiş fuara, beş kişilik nüfus beşer adet aynı
promosyonlardan almış, çantalara tıkmış broşürleri dibine vurmuş
bedavacılığın... Diyeceksiniz ki, fuara girmek parayla, ama gel gör ki, bu
fuarın bir etiket oluşu, bu etiketin sizi arka sıralardan toplumun en ön
saflarına taşıdığını düşünürseniz altı boş kalsa da bilişimci olursunuz. O
tafrayla eliniz uzanabilmişse mutlaka etrafa bilet de satmış,
dağıtmışsınızdır... Bu böyle bir döngü...
Bilişim
Fuarı'na gittim bu gün; ilgilisizden bıkmış ilgiliye yorgun sunumlar,
heyecanlıya inanırcasına, tutunurcasına acemilikler, kendini
görmeler/bulmalar, etiketlenmiş gülümsemeler, kıyafetler... Bu öyle bir dünya
ki, habersiz olsanız bile ulabileşeciğiniz bir basit mantığın bilişimsel
terimlerle yeniden ifade edilerek pazarlanışının kalabalığı sizi yıldırır...
İlgiliyseniz daha da farkındasınızdır ki, aslında kurulu cümlelerin altında
yatan temel fikir sadece bir adettir. Her olaya aynı formül uygulanır, elde
edilen sonuç her derecede size bembeyaz sunar dünyayı... vs.
Aklımda,
fikrimde ne kadar estetik düşünme varsa içine edildi bu gün fuarda...
Kalabalık ilgisizliğin değersizleştirdiği, yıldırdığı bir inanç gibiydim,
sınayacaktım, sınandım... Şöyle tarif ettim; sanki tüm şehir üzerimden
geçmişçesine yorgunum...
Haksızlık etmemek lazım, ki bazı CRM uygulamaları, İstanbul belediyesinin
durak-otobüs-uydu bağlantısı ile GSM ve internet kullanıcısına sunmayı
planladıkları bile tek başına bir bilişimsel faydadır, ama biliyorum ki daha
fazlası vardı / olmalı veya...
E-devlet, korkunç bir gösterişe, zannedilişe sığınıyor. Minimum fayda
boyutunda şimdilik, maksimum "gerekli textlere internet adresinden
ulaşabilirsiniz" havası var (aynı durum elbette ki beyaz masa için de geçerli
/ ki ben sınamıştım).
Olacak
daha (kalbimin saklısında gizlediğim bir umut)...
Fuar
boyunca kırları, babamla geçenlerde sohbetini de yaptığımız elektirksiz yayla
dinginliğini, doğa huzurunu özleyip durdum. O kadar elektromanyetik alan
vardı ki, kirlilik diz boyu, kirlenmiş tripler cabası... Bir aşk uğruna
ağlamak, sevgiyi söylemek, bir sohbetin boşluklarından ürkmek gibi insana dair
korkular "erase" edilmiş. Mükemmel bir evet-hayır netliği (temel
bilgisayar lugatı [1-0]) vardı ortada; insana çok neon, çok kusursuz, çok
klişe: çiğ...
Elimde
gazete vardı: Gazeteye İlkay AKKAYA röportaj vermiş. Yıldırım TÜRKER
şairinden bahsetmiş=Gülten AKIN. Fuara dibine kadar insan kalıyorlar (ki
orada Radikal'in standı da vardı).
Önemli
nokta; benim tavrımın, fuarın içeriğine değil de fuarın etiketsel ifadesine
sığınan sığ bakışlara dönük olduğu sanırım yeterli anlaşılırlıkta, di'mi?
--------------------------------------------------------------------
Bir de
gelirken, bilgisayar oyunlarından hareketle birbirine espiri yağdıran iki
kardeşin dünya okumalarına tanık oldum otobüste. Çok keyifli ve
kıskanılırlardı. Abimi özlemiştim o sırada (biz aynı odada kalırdık:
Bir gün, bir yerlerden parçaları toplayıp birleştirerek elde ettiğimiz
bisikleti boyayacağız. Heyecandan tüm gece abimi konuşturdum / ona babam
motive olsun diye yeni bisiklet almıştı:) Sonra ben eve
gelmek üzereyken abim aradı benden istediği parayı kendisine getirip
getiremediğimi sormak için (ben parayı ayarlamıştım ona)... "Ulan abi olan
sensin" diyesim var => nükteye sığınarak... :)
--------------------------------------------------------------------
Geceleyin, karanlıkta, suya attım ben sesimi. Türkü oldu birden bire,
denizinden geçen gemi. Geceleyin karanlıkta, gülümsedim buluta ben.
Saçlarına düşen yağmur, gökkuşağı oldu birden. Geceleyin karanlıkta, yıldız
tuttum gök içinde. Işığını sana vurdu, bir gül açtı yüreğimde (Bir
Ülkü TAMER şiiri / İlkay AKKAYA dinliyorum (Kemal Sahir GÜREL bestesiyle)).
--------------------------------------------------------------------
O kadar
müdahale ürünüyüz ki, MGK genel sekreterliğinin gizli yönetmeliğine tek tük
cılız tepkilerin dışına çıkacak söz üretemiyoruz. Psikolojik
savaşın/yönlendirmenin, insanı kendinden alabilecek denli başka dürtülere
uyarabilmek üzere kullanılmış olunabileceği (ki bence kesin) aşikar. Bu
terbiyenin ürünü toplum, artık kanıksamışçasına MGK taraftarı. Hatta ve hatta
ihtilal bizim için düşünülebilir bir irtica alternatifi/güvencesi. Bu derece
bir fikri acizlik/çaresizlik beni çok zedeliyor... Bu gün fuarda gördüğüm
"Emine İnanç Vakfi" tiplerinden (her biri birbirine benzer-aynı modeldirler
doğal olduğu üzere), başı örtülü kadınların "toplumun çekinik karakteri
değiliz"cesine tüketime saldırmalarından, eşlerince zannedişlere
sığınmalarından ve o fuarda Turan Yayıncılık'a ait yayınlardan sonra cehaletin
gücünden dolayı bir kez daha ümitsizliğe gark
oldum.
Kendi
dilimde muhakeme ile devinirken bu derece basit farkındalıklara dönmek
durumunda kalmam, abartısız beni çileden çıkarıyor... (yaşamak görevdir
yangın yerinde, yaşamak, insan kalarak) ...
Dönerken
bir ara kendime söylüyordum (babamın deyişiyle, iki farklı karaktermişimcesine
bir diğerinin diğerine şarkı söyleşini hatırlıyorum); bırak gam kederi yaralı
gönül, karşı dağdan duman çekilir bir gün, çapa vurulmadık bu topraklara,
ilkbaharla tohum ekilir bir gün...
--------------------------------------------------------------------
Bir de
bir alıntıdan (bir şiirinden hareketle Gülten
AKIN'ı anan Yıldrım TÜRKER'den -07/09/2003
tarihli Radikal İki'den- alıntı) alıntı /
kendimi uzak tuttuğum kıyılara tasviren/istinaden;
Balina
Göğü
gördüm imkana tutuldum düşü sevdim
dalıp
çıkmalarım "orda bir şey"e dönüktü
kaç kez
bir şey, başka bir şey
sıçradım
hem yittim
hem
belirlendim
derin
durdum, teknenin altına girdim
sarstım
sarsıldım vuruşun git gide usta vuruşuydu
sustum
düşe düştüm *
senin mi
kan, yaralarımdan mı
hey
kaptan
ne
balinayım ben şimdi inadı içinde
ne senin
mavi balinan
Gülten AKIN
