Bir SMS attım arkadaşıma "iş çıkışında bir kahve içelim mi" diye. Beni
aradı, "seni eve atayım, bana gel" dedi. Gittim...
Üniversiteden arkadaşım. Dünya güzellerinden biri. Birbirimizi ne
kadar zamandır görmüyorduk. O da Merter'de oturuyor. Ben okulun
koridorunda sigara içmeye koyulmuştum ki tam, benden ateş isteyen
sarışın, mavi gözlü ve trakya ağızlı arkadaş ile iletişimde buldum
kendimi. Diferansiyel Geometri dersinin arasıydı
yanılmıyorsam... Kendisi Ankara ünv.'nden yatay geçişle gelmişti
İÜ'ye. Şimdi Merter'deki bayan arkadaşımla evlenecekler. Yine
Merter'den ev aldılar, eve kombi beklendiğinden hanım arkadaş beni eve
attı, birlikte kahve sohbet ve kombi, ... öğretmenlik, İSO
(belgesi), evlilik, hayat, oyalanmak ve elle tutulur adımlar üzerine
konuştuk... Akşam bey geldi (sarışın çıtır:)
Sohbet muhabbet derken eve geldim geç bir vakitte. Bir mailin gelmesini
umuyordum, gelmiş... Hoş...
Bu
gün aslında biraz içimde dinlendirdiğim bir gerginliği yazmak
istemiştim. Bir abim var ki, tek başına altı kişinin hayatına stres
üretiyor. Evde uzun zamandır sadece abim konuşulur oldu, sıkıntısı.
Ben de tatilde ve maalesef yine istanbuldayım. Tatilde de abimin
işlerinden biri bana buyur edilince patladım. Bu patlamada, bana
buyurgan bir tavırla yaklaşılmamasını istediğimi, abimin tek başına kaç
hayat üzerinde yaşadığını, buna izin verenlerin ise annem ve babam
olduğu üzerine bir yığın bağrındım. Sonra elbette ki hiçbirşeyin
istediği gibi olmadığı üzerine söylenen anneme biraz daha sert bir
çıkışla "benim hayatım üzerine nasıl olur da hayal kurarsın, kendi
hayallerin için bir hayatı zaten yaşıyorsun" diye çıkıştım. Annemin
bilmediği bir lugat bu. Bir şey diyemedi ve basite alarak benden bir
daha bir şey istemeyeceğini söyledi. Ben de "bu kadar basit
çıkarımlarda bulunma, buraya nasıl vardın" diye sorunca ipler koptu.
Kopan ipleri sessizlik ve elbette aramızdaki saygı bağladı... Dün bana
sarıldı, ne yapsa da beni sevmekten kendini alamadığını vs.. söyledi.
Olması gerektiği gibi yani... Üzerine de ben biraz nazlanıp elmalı
kurabiye istedim... Çok gğzel oldu kurabiye, ben de anneme kahve
yaptım... :)
Oyalanıyoruz işte...
Zaman öldürüyorum. Bu gün gelen mailde arkadaş da zaman öldürmekten,
oyalanmaktan bahsediyordu. Ben askerliği, o ise muhtemelen biraz daha
netleşecek hareket alanını bekliyor (bende bıraktığı ize istinaden)...
Kırk odalı kırık aynayı hatırlar mısınız (ya da bilir misiniz)? Size
kırk ayrı açıdan bakan bir siz gibi düşünün kırk parçaya bölünmüş
aynayı. Her birinde kendinize yakıştırdığınız kişi olmak için kendinizi
koştuğunuzu... Sizin kendinizi yaşayışınızın olağan cepheleridir
onlar. Sustuklarınız, susmak zorunda bıraktığınız içinizdir o kırk
parça. Her bir iletişimde susulan o küçük küçük kırıntılardan bir
yabancılaşma büyür yavaş yavaş. Yaşadığınız hayatı ömrünüze mahkum eder
suskunluk... Bir başka iradeden korunurken daha büyük bir iradenin
içinde yitmek özgürlüğe varmak değildir elbet. Daha konforlu, hareket
alanı daha geniş bir başka mahpus içinde olunmamalı; engine
düşülmeli...
İçimden damarlarınca söküp attığım beyefendinin yerini nadasa
bıraktım... İnsan kendini ancak bir başka kalpte toparlıyor olsa da ben
nadasa bırakılmış topraklarda bir sonraki mevsimi
kolluyorum; oyalanarak, vakit öldürerek...