Bu gün Pazar.  Evde mevlit okundu yeğenimin sünneti vesilesiyle.  Hiç ısrar etmedim aksi bir kutlama için.  O kadar hikayesi var ki günün, neresinden başlansa hangisiyle bitirilse bilinmiyor.  Sanki ardı ardına seyrededurduğumuz kısa filmler...
 
Kardeşimin sınavı vardı bu gün.  İÜ Edebiyat Fakültesi'nde LES sınavına girdi.  Gelirken Radikal alması için SMS çekmiştim, donmuş ama sokak sokak Radikal aramış.  Bizim buralarda okunmadığından bulunmuyor...  Burada politika ile, gündem ile ciddi ciddi ilgilenebilecek birikim sahibi insan yok neredeyse.  Neyse, eve geldiğinde annem oda oda dolanıyor mevlit nedeniyle.  İnsanlar tepeleme eve dolduruldular.  Bir de nazlılar kapı-pencere üşütüyor vs...  Kardeşim annemi durdurup "bırak onları benimle ilgilen" diye ağlamak üzereydim eve girdiğimde diyor...  Canım işte, o kalabalığın içinde onu görünce nasıl sarıldım...  O Radikal'i okuma sen o zaman gör, onu alacağım diye donuyordum neredeyse dedi.  İmtihan edilecektim, liseden arkadaşı geldi, çılgınlık yapmak üzere dışarı çıktılar.  Resim çekineceklermiş...
 
24 Kasım vesilesi ile kendilerini andığım öğretmen yakınlarımız da kalabalığın içinde içimin serinliği gibiydi.  Onlara bunu söylemek istedim; o kadar akraba vs. içinde en yakın bulduğum, aydın bulduğum, değerli bulduğum insanlardı.  İnsanlar birbirlerine iki dakikada politik görüşlerini kustu.  Kimse kimseyi dinlemedi, herkes ben bir şeyler biliyorum dercesine anlattılar dinlemeden.  Konunun gittiği bir yer yoktu, gidemezdi zaten bu kadar insana rağmen.  Halamın oğlu vardı, bir rakı sofrasında türkü söylerken sesimizi, tadımızı yakın bulduk.  Kimse bilmiyor diye düşündüğü türküleri sadece ikimiz söyledik.  O, yazık annesi ve babasını getirmek zorunluluğu ile katlandı bu Arapça eziyete.
 
Bir kına gecesi edasında rakılı olmalıydı bizim sülalenin (pardon bir kısmının) daveti ama annem mahalleden böyle öğrenmiş...  Abim bu olaylara zaten alakasız. 
 
Okumaya gelen hocaya inanılmaz bir saygı vardı, müezzinin de komik bir çaylak havası.  Ben ise görüşleri bakışlarla sınanan, yaklaşımlarımla tartılan insanım.
 
Okuma işlemi başladı ve ben mutfağa çekildim.  Sigara içmek isteyenler oraya geliyordu, ekonomi, karamehmet, uzan, doğan grupları, İstanbul Belediyesi adayları vs geyiği aynı cümlelerde döndürülüyordu.  Nokta dergisi çalışanlarından amcamın oğlunun başlattığı ve sık sık tetiklediği muhabbet çirkin bir laf söyleyeyim asılı kalsın; "Bu iş bildiğinden ciddi, oradan değil buradan çürüyoruz.  Ama uzan grubuna haksızlığa kızıyorum.  O Akçakoca yok mu hele...".  Aslında şov tv'deki mafya ilişkisini anlatan dizi tam bir portre (adını söylemişlerdi ama hatırlamıyorum) imiş.  Ben var ya, işi orasından değil burasından, burasından değil şurasından ciddiye almalıymışım.  Derviş'i nasıl bulur muşum (CHP'nin İstanbul Belediye Başkanı adayı), DSP'nin adayını peki (Nokta dergisinin sahibi)?  DSP Zeytinburnu'nda bir masa açacakmış, ben katılır mıymışım?  Abim devreye girdi (DSP'ye oy verenlerdedir).  Oooofffffffffff.........  Politik tavır, üslup, görüş, duruş sahibi değiller.  DSP ezberi, deri ceket giyer gibi CHP'li insanlar.  Asker aslında 28 Şubat'ta ihtilal yapmışmış, bu kuran kursu olayları da tam askeri çağırmakmış.  Kesin ihtilal olurmuş, takvime bakmak lazımmış.  Seçim üzeri kuran kursu tabana yağ sürmek vs..  Bir diğeri de Kürtçe eğitim veren okul açılıyor bu da işin diğer tarafı diye girdi devreye...  Çıldırdım.  Bu arada ikramlar gidiyor geliyor...  Gönüllü bir çok genç dolanıyor ortada.  Kafası çalışan insanlardan biri de dayımın damadı.  O da suskun, hizmetinde sadece.  Bende aslında öyleyim de, niyeyse insanlar bana konuşmayı seviyor.  Ben sadece onları dinleyerek konu ile ilgili onların anlamasını beklemediğim özü, kendimi ıskalayarak bir iki cümleye sığdırıyorum.  Onlar anlamadıkları için de kaldıkları yerden laflarına devam ediyorlar.  Eğleniyor muyuz?  Yok, birilerinin hatırına bir mecburiyeti yaşıyoruz ve aslında oyalanıyoruz.  Geniş zaman lazım oturup aydınlığı etrafınla paylaşmak için (aydınlık iddiası elbette kişisel). 
 
Bir de karnım şiş, çok rahatsızım.  Tam işkence yani (Azra AKIN, Çin'deki Dünya güzellik yarışmasında tacını İrlanda'lı güzele devretmiş).  Bu güzellik paranteze nasıl girdi diye düşünürseniz, işkence-çin işkencesi-çin-güzellik yarışması-gelişmekte olan ülkelerin taçlanması...vs.
 
Aklımda da aslında bu gün için Queer üzerine sohbete gitmek vardı.  Queer üzerine sohbet etmekten çok, Güztanbul'da nereye gelinebildiğine merakımdan.
 
Bu son zamanlardaki dağınık düşünmelerim beni çok yoruyor.  Bir dengesi olmalı, oturup toparlamalıyım masamdaki kağıtları misali bir masaya oturulmalı, düzenlenmeli fikirler, düşünmeler.  Düzenlendikten sonra ancak bir sonranın farkına varılır.  Yazmalıyım.  En çok her gece patlayan silahlar, boş kovanlar, MHP masaları ve çivisi çıkan biraradalığımız hakkında.  İslami Terör ve Hukuk ve insan hakları ve yerellik üzerine.  Daha da neler var aslında kafamda da bakmayın...
 
Bu arada Timsah Sokağı Şiirleri'ni okudum Murathan MUNGAN'ın.  Dört adet şiiri katladım tekrar tekrar okumak ve paylaşmak ve de yaşamak için.
 
 
 
Kimse
 
zamanı yıllarla tartanlar
yanılırlar
hiç bir şey tartılmaz başka bir şeyle
hatta çoğu zaman kendiyle bile
yaşanır, içini tohuma bırakır
geçer gider
geçmez sandıkların bile
 
.............
 
 
 
 
Aynı Ölmüyor Herkes
 
...
 
Ağaç geleneği temsil ediyor
Oysa hızlı trenler ölçüyor hayatı
Gecikme bağışlamayan adımlar
Çürük terazilerde ağır çekiyor
Başkalarına benzemenin karanlık imkanları
tartıyor içimizi
kendini kemirirken başarıya işaretli yollar, yokuşlara sunulan fırsat
Alçak denklem trapezde genleşiyor
Kanına düşen demir, yüklenen adrenalin, kaçınılmaz adres
Zaman bütün başlangıçları eskitiyor
aynı kalmıyor kimse aynı düşmüyor
 
Kendini bulmak dünyanın her yerinde zaman alırken
Cunta günlerine verilmiş gençlik
Hayat geri istiyor
 
....
 
 
... ve daha neler.  Birçoklarında kendimi bulduğum, sözcüklerimi bulduğum, yüklediğim anlamları bulduğum.  Şiir şiir hayatını okuduğum bir yerellik (ne kadar soyunursan soyun, memleket kadar giyiniyorsun...).  Bir kimse.  Kimsenin alamayacağı bir yalnızlığı artık tarif etmeyip onu başka tariflerde kullanabilecek denli  önümde bir şair, Murathan MUNGAN.  Yoğun tavsiyemdir şiir MUNGAN'dan.