Sakin,
misafirsiz, heyecansız bir hayatın, şaşkınlıkları bu kadar yabancılaması doğal
değil midir? Peki, şaşkınlıksız bir hayatı dilinde dolandıra dolandıra
kendine ezber eden birinin, bir hayatı, ancak kendi gözleriyle gördüğünden
ibaret sanıyor olması doğal değil midir? Bu bir enginlik midir, engin görünme
yalanı mı?
Gerilerde kalan bir insanı delik deşik etmenin, içimden tortusunu atmaya
yaramayacağını biliyorum...
Ne kadar
çok uzağında kaldık kendimize dilediğimiz hayatın? Daha ne kadar yol var
buradan bakınca..! Bu sürüp gidenle, bizim kendimiz için sakındığımız
hayat... Geçişleri dağlar taşlar aşar.
Yabancısı olduğumuz günün diline kendimizi telafuz etmişiz, her cümlesinde yer
buluyoruz.
Geçiştirdiğimiz ömrümüz; kendimizi bir kenara koyup, koşulduğumuzdan ibaret
kılıp hayatı, anlamlarını da yüklenip yetkili makamlardan yaşamaya durmuşuz.
Çocuk
olmak, muhasebe gerektirmeyen bir ezbere dönüşmüşken, kavgamızın neresi
dünyaya düşer?
Masalmışız meğer...
Şimdi
içimden taşıp taşıp akan bir nehir,
çağıltısı kulaklarımda,
serinliği erimeye durmuş kar soğuğu suyundan
bir bahar serzenişi
yanılgısı..
Nasıl
biliniriz;
devingen?
entellektüel?
mihenk?
bir
bildiği var?
Gözyaşı
dolusu ağlamak var içimde
- kırılganlığım kıyı dolanıyor...
Ne zaman
dokunsa bir yerime hayat,
gözlerim ışığa kesiyor...
ağlamıştım;
içimde derin bir özlem gibi sevdiğimin gözleri,
yüzü,
elleri...
ağlamıştım;
yutkunup kendime ait kıldığım yabancılığım...
Dost
ellerde örüldüm ben,
sevgiyle yoruldum,
sevgiyle yola koyuldum...
sevgiyle büyüdü masallar,
insanlar masallarla
Ben hep
inandım,
başka yol bilmedim
o yüzden yabancı tasvirlerim
Kendimi
her dizişimde sıraya,
kıyıya vuran hayatlar topluyorum içimden
.......
