Bu gün
cumartesi ve ben haftasonunu kendime ayıracağımı düşünüyordum. Belki
arkadaşları ayartıp bir akşam, ardında kir bırakmayacak dozda rakı
içebilirdim. Annem rahatsızlandı, babam burnundan soluyor, hiç keyfi yok.
Abim işten çıkmış, kendi başına bir işe girişmeye çalışıyor yine. Bunun
yanında annem ve babama da görünemiyor kızacaklar diye. Borcunu böyle küçük
küçük ödeyemeyeceğini söylemiş eşine.. vs. Abime de kızıyor ve içinde
bulunduğu duruma, bizim yüzümüzden kendini daha çok yalnız hissetmesine de
üzülüyorum. Param olsa da ödesem borçlarını...
Babam
sabah alışveriş yapmış, birlikte yemek yaptık, yedik. Babam benimle tatil
dönüşü (çarşamba döndüler) kaç öğünü birlikte yedi ama daha yeni içine
sindim. Doğru dürüst yemek yedim şimdi diyor. Abime de çok üzülüyor ve de
deli gibi kızıyor. Ben de kızmaması, hatta gerekirse destek olmasını
öğütlüyorum. Senin için doğru bir şey yapmamış olabilir ama senden o kadar
çok çekiniyor ki yanına bile gelemiyor dedim. Sen de onun babasısın, o kişi
ki dünya ters işlese sen arkasında durmalısın... Sana bu kadar uzak durması
doğru değil. Doğru yaptığını düşünüyor musun diye bir sor, sonra da ne zaman
düze çıkarsın de ve arkasından onu desteklediğini belirt dedim. Abimin belki
de en çok buna ihtiyacı var. Biraz aile desteğine... Yaşama ustası senssin,
senden öğreneceği şeyler var görüyorsun ki dedim. En çok da herşeye rağmen
ayakta durması gerektiğini öğütlemelisin kızmak yerine dedim...
Sonra
odama çekildim. Sessizliğimde duyduklarım; bu günü böyle düşünmedim,
yorgunluğumla da bir şey yapamayacağım, erteledim kendimi... bol zaman var
ya, ya da sanki kıvılcım anı kadarcık bir mutluluk peşindeyim, kendime uygun
gördüğüm zamana kaç tane kıvılcım sığar rahatlığı yalanıyla...
... en
kötü ihtimalle, babam gazetemi getirebilirse onunla biraz keyiflenirim, akşam
da hamağı kurar bir iki bira alırım ...
Görevlerin canı cehemme, yorgunum ... - ki beni de görevler cehenneme atacak
ama bakalım - ...
Aziza
Mustafa ZADEH (Albüm: Shamans) dinliyorum. Yanan odun sesi, çıtırtıları,
çekirge sesleri var şarkının fonunda (Şarkı: Shamans) ...
Aklımda da, gecesine dönmüş bir güne, bir dağda ya da ormanda, bir çadırın
içine girip yatmak üzere ortada yanan ateşin çıtırtılarını
duyarak, serinliği hissederek veda etmek var.
Yanımda da o anı paylaşmak isteyeceğim bir aşk;
o
olmadan olmuyor / sen duymazsan tüm şarkılar boşuna (Bülent ORTAÇGİL)
misali...
büyücülere ve büyülere inanmalı mı dersiniz...
ya
da inanabilecek kadarımızla kalsa mıydık,
birikmeden daha fazla...
==> 16:51
==> 22:42
Babam gazeteyi unutmuş, abimle konuşmuş ve biraz olsun yoluna koymuş
psikolojisini (hem kendisinin hem de abimin (gazete almaya giderken yolda
gördüm)). Annem iki dakika içinde bütün sirinirini dışarı attı, o rahatladı,
ben ellerim titreyerek sustum. Annemin konuşabileceği kimsesi yok çünkü,
babam etkileniyormuş... Tüm gün bu kadar negatif enerji damarıma bastı...
odamın
kapısını kapattım, gazete okudum, dışardan beni deli edercesine gelen Yıldız
TİLBE sesini Massive Attack ile bastırdım.
Nerede
okuduğumu hatırlamıyorum ama bir köşe yazısı olsa gerek; tüm iyiler, iyi
işlerini otuzlu yıllarında ortaya koymuş. Ben o dönemimdeyim, elimdeki kozu,
başka bir şans için satmayı planlıyorum (işimden istifa edip ingiltereye
gitmek...). Trajik, ben kimseye söylemiyorum... Söylemediğim bir
sessizlik...
Dünyamın
güzeli, Eylül sonu, Ekim başında ingiltereden gelecek oğlu (Tuan) ile.
Birlikte vakit geçirmeyi planlıyoruz. Uzuun uzun konuşmayı düşünüyorum ya da
ihtiyacım var. Uzaklarda beslediğim bir umut gibi... Bu halime de sonra
acıyorum... En sonunda gülüyorum... Kaç zaman oldu adam gibi
konuşmayalı... (yuhh...)...
Almana
doğru bir Türk kırması arkadaş yeni albümü vesilesi ile Radikal Cumartesi'ye
bir sohbet vermiş. Almanyada lokal çözümler doğrultusunda atölye çalışmaları
yapılıp sokaktaki gençlik kazanılmaya çalışılıyormuş. Lokal çalışmanın önemi,
ulaşılmak istenen ile ulaşmaya çalışan arasındaki ilişkide
yatıyor; duyarlılığı yakın, anlaşabilme ihtimali yüksek, aynı günlük
alışkanlıklar ve sosyal çevre faktörü. Zeki çözüm... Biz ise tepeden inme
insan hakları ile ihlallerin önüne geçmeye çalışaduruyoruz daha... Sinirimi
bozuyor bu çiğlik, ama inkar etmemekle, görebilmekle, tarif etmekle başlıyor
her şey...
Sanırım
bira almaya çıkacağım ama hamağı kurmayacağım. Belki evin en yüksek noktasına
çıkıp sırtüstü yatarak yıldızlara bakacağım;
yakışıklı arkadaşlardan Colin FARRELL'in oynadığı ve Savaş karşıtlarından
büyük alkış (hatta galiba bir de ödül) aldığı filminde -adını
hatırlamadığımdan böyle tarif ediyorum- bir sahne;
askerler ceza olsun diye mutfak hizmetine veriliyorlar, patates
soyuluyor. İçlerindeki en küçük, en özgüvensiz, en nazik ve en köylü olan
evde bıraktığı eşi ve çocuklarından bahsediyor ve köydeki yıldızları
anlatıyor;
-
ben orada da bu yıldızlara bakıyordum,
-
eşimle baktığım yıldızlar bunlar,
-
hep aynı yıldızları görüyorum ama şimdi çok uzağı(ndayı)m...
Ben
geçen haftasonu da bunu yaptım, yattım ve yıldızlara baktım;
o
yıldızların altında ama askerde olabileceğimi,
o
yıldızların altında ama tatilde olabileceğimi,
o
yıldızların altında dostumla,
o
yıldızların altında seviglimle,
o
yıldızların altında yalnızlığımla olacağımı düşündüm.
Düşündüğüm zamanlardan şu an denli uzakta olduğumu düşünüp hep o andan bu
ana geriye bakabilmek için kendimi zamana raptiyeliyorum... :)
... o
yıldızların altında bir ölüm olabileceğimi de düşündüm yazarken ve bu
düşünceyle birlikte bir Murathan MUNGAN şiiri geldi aklıma
(güneydoğu sorununu tasvirle);
aynı
göğün altında
aynı
topraklara
farklı dilde anavatan diyen insanlar
bir
gün
o
anavatanın altında buluşacaklar
Günün en
önemli köşe (ince/uzun) yazısı adıyorum
Aşırı yaz'ı (Serhan ADA / 09/08/2003 Radikal Kültür/Sanat Sayfası) ...
- SON -
