Dünyamın güzeliyle konuştum az önce...  Tuan'dan ve annelerden ve aileden ve hayattan konuştuk...  Biraz gençlik biraz beyefendi biraz nükte...
 
Tutu ellerini keşfetmeye çalışıyormuş, ellerine bakıp açıp kapatıyormuş.  Sonra sesler çıkarıp aynısını çıkaramayınca yenisine denk geldiği için yine de seviniyormuş..  24'ünde İstanbul'dalar...  İnsan anne olunca (asi) genç olmaktan vazgeçmez di'mi :)
 

 
Yakın ihtimalleri uzaklara yolculayıp, yine aynı hikayenin arkasında tekerrüre bıraktık kendimizi. 
 
Sanki yürüdüğümüz yolu kendimiz önümüz sıra yapaduruyoruzcasına yoruluyor ve de yavaş ilerliyoruz.  Doğrudur bu günden anlamlandıramadığımız bir yönelime yarınlarımızı borçlu olduğumuz.  Şimdi bize çok olağan gelen, radikal düşmeyen muhasebemiz, vardığımız yerde başkalarının ağzındaki sığlıkta değer kazanacak.  O zaman işte, diyebilecek miyiz biz geçtik bu yolu diye, yoksa sığınacak mıyız diğer yan unsurlar nedeniyle azlığımıza, diğerlerine denk düşen?
 

 
çıplak ayağım
sokaklar geçiyor ömrümden
yalnızım
yine yalnızım
 
kırılmış yüreğim ve soğuk
düşüyor şehirler
yalnızım
yine yalnızım
 
bu seferde yanıldım yandım
deli rügarına aldandım
beni anlarsın sandım
 
bu seferde yanıldım yandım
deli gözlerine aldandım
beni anlarsın sandım
 
Yaşar AYDIN
 

 
Bir pencereden bakıp aynı yeri gören, farklı dille anlatan iki insanın
    birbirlerine yabancılığı kadar ayaküstü heyecanlar gibi günler
 
Günler ki,
Ben miyim o deli,
O mu bilemediğim...
 
Kendime çıplak
Onun literatürüne özensiz duruyorum
Duruyorum
Bir durakta;
Her seferinde binmem gereken otobüsü gözümün önünden gider görürken
 
Dilime gelipte hep "başka" üzerini örterken
Sakınırken
Hep savaşırken
Hep onda kalan eksik ile bende sessizlikle kısıtlanan düşünmeler arasında
    Tüketilen zaman
    Çağlayan ben diye diye
    Eksiliyorum ömrümden gün be gün
 
Söyledikçe söz söyleten bir edayla
Konuşuyor beklemek...
 
Sarılmak geliyor içimden
Sarılmayı sakınıyorken
Ağlamak geliyor içimden
Ağlamayı sakınıyorken
Çocuk olmak geliyor içimden
Annem bana tutunurken
Yalnız olmak geliyor içimden
Yalnızlığımı paylaşmak isterken
 
Yalnızım durup dururken
Suların vurmadığı bir kıyının sakiniyken...
 

Sessiz...

İnsan bir şehir gibi...

Herkeste üşüyor, seni sarıyorum içime
Mevsimlerle örtüyorum üzerini
En güzel yeşili, en temiz beyazı
En umutlu günü güneş diye
En sağanak yağmuru sonra...

        Üşüyor olsam da,
                       
sessizim...  


Babam, politik görüşünü de ifade eden bir arkadaşının, akrabasının cenazesine gitti Ordu'ya.  Benim de çok sevdiğim ve saydığım biriydi.  Cenazesi çok kalabalık ve kendisine yakışırcasına, yaşadığında gördüğü ilgiyi ifade edercesine sevgi dolu ve hüzünlüymüş.  Babam aradı sabah, ağlarken...

Ölüm sadece arkada kalanları ilgilendirir.  Arkada kalanlar içindir bu kalabalık da, insanlar birbirlerine anlatırlar sevgilerini.  Kalanların sorunudur artık filmden eksilen kahramanın yarattığı boşluk.  Filmi onun üzerine kurmuşsanız yaya kalırsınız ama, bir eksiklik bile bir şey anlatır dercesine hayatı içinize almışsanız birikmenize vesiledir her şey...

Köyde bir adamdı giden, adamdı ki, sanki su yatağını bulmuş akacaktı da çeşme yoktu, o oldu...  Hayatı çeşme başına hapsolmamış insanlar yetiştirdi onun duruşu, çabası...

Elbette ki böyle düşündüğümü o bilmiyordu...