Bu
gün annem dayımları iftara çağırdı. Dayımın kızı, kızının eşi, eşinin
annesi, oğulları (20 aylık) yeğenim ve abimin eşi ve dayım ve oğlu ve
dayımın eşi ve babam ve ben...
İnanılmaz kalabalık, gürültü... Zonkluyor şu an kafam ve nereden
çıktığını bilemez bir şaşkınlık var beynimde.
Dayımın oğlu dağıtım nedeniyle askerden geldi. Urfa'ya gidecekmiş.
Askerlik konuştuk. Annem kardeşimi bir subayın istediğinden tuttu
konuyu, amcamın asker ile evli kızlarının refahından bahsede bahsede
canıma okudu. Çıldırmak üzere iken askeri zihniyetin dünya
görüşüsüzlüğünden, akılsızlığından, tekdüzeliğinden, mantalitesinden,
başı sonu belli hayatından, askerliğin görev tanımının insanlığa
aykırılığından, disiplinle iş yürüten insanın beyinsizliğinden
vs............. bahsettim. Altında son model arabası olan amcamın
kızının jip almaktan son model arabaya indiğini duyunca da "kaç ay asker
olmuş, o kadar aylığı topla o parayı bulabiliyor mu" diye de çıkıştım
son raddemde.... Yazık çocuğu da rüşvetçi ettim (öyle veya değil),
doğrusu nedir bilmiyorum tabii...
Sonra dayımın kızının eşinin annesi, kardeşimin sınava girecek olması
nedeniyle (KPS) camide yasin okutulmasını önerdi anneme. Ben fıttırmak
üzereyim ama misafir... Sonra deprem ve allah yazgısı... dayımın eşi
bu iş önlem almaya bakar dedi... dedim allahtan çıkmış yani... bu
konuda en fazla bu taşkınlığı yapabildim, sonra bir şey daha ama
hatırlamıyorum sinirden... kendimden geçtim desem yeridir.
Onlardaki bu beni bilmezliğe dayalı "ağzıma geldiğince konuşurum"
mantığı beni çileden çıkarıyor... Ya bir düşün; biliyor muyum bu
konuyu, karşımdaki insan bu şekilde mi düşünüyor ki ben o böyle
düşünüyormuşcasına konuşuyorum. Olmaz, düşünemez, düşünen yerlerini
aldırmış millet...
Böyle bir akşam geçirdiğime inanamıyorum...
Tek güzel yanı annemin yemekleri.
..............
Akşamın geceye döndüğü saatlerde telefonum aklıma geldi ve baktım ki
mesaj var. Dedim kesin NTV'den haberler. Haklıymışım ama bir de
kardeşten gelmiş "I love you, good night" diye. 23:00 civarlarında
gönderdiğine göre ilacını almış ve yatmıştır cevap göndermeyeyim diye
düşündüm. Yine de cevap gönderdim "Bu kadar insan yorgunuyken umut
gibi, soluk gibi geldi mesajın. You are beautiful, i love you too".
..............
Sonra aslında günlüğe bunları yazmak yerine mesela milliyetçilik ve
vatanseverlik üzerine bir hanımefendinin karalamaları (Radikal2'de)
üzerine bir makale yazsaydım ya da ne bileyim, eşcinsellik konusunda
insanların kopmak ile korkmak arasında ya da anlamak ile anlamamak
arasındaki çizgilerini belirginleştirmek üzerine yazsaydım diye
düşündüm. Aslında bunları yazmak ve yayınlamak istiyorum ama sıra mı
gelmiyor, ben mi kendimi buraya henüz konsantre edemiyorum bilmiyorum.
Bakkala gittim muhabetinin ötesine beni taşıyacak içimde bir yola girsem
başlayacağım ama biliyorum ki (ya da anlıyorum ki:)
insanlar bazen dinlenmeli... ;)
Bir lezbiyen arkadaşla yazışıyoruz bu arada. Kendisi sitem aracılığı
ile bana ulaştı. Ben, asıl kendisinin varlığının bende bir dinlenmeye
yol açtığını söyleyebilirim... Bu tanışıklık, bakışımda yerleşen erkek
görüşünü hafiften kırdı. Bunun üzerine gitmek beni çok daha mutlu
edecek ve inanıyorum ki kendimi daha zengin hissedeceğim. Elbette ideal
bir kadın tiplemem var (annem değil ama:). Fakat bu
kadın, sürekli beni kendisinden iten çekinik karakterli örnekler
yüzünden ulaşılmaz görünüyor(du?). Sanırım, kadın sever bir kadının
kadın olmayı bana daha kalıcı anlatabileceğini düşünüyorum (hem akıllı
hem de duble kadın bilir). Belki eşcinsellik temelinde bir ortaklık
yakalamış olmamız nedeniyle heteroseksüel kadınlardan daha yakın bir
yere koyuyorum onu, bilmiyorum. Onunla kurabileceğim ilişki, içeriğine
bağlı olarak benim kendime gömülmediğimin, hayatı sadece kendi
gözlüğümden görmediğimin de açık kanıtı/teyidi olacak. Bıktım çünkü
sürekli bir şeyler söyleyip ikna ettikten sonra etrafımdaki kadınların
aynı eski yazgıya dönmesine (bir istisna var sadece etrafımda). Acaba
diyorum bu kadın erkek eşitliğine bakan bir erkeğin gözü mü? Tüm
bunların yanında, farkedermiydi(onun takma adı) bir hayat, genişleme
sürecimin bir parçası. Başkasında kendimi dinlendirmeme vesile insan.
O biri, kesfetmekten heyecan duyduğum bir hayata sahip. Ondan;
..hani YALNIZ DEĞİLSİNİZ der gibi odanın içinde,
uzayının içinde bir ses..Ve bu noktada da internete bağlıyken
bilgisayar gibi, televizyon gibi iletişim araçları büyü kutularına
dönüşüyor yalnızlığını kapıdan postalayan ve dünyanla dünyaları
birleştiren..
Babamla kadın erkek ilişkileri, kadının toplumdaki yeri, erkek
egemenliğini vs konuşuruz sıklıkla (annem kadın olmayı kendisi gibi
yapmak ya da yapmamak olarak öğütlediğinden, muhabbete genelde
sadece kenardan katılıyor). Bu akşam misafirlerin çoğu gittikten sonra
(dayım, eşi annem ve babam ve ben) "kız almak-vermek", "açık giymemesini
söylemek" gibi erkek egemen çıkarım ve egemenlik göstergesi bir kaç
yaklaşım üzerine yine tepkilendim (bu kelime tetiklenerek tepki
vermekten tarafımca türetilmiş olup belki de bir daha hiç
kullanılmayacaktır, şimdi anlamı bozmasın ve yaymasın diye kullanılmış
ve açıklanmıştır). Ben konuşunca herkes susup anlamaya çalışıyor ama
mümkün değil. Anlamayı ve düşünmeyi millet uzun süre önce bırakmış,
şimdi oldukları kadarını büyük olma tafrasıyla dayatıyorlar etrafa...
Zaman zaman küçük adımlar atılıyor, kıvılcımlar çıkıyor. Onlarla da bir
yere varılırsa gidiyoruz, yoksa kaldığımız yerdeyiz, nesil farkı vs
geyiği ile işi bağlıyoruz.
Benim de ne gereği varsa bu muhabbetlerim...
Din konusunda biraz daha gır çıkmalı bu evde, onu biliyorum yalnızca.
Annem ve babam, eziyet çekercesine oruç tutuyorlar. İşkence misali;
tahammülsüz, sinirli, tansiyonlar tavanda, mideler gazda... Diyorum
yapmayın, "haklısın aslında" deyip gece yine kalkıyorlar...
Benim de ne gereğim varsa... :)
Radial2'de Cüneyt ARKIN'ın "Dünyayı Kurtaran Adam" filminden bir kare
vardı. Dünyayı mı kurtaracağız? Düze mi çıkacağız bu devinmemle?
Biz de mi çalışalım?
Bu arada, nasıl bilmiyorum kuran.gen.tr'den mail geliyor durmadan ve
çıkış için gösterilmiş bir yol yok. Sinir oluyorum...