Uzun
zaman oldu ben yazmayalı. Aklımda düşünmeler sanki yazmadığımca
kayboluyormuş, ben boşuna deviniyor, çırpınıyormuşum gibi hissediyorum.
Bu kadar
süre güncellenmemesi bu sitenin tamamen teknik bir mesele. Bilgisayarıma
format atıldı, programın güncel versiyonu yerine eski versiyonunu
yüklemişiz (mevcut sitenin özelliklerini eski versiyon desteklemiyormuş, bu
nedenle üzerinde çalışamadım).
En son,
amerikanın ıraka, "halka özgürlük" kılıfıyla sömüren ellerini uzatmasını
izledi site. Savaşı izleyen, ABD halkı, BM, AB, TBMM vs, gerekçesi sömürü
olan bu emperyalist tavrın vicdanlarda kabul görebilecek bir cümleyle tasvir
edilmiş dürüst bir nedeni olmayışından sancılı günler geçiriyordu. Sonra
utanmadan, sıkılmadan ganimetlerden pay alma çabasına girilmesi konuyu
değiştirdi. Savaş, olması gereken, kadervari, insani karşı koymalarla
engellenemeyecek, şimdi ona göre pozisyon alınması gereken bir gerçek
yapıldı. Vicdanlar ülkelerin büyük çıkarları doğrultusunda terk edildi,
mantık gözlükleri takıldı. Dürüst olan kazanmıyor, arsız olan, yağmalayan ve
de doğrusunda ısrar eden değil, duruma göre taraf değiştiren kazanıyordu.
Gözlerimizin önünde çirkince bir pazar kuruldu, büyük büyük ülkeler kıvıra
kıvıra sulandı ganimetlere. Kimse, Hiç kimse sesini çıkarmadı aydın
bildiğim. Aydın bildiklerim sesini yükseltemedi veya... Şaşakaldım... Sanki
herkes yerini bulmuş, meydanlar işsiz güçsüzlerinmiş gibi, köşelerden
cümlelerle azarlandı sahne. Bu kadar... Kimse gocunmuyor, herkes bana
dokunmayan yılan vs., "biz kişilikliyiz, TBMM tezkereyi geçirmedi,
gördünüz..." triplerinde gönlü rahat ülkemin yalanı da bu. Tezkerenin geçmesi
için, çıkarlarımız(!) doğrultusunda çabalayan hükümet değildi sanki ve
bilmiyoruz sanki bunun bir tesadüfi/ürkek bir karar olduğunu. Eh, geride
bıraktık bu günleri, o çirkinliğin üzerinde oturanlar şimdi sen şöylesin,
böylesin diye bizde kusur arayabilme cüretindeler ya buna da yüssüzlüğün en
alası denir bence (AB yolunda Türkiye).
Sitemi
güncelleyemediğim zaman içersinde ziyaretçileri karşılayan anasayfam,
Bağdat'ın bombalanmasını gösteren o resimle birlikte yoğun isyanımı dile
getiriyordu. Siyah, ümitsizlikti... O yazılar, ilk okunduğunda yarım, havada
asılı görünüyordu farkındayım. Onlar aslında bazı makalelere tepki
yazılarıydı. Mesela teorik iflas, ABD'li, solcu (olduğunu düşünen) bir
gazetecinin özeleştirisine cevaptı. O da, ıraka özgürlük operasyonunu merkeze
alıp kendi konumunu ayarlıyordu. Mürşit ile haşrolmayan... ise, bizim liberal
yazar takımının derisi kalın yüzlerine ithafen bir tepkiydi (türkü de bence
konuyu tam anlamıyla özetliyordu). Vizyon, dünyanın gidişatının yönünü
değiştirebilme vasfına sahip liderlerin tanımlandığı bir yazıya ithafendi.
Şimdi bitti, üzerine kalın örtüler örtüldü konuların. Ama gerçekleri hala
yaşıyor başka eleştirilerin satır aralarında.
Aslında
bir gerçek var ve yaşanan her bir olaya o gerçekten birer tutam katıyorsunuz,
sesi çıkar-çıkmaz önemli değil. Olay başına yaşadığınız gerçeğiniz aslında
düşündüğünüz o büyük gerçeğin parçaları/yorumları/yansımaları (sanki bütün
evren tanrı, madde de onu oluşturan parçalar/iyiliğimizce iyilik veren bir din
gibi).
Derin
yaralar açıyor gündem ve iktidar, öylesine gözönünde kıvırıyor/sıyırıyor
ki, sürekli büyüyen bir kangrene dönecek konular içimizde kanayıp/kaynayıp
duruyor.
AKP
eşcinselleri arasında istemiyor, başka parti kursunlar diyor, homofobi diz
boyu.
Tecavüze
evlilikle sonuçlanması durumunda ceza yok, ahlaksızlık diz boyu.
Kadrolaşma öyle söylendiği kadar büyük değilmiş, çürümüşlük diz boyu.
Biz
(TC) hala sizin (ABD) en büyük mittefikiniziz, yalakalık diz boyu.
Yıldızda
atılan yem; sonuç: İÜ'de gözaltı, kişiliksiz yönetim.
1 Mayıs
ve felsefesi, legalite ile öldürülen muhalif ruh.
Yaşamın
anlamını üretmek yerine "Anlamı nedir ki?" sorusu ile kendini haklı çıkaran
kaderci zihniyetler, zavallılık.
Hayat
görüşü olarak yaşanmasıyla yetinilen, dolayısıyla çevikliğini, zekasını,
kalabalığını yitirmeye yüz tutmuş sol, eski şarkılarda gözyaşı ve
nostaljisi, rakı masasında memleket teorileri.
Hala
istediğimi yazamayan edebi yeterliliğim, işsiz kalma olasılığım, işsiz
bıraktıklarım, kıyısından dönüklerim, sevgilerim, ihtimallerim, gündemim,
heyecanım, hakkedişim, kaçışım, korkum...
Eylül
yaşamaya devam ediyor. Bir arkadaşım baharın gelişinden bahsetti, içimdeki
kıpırdanma da bu yüzden biliyorum, yüzümdeki tebessüm de ondan. Mutlu ama
yeterli değilim, içime sinmeyen bir gıdıklanma sürekli kurcalıyor bir şeyleri,
deli oluyorum... :)
