İş yerinde bir yalnız kalma durumum olduğundan bahsetmiştin önceden.
Bu geçiş sürecini de ne yazık ki çok fazla "öylesine" yaşadım. Hatta
o kadar ki kendimi saygısızlık etmiş gibi hissediyorum...
Beyefendiyi görmeyeli neredeyse iki buçuk hafta oluyor. Dün bir
mesajını aldım kendisine attığım bir mesaja istinaden. Bir CD
hazırlamıştım ona, içine de iki sürpriz şarkı koymuştum. Onlardan
birini kimin söylediğini sormuştu bana bir zamanlar, ben de adını
hatırlayamamıştım (Shivaree "Goodnight
Moon"). Yarım bırakılmış bir iş gibi sürekli rahatsız eden bir
varlığı vardı bu cevaplanmamış sorunun. Cevapladım, o da mailbox'ında
adımı görmenin ne kadar güzel olduğunu yazmış. Karşılıklı bir histir
bu elbette de şimdi bunu ona bir mail ile yazmanın anlamsız kalacağı,
hatta belki de haddinden fazla anlam bile ifade edebileceği
(karşıya ulaştırmasa da ya da yüklenilmemiş olsa
da / yani iki taraflı da:) korkusundan
(yuh / endişesinden daha doğru) küçük
gerekliliği gereksizlik sayabilirim.
Böyle yazınca bazen ağzımda
gevelemişim tadı veriyor işler... Evet'tir, maksimum da Hayır'dır,
ötesi yok ki. Bu ne cümle/elektrik/enerji israfı...
(Çok kötü ama neyse..., izinliyim kendimden /
tamam sustum:)
Bu arada da Aziza Mustafa ZADEH'den "Strange
Moodé dinliyorum. Çok güzel tarif edi(li)yor(um).
Kaan'a bahsetmiştim bu CD'den. Ne
zamandır da görmüyorum kendisini, mail de atmıyorum, elbette o da
atmıyor. Üstelik yolumun üzeri neredeyse ama denk gelişlerimizi
isabet ettiremiyoruz bir türlü. Birbirimizden haberdar ve
ulaşılabiliriz. Bu bile bir şey aslında... "Havalar soğuduğunda,
hele ki yağmur, hele hele kar zamanı "dondum" diyerek kapısından içeri
girişim ve kendisinin ikramı kahveyle ısınışım...mmm", böyle bir tarif
hatırlıyorum...
"Uzun İnce Bir Yoldayım"'ı söylüyor
Aziza, "... bilmiyorum ne haldeyim, gidiyorum gündüz gece" Bu saatte
ne melankoli o da ayrı...
İşe hazırlanmam lazım benim... (zaten
Aziza'da "Endless Power"'a geçti... :)