Odamın hemen yanında
masa açan MHP, mahalledeki çocukları toplayıp yemin
ettiriyor, marş söyletiyor... Bu, güçle ayakta
kalınabilen dünyada bir nevi güç önermekteler
gençlere. İşte gencin görebileceklerinden bazıları;
-
erkek egemen toplumun
güç göstergesi kabarmışlıkla dolanan mahalledeki ağzı
bozuk abilerin dehşeti,
-
oraya takılma bu
çete, buraya takılma şu çete,
-
o kıza
takılma ocaktan biri seviyor,
-
patlayan silahlar,
-
cahil polisler,
-
girmiş çıkmış,
dolayısıyla görmüş geçirmiş, bir daha
olsa girmişliğiyle desteklenen yeniden yapma ihtimali,
-
gözü karalık,
-
baktı olmuyor bıçak
çekmeli bir iki gösteri... vs.
Bu dünyada gence
abici bir tavırla sunulan arka, artık boşta durmayan,
bir yere ait bir kimlik bütün bu çabalar. Hiç emek ve
çaba gerektirmeyen, korkuya dayalı, bilgiyi kendi
düşüncelerini onaylamadığınca yatsıyan, başı sıkışınca
ya sev ya terketçi bu politik görüş, biz hukuk
devletini, doğal hukuka dayanarak insan haklarını
savunadurmuşken televizyonda, gazetelerde kendini
utanmaz yüzüyle tekrar var etmektedir. Ancak AB
dayatmasıyla standart yükselten politikacılar,
standartların uygulamasını görmek isteyen AB'ye
taahütlerde bulunurken ülkemizde olanlara üstünkörü
bir bakış;
-
İnsan hakları haftası
nedeniyle asılan kürtçe "barış kazanacak" afişleri
toplatıldı,
-
DEHAP Diyarbakır
Kadın Kolları Yöneticisi kaçırıldı ve taciz edildi,
-
Bizim polis emeklisi
şoförümüz kasımpaşadaki lunaparkta çocuklara sarktığı
konuşulan adamların kaldığı yeri, içi benzin dolu ucu
da fitilli bir şişe ile yakıp ardından da bir kaç el
ateş etti, bunu gururlanarak bize anlattı (polis
görevini yerine getirmiyormuş, onlar da
anlaşmalıymış.. vs),
-
İbrahim TATLISES,
kürtçe şarkıdan sonra bu daha birinci adımdır diye
açıklama yaptı. Ülkü ocakları ayakların denk alınması
gerektiğini hatırlattı,
-
Bu açıklamayı deşen
gazeteci için İbrahim TATLISES Milliyet gazetesini
bastı, polis araya girdi de millet yatıştı.
-
KESK'in yürüyüşü
polis gücü ile zorla dağıtıldı,
-
Erdoğan, kendisini
protesto eden sendikayı azarladı: "ülkeyi kendinizden
ibaret sanmayın",
-
Ülkü ocakları M. Ali
BİRAND'ın da aralarında olduğu bir kaç gazeteciyi daha
uyararak emniyet görevini yapmıyor, biz bu görevi
devralır, derdimizi akla gelen her yolla anlatırız
diye tehdit savurdu,
-
İbrahim TATLISES
ikinci adımı açıkladı: İsteseydim militan beslerdim,
ama insan besledim. Olması gereken barış, dostluk
kardeşlik...,
- Yeni YÖK
Başkanı TEZİÇ gelir
gelmez: "türban siyasidir",
-
İÜ Rektörü
Alemdaroğlu bilgi hırsızlığı kesinleşmiş olmasına
rağmen istifa etmedi,
-
Derviş, Baykal'ın
uyarısıyla türban yaklaşımını düzeltti,
-
AKP'li milletvekili yargıya
güvenmediğini açık ve seçik ifade, arkasından da ısrar
etti,
-
......... vs.
Ortadaki cehaleti,
iletişim için olağanlaştırılmış araçları, seçilmiş
üslubu, özü her seferinde ıskalayan tepkileri
neresinden başlasak da anlatsak, biz kendimizi
nerelere koysak ve kendi devinmemizin bizi sürekli bir
yabancılaşmaya götürdüğünü farkederek bıraksak mı, ya
da vazgeçip kendimize mi baksak? Ülkemdeki sözümona
muhalefet (bir de sol olma iddiası yok mu, kopuyorum
artık) bunları görmeyip popülist politika üretiyor.
Arkadaşların bu sezon için hazırlıkları sadece laiklik
(pardon başörtüsü) ve dokunulmazlıklar. Arada AKP'nin
başarısızlıklarına odaklanarak da bir kaç söz
söylemişlikleri var. Alternatif olmak mı? Politika
üretmek mi? Tavrını netleştirerek bir halk hareketi
yaratmak mı? Halk mı?
Halk ve ordu,
demokrasi elden gidiyor/gider korkusuna dayalı
özgüvensiz demokrasi bilinci, seçkinci ve orducu
korkak aydınlar, derin devletçi hukuk sistemi, MGK'cı
dış siyaset, uluslararası arenada sürekli ayaklarımıza
dolanan kırk yıllık yalanlar...
Bu ülke ve aşkım ve
yalnızlığım ve sabrım ve inancım ve ...
Rakı içeceğim ben,
"sen de iç, piç (Ahmet KAYA'dan)".
Bu arada, GSM
telefonumda atılmamış mesaj olarak bekleyen MM şiiri:
yan yana çatılmış
haritalar
birlikte geçilmiş
yollar
zamanla adına
dostluk denilen
sayıma gelmez nice
ayrıntı
.....
hayatta kalan nasıl
var eder yokluğu?