Bu gün beyefendi uğradı yanıma iş yerinde.
Masamın karşısında durdu, konuştuk. Ne ne konuştuğumuzu ne de ne
söylediğimi hatırlamıyorum. Sadece bayramda çalışmadığını, görüşme
ve/veya (çünkü net değilim) tiyatroya gitme teklifini hatırlıyorum.
Konuşma yeni durum hakkında bir değerlendirmeydi, en azından ben
sanırım onu sordum... Bilmiyorum. Beyaz değil de Ecevit mavisi bir
gömlek vardı üzerinde ama ona elbette o da çok yakışmıştı. Gömleğinin
kırışmalarının fısıldadığı vücuduna bakmamaya çalıştım güzelliği beni
zora sokacak diye. Yüzündeki o gülümsemeyi özlediğimi düşündüm.
Sevindim sonra onu böyle gördüğüme...
Sonra da diğer arkadaşların yanına gidip onlarla ilgilendim, amacım
onlarla ilgilenmek olmasa da...
En sonra kendimi işe koyuverdim. O bir ya da iki dakikalık görüşme,
bir saniyelik yüzünü görüşümün arkasına saklandı durdu sürekli. Detay
hatırlayamadım..
Bu gün işe giderken "Altın Hızma..." mırıldanıyordum (bu türküyü Hasan
İlkay, o tok sesiyle öyle güzel söylerdi ki/ya da benim hoşuma öyle
giderdi ki.. :) ;
Altın Hızma Mülayim
Seni Hak'tan Dileyim
Yaz Günü Temmuzda
Sen Terle Ben Sileyim
Gün Gördüm, Günler Gördüm
Seni Gördüm Şad'oldum
Altın Hızma İncidir
Gömleği Nar İncidir
Benim Lal Olmuş Dilim
Ne Dedim Yar İncinir
Gün Gördüm, Günler Gördüm
Seni Gördüm Şad'oldum
Günün önemli konularından biri de Üniversitem hakkında sohbet edişim.
Bir an bitirseydim kendimi daha mutlu hissederdim diye düşündüm.
Elbette ünvanın beni başka yerlere de koyacağı aşikar. Okula dönmenin
teknikleri üzerine bile düşündüm, düşündürüldüm... Aman annem
duymasın..