Arthur Rimbaud'un "Ben Bir
Başkasıdır" adlı kitabını okuyorum sözde. Çevirmenin insiyatifinde,
çevirmenin enginliğinde, çevirmenin kendini dayatmasında... Aslında
bu kitaba çevirmenin çevirisi için hazırladığı savunma demek daha
doğru olur. Kitabın içinde çevirmenin anlamlandırmaları ve
referanslarının arasında Arthur RİMBAUD'un orjinal yazmalarını (ve
ne yazık ki sonuna kadar hissettiğim çevirmenin insiyatifi
doğrultusunda) aradım durdum.
Beni çeken noktalar, Rimbaud'un
"Ben Bir Başkasıdır" noktasını nasıl tarif ettiği ya da burada oluşu
nasıl yaşadığıydı. Çok belirgin bir şekilde hissediliyor ki Rimbaud
bir gençlik heyecanı ve asiliğini, dönemin özgürlükçü
muhalif akımları içinde limitsiz yaşama fırsatı bulmuş. Ağır
bedeller ödemiş olsa da. Çevirmen de kitabın ilerleyen sayfalarında
bunu dile getiriyor ama bunca buraya geliş için sarf edilen emeği
kurtarmaya dönük sağlam gerekçeler ya da işini önemsetir referanslar
bulmaya çalışıyor. Çevirmeni eleştiriyor ama ona kızmıyorum. Son
derece keyifli aslında bir çeviriden çevirmeni okumak, ayıklamak.
Bu arada çevirmenimizin adı Özdemir İNCE. Rimbaud'un bu kısa
kıvılcımlı süreci son derece çarpıcı ama: tutkulu aşkı, romantikleri
yadsıyan nesnelliği, kendini aşma çabası: kendisini yaşayan kişi
kendisini göremeyecektir. Ancak kendisi olmaktan kurtulabilen kişi
kendisine bakabilir ve bir insan ya da bedenin yaşama dayanma
süresine sıkıştırılmış bir zihin olmaktan ancak bu şekilde, kendini
aşıp enginlere düşmekle mümkün olabilir. Sonraları ise kendisini
edebiyattan alamasa da şiirden uzaklaştırmıştır (21 yaşında).
Kimileri onun şiiri bırakmadığını, tamamına erdirdiğini
düşünüyormuş. Kendisi hakkında okurken en sık düşündüğüm ise,
kişinin hayata ya da yaşama bir şey katabilmek için bilgiyi geldiği
yerden bir yere taşıması gerektiği düşüncesi. Bu noktada "kişi
olmak deviniminden" çıkıp kişilerin kendilerini bir parçası
ettikleri "bilginin devinimine" geçmiş oluyoruz. İşte burası,
kişinin kendisini aşıp "ben bir başkasıdır" noktasına varmasının
dayanağı. Burada, kişiyi kendisi yapan etkilerin izleri sürülerek
büyük bilgiye ulaşılır. Kişinin kendisinden çıkmasının yolu budur.
Bu büyük bilgiye varınca artık oradan tüm insanlara ya da tüm
olaylara etki-tepki formülüyle ulaşmak mümkündür. Rimbaud şairi
kahin diye tanımlarken bilinmezi keşfedip insanlara sunan bilgin,
lider olarak düşünmüş. Büyük bilgiye ulaşmak, var olanı farklı
okumayı gerektirir. Olduğu gibi (ya da alışılageldiği gibi) okumak
insanı ancak buraya getirmektedir çünkü. Bu noktada duyuların
birbiri ile senkronize hareketini kırıp yeni bir kombinasyonla,
duyular arası yeni iletişimler kurmak salık veriliyor. Böyle teknik
bir inceleme (ya da anlama) elbette çevirmenin yorumu. Bu teknik
analiz (çünkü şiir, cami avlusuna bırakılan bir öksüz
değildir; mutlaka yaşadığı süreçle, etmenler ve etkilerle ilişki
içindedir -ne keşif yarabbim-) sonucu varılan formül elbette ki
tarif edilmiyor. Ama çevirmenin bunu şairin esrar kullanması ve her
şeyi sarsıp yeniden kurmak gerektiğini söyleyebilecek denli asi ve
uyumsuz olmasından okuduğunu sanıyorum.
Kendimi, çevirmen gibi, "bir şeyden
bahsetmeden hakkında nice söylemek" durumundaymışım gibi hissettim.
Velhasıl, keşif devam etmektedir. Fark ettiğiniz üzere de
keyiflidir.
Yukarda yazdıklarım arasında bir
ahenk ve bağ var mı bilmiyorum çünkü bunu yazarken aslında masamdan
binlerce kez kalkmak ve de kaldığım yere kadar her seferinde yeniden
düşünmek durumunda kaldım...
......................
Kardeşim ünv. son sınıfta. Bir
derste liderlik hakkında sunum yapan bir salak öğrenciden
bahsetti. Sınıfta derse ilgi az, toplasan hoca dahil 11-12 kişi.
Çocuk konu anlatımında erkeğin kadına nazaran daha fazla liderlik
vasfı taşıdığını söylüyor (dışarıdaki dünyadan referansla).
Kardeşim ve hoca irkiliyorlar. Hocanın açıklamalarına (çekinik
karakter açıklamaları: "kadınlar işte erkekler gibi özgür
değillerdir, onlar öncelikle kendilerine biçilen rolü kırmak daha
sonra da atıyorum edebiyatçı olmak için gerekli emeği vermek
durumundadırlar... vs.") bu benim fikrim basitliğinde karşı koyan
bir üniversite öğrencisi düşünebiliyor musunuz? Burası insanların
birey olduklarını tescil ettikleri merkez midir yoksa bir bilim
öğrenme, öğretme merkezi midir? Dışarıdaki dünyadan referansla
burada tavır geliştirirsen üniversite aydınlığından karanlığa nasıl
ışık götürebilmekten bahsedebilirsin ki? Üniversiteyi bu tür
pratikler ve cılız savunmalar bu denli sıradanlaştırmadı mı zaten?
Elini sallasan üniversite mezunu, ama mantık, zeka, birikim yok...
Cehaletini koruyup/savunup bu halinle bile üniversite mezunu
sayılırsın tescilli bir diploma ile iş kapılarında kimilerinin önüne
geçersin sonra... Sana bu şansı tanıyan sistem, hocalar ve bilen
insanın hoşgörüsü hakkında ne desem artık bilmiyorum... Kadın erkek
eşitsizliğine dikkat çekmesi en muhtemel birikmiş olan üniversite
mezunlarının içler acısı hali vahim bir noktada olduğumuzu
bağırıyor...
.........................
Bendeki de ne hiddet. Arthur'dan
gaz aldım herhalde? :)
.........................
Akşam içmeye davetliyim...
(ramazan ramazan:)