Son bir kaç gündür gece gündüz çalışıyorum...
 
Yoğun ve de yorgunum...
 
Arada yine de kitaplar aldım; Selçuk ALTUN'un Ku(r)şun Lezzeti'ni uykusuzluk ve de zamansızlığıma rağmen okuyorum.  Keyfine, "Bir sen yakınsın uzakta kalınca"'nın tadına duyduğum özleme karşı koyamadım.  Yorgunluk ötesi bir kendini buluş mudur?  O kitapta sanat ile yakından ilgi, ilgilenilen konuları insanın üstünkörülüğünden arınmış, saf ve direkt ilgi nedeniyle anlamlı, şişirilmemiş buluyorum.  Eğer bir çıkarım söz konusu ise bu da kesinlikle popüler okumalar derinliğinin ötesinde, uzman elince yapılmış tadında...  En sevdiğim yanı ise insanın kendisi ile konuşmasındaki özgüven nedeniyle cesur ifadeler taşıması.  Sanki benim suskunluklarımın hıncını alıyor....  İçimde biriken bir şeyler mi var derseniz, evet...  İnsanın kendini dahil etme çabasının bir sonucu susulan, yalnız kalmama, yalnız olmama durumundan faydalanma, döngüye sürekli çağırılma, döngüye birileri tarafından sürekli itilme, yaşamsal gerekliliklerini bu bütüne endekslemiş olma durumu nedeniyle susulan bin bir cümle....  Bu daha gider, ki zaten içimde sürekli kıpraşan bir ses bu(nu;) yazmak...
 
Diğer kitap Dostoyevski'den; Yeraltından Notlar.  Beni çeken yanlar, dostoyevski tasviri, detaycılığı, adın çağrıştırdığı muhalif, gerekçesi konuşulabilen, gerçeğinden uzaklaşmamış bir dürtü olması, yer üzerindeki insan üzeri(!) değerlerce kirletilmemiş olmasıdır.
 
Aldığım diğer kitap Perihan MAĞDEN'in "topladım kalbimin herrrr köşesini".  bu kitabı bilerek bir kaç kez ıskaladım.  Sonra bir an öyle bir liste geldi ki karşıma içlerindeki en anlamlı kitap buydu.  Zaten aklımın bir köşesinde, en kötü ihtimalle üslubunu okuyabilmek için ve kardeşime yakın bir dil kullandığından onda bir sahiplenme yaratabilmesi için almak vardı.  Bu arada kardeşim, "Perihan okumazsam eksik hissetmiyorum da, diğer köşe yazarlarını kaçırırsam üzülüyorum, sanki eksik kalmışım gibi geliyor" diye Radikal'in köşe yazarlarını seçiyordu...
 
Bu gün işyerinde de bir arkadaş, "Radikal almadım bu gün aman allahım" dedi.  Kişi, MHP zihniyetli, zeki ama yetersiz birikmiş, yanlış yere doğru dokunmuş ve günlük hayatı üstünkörü konuştuğu, yaşadığı (izleyebildiğim kadarı ile) nedeniyle beni Radikal ile çok şaşırttı.  Sonra Radikal Futbol, "magazinel değil, gerçek futbol" (=>reklam varsayar mısınız lütfen...) sever insanların seçimi olduğundan biraz anladım...  Sonra ben kızdım "bu gazete bu ek yüzünden alınıyorsa yazık, çünkü daha öte bir gazetedir" diye; içimde saklı itirazlar ve eleştirirler bir yanda saklı.  Çünkü biliyorum ki eleştirileri yapmama yeten bağı onun kavraması imkansız.  Derken İsmet BERKAN'ı sevmediği halde okuduğunu söyledi.  Gazeteyi bilenler bilirler ki o kişi yazı işleri yönetmeni.  Benim popüler olmakla eleştirdiğim gazetenin en popüler yazarına dayanarak aynı tarafta çizdi kendisini benimle...  Üzerine muhabbet etmedik, istemezdim de....
 
Öğlen yemeklerinde kaç gündür Gülben ERGEN tüketilemedi.  Onun bittiği yerde dizilerin yeni yayın dönemi nedeniyle yeni bölümlerini tv'ye sürmüş olmaları konuşuldu.  Neredeyse her işyerinde olduğu üzere (akılları sıra ekip ruhunu güçlendiriyor/akılları sıra benden hareketle bir yorumdur) haftasonu maçları üzerine de harcanan geri kalan zamanda da kendime maalesef bir yer bulamayıp yemek ile yakın ilişki kurdum hep...
 
Diyesim böyle...
 
Bu arada da bir yandan Erkan OĞUR - İsmail Hakkı DEMİRCİOĞLU dinliyorum.  Cümlelerimi yarım, bir yerinden sonra başından alakasız bırakıp geçiyorum.  Farkındayım ama düzeltme isteği yok içimde...
 
Budur.
 
 
------------------------------------------------------------------
....
 
dağlar var dağlardan yüce
dağ mı dayanır bu güce
derdimi üç gün üç gece
söylerim bitmez yalınız
 
şah'ın ayağına varsam
hayırlı gülbengin alsam
kızılırmağa gark olsam
çağlasam aksam yalınız
 
Erkan Oğur bu arada perdesiz dolanıyor...
 
pir sultanım hey erenler
eline niyaz edenler
üçler kırklar yediler
mürvete geldim yalınız
 
------------------------------------------------------------------
 
En güzel türkülerden biridir, demeden olmaz;
 
kaleden iniş m'olur
ham demir gümüş m'olur
evvelden ikrar verip
sonradan dönüş m'olur
 
yad öyle bakma
ciğerim yakma
 
bu dağlar kömürdendir
geçen gün ömürdendir
feleğin bir kuşu var
çırnağı demirdendir
 
yad öyle bakma
ciğerim yakma
 
Erkan OĞUR burada perdesiz dolanıyor...
 
bu dağlar eze dağlar
yar gele geze dağlar
suları şarap olmuş
çiçeği meze dağlar
 
yad öyle bakma
ciğerim yakma
 
Perdesiz eşliğinde Erkan OĞUR'dan bir şiirsel son;
 
süt kalenin burcundayım
altınovaya bulut çökmüş pamuk gibi
eski günler geri gelmiyor
bak ki harput yok olmasın
 
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
imla ve diğer vs hataları önemsemeden yazılmıştır; nedeni Erkan OĞUR'dur...

Erzurum'lu Emrah'ı bilenler çıkarsa, "tutam yar elinden, çıkam dağlara...".  Ötesi yok, selam ederim...


Kızılırmak'tan yorumsuz ya da nereye devşirirseniz...

------------------------------------

Güneş bir gün doğacak
Al bir aydınlık saracak bedenini
Hüzünlenen gözlerini binlerce kez öpeceğim

Umudunla direncinle
Bilincindeki tohumla
Aydınlıklar doğacak sende

Yüreğimdeki inancı umarsızlık sardığında
Soluğunla ısıt beni
Günüm güneşim kavgam ol

Sen emeksin
Sen sevdasın
Ufukta parlayan günsün
Aydınlıklar doğacak sende