Bu
kısa süreli sessizlikler elbette ki her şeyin yolunda olduğu ya da olmadığı
anlamına gelmiyor....
Öncelikle işyerinde cesur ve radikal değişikliklere vesileyim. Ben istedim,
sanırım bunun adı bir yandan insiyatifimi yönetmek diğer yandan da akılcı
olmak. Belki de akıllıca insiyatif yönetmek falan vs... Artık tek
başınayım. Ekibimden dokuz kişiyi başka ekiplere kaydırdım. Bu kişilerden
biri de beyefendi *.
Dünyamın güzeli İngiltere'ye dönmüş. Antalya'da güzel bir tatil sonrası
gurbet yolları (böyle lirik yaklaşan benim, o öyle değil...:).
Sonra
gönüllere çalıştım...
Ne
bileyim, biraz keyif/tembellik yapmak isterken yine ıskaladığımı hissettim
amacımı. Sonra belki aslında menzilinde hiç olmadığımı, hatta bir uzaklık
ölçütü olarak yörüngesinde bile olmadığımı düşünüyorum. Kıyısı köşesi yok
bu işin. Ya içimdeki uslanmaz yetmemezlikten ya da gerçekçiliğimden böyle
tanımlıyorum. Birilerine sorsanız profesörüm bile ama o ayrı bir hikaye.
Şu
edebiyat dedikleri bir derya, referans kabul etmeyen. İtina ise, sizi
yaşamınızda kare kare takip eden bir hesaplaşma.
Bir de
sistem eleştirileri var ki...
Bu yazıyı internetten bulup gönderen beyefendi. Kendisi ile telif
hakları ve korsan (ucuz/kopya) ürün (özellikle de cd) üzerine yaptığımız
küçük sohbeti konu kılıp göndermiş. Aramızdaki gerilimli ve zaman zaman
kıvılcımlı iletişim nedeniyle (en azından benim tarafımda) kendisine yazıya
dönük bir geri tepki vermedim. Yazı aslında insanın bu güne muhalifliğini
biliyor (bilemek, örn: bıçağı bilemek). Öyle ki, artık mutsuz ya da sürekli
stres üreten (kendine ve etrafına) birine dönüşüyorsunuz. Çünkü bir ucundan
ahlakınıza dokunuyor bu kabul ya da mecbur ediliş. Karşı çıktığınız
sistemden beslenmeyi yutkunabileceğiniz okkalı bir boğazınız olmalı (hele ki
biz tower** insanları için). Bir diğer yanı ise terimleri nasıl
tanımladığına bağlı olarak cümle içinde kullanabildiğinin göstergesi bir
yazı. Hangi yanından baksan haklı bir pozisyon, tanım ve zemin faktörleri
nedeniyle. Belki çıkıp dağlara falan çıkmak lazım, ama askere gidebilmeyi
bile düşünebiliyorum düşünün ki. Ben
ne Kürt arkadaşı karşıma alıp kendisine hiddet besleyebilirim ne de terör
(örneğin bakınız
direnişe terörizm diyorlar)
diye paketlenen karşı duruşa, her şeyi yerli yerine koymadan kurşun
sıkabilirim. İşin(kurşunun) ucunda insan(ya da canlı) olduğunca öldürmeye
karşıyken askere gitmek, hele hele bu denli karşı görüş beslediğim bir
iktidarın yönettiği bir asker olmak, hele ki Irak'a gidişlere denk gelmek bu
denli karşı çıkarken, bir erkek cenneti askerlik mekanında hetero olmaya (gay
olmamaya) çalışmak... Varın siz düşünün içinde bulunduğum
çelişkileri, mecburiyetleri vs...
1)
Neresinden tutsanız elinizde kalır
2)
Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık
3) İki
ucu boklu değnek
4)
....
Onlar
ermiş muradınaaaa, biz çıkalım....
Bir
kaç yere yıldız koydum ama bu muhabbetin geldiğim yerinde o yıldızlara geri
dönmek sarının yanına lacivert koymak gibi uygunsuz olur (bak bak, futbolla
uzaktan yakından ilgim yoktur ama lafta, geyikte ve nüktede
GS'liyim:-).
*
Beyefendiyi geçenlerde düşünürken onu birine tanımladığımı varsaydım. O
yakışıklılığının, çekiciliğinin ötesinde şiir gibi keyifli, dengeli, dingin
ve engin bir insan. Şiir kadar (elbette şiirine bağlı:). Yerellikler
konusuna bu denli önem verirken onda gördüğüm o kendine haslık, sahiplenme,
bilinç, bilmenin sarsılmaz gücü tek kelimeyle takdire değer. Kendi iç
çekişmelerinden dışa (arda)(iletişimin diğer ucuna)(ikinci kişiye) kalan
bu. Ama sanmayın ki evcilliğinizi/kendinizi alabildiğine yaşayabileceğiniz
biri o. Bu estetiğin altında bir kişilik var ki, üzerinde kendinizi
yaşamaya kalktığınızda burada bir ben var dercesine karşı koyuyor. Siz
kendinizi değil, ancak onunla birlikte bir ortaklığı yaşabilirsiniz. Güç
dediğin(m) budur. İnsanın harcı bu denli sağlam karılmış olmalı. Anadolu
kokuyor oluşu, aleviliğinden, solculuğundan gelen o muhalif duruş elbette
onu bana yakın tanımlayan diğer unsurlar ama bundan ibaret olmadığı bu
resimden sonra sanırım aşikar. Onu kesinlikle takdir ediyorum...
** Bir
gün mailime gelmişti başlığı tower insanları olan bir betimleme. Bulursam
aktarırım siteme: bu gibi yerlerde iş gören insanların yavaş yavaş birbirine
benzemeye başlayan hayatlarını resmediyordu. Bu gibi yerlerde birbirini
görüp birbirinin aynasında kendine çeki düzen veren, karşısında gördüğüne
göre pozisyon alıp dolayısıyla benzeyen, benzer insan kalabalığının vurgusu
bir yazıydı. Yakalanmış, tutturulmuş bir ritimle, debisi sabit bir aynı
yönlü kalabalık bir akış gibi (takım ruhu, aynı hedefe yönelmiş enerjilerin
ortaklığı, bizin ben'ler toplamından büyük oluşu (gaza gelme faktörünün
dikkate alınışı) vs.. :-). Tower (çok katlı yerleşim)
insanları, bu sistemin göstergesidir, endeks gibi...