Bence de umarım
iyiyimdir...
Bu biraz kendimde
olmadığım, biraz da kendimde daha önce tanık olmadığım
şeyler yaşadığımı anlatmalı. Dondurmak istiyorum kendimi;
çevirdiğim her sayfa sanki yeni yüklerle doluymuş gibi
geliyor şu an. Soluk almalıyım bir yerlerden,
soluksuzum...
Sanırım biraz şefkate
ihtiyacım var ve kovalamadığım, gelip beni bulan bir
güzelliğe. Sanki günler tek yönlüymüş gibi, sadece emeğimi
alıp başka bir emeğe beni denk getirmiyor (bu
elbette bir sistem/formül eleştirisi, kaderci bir çıkarım
değil).
Ben biraz bu kovalamacadan kendimi uzak tutmalıyım. Şöyle
yapmalıyım dediğim çok cümle kurdum bu günlerde, her birini
bir araya toplamalıyım...
Bilmiyorum.... öyle
işte....
Sen nasılsın, eşin,
çocuklar? Buralarda mısın, İstanbul'da? Ankara yolun
nasıl?
Başlığa
istinaden (çok seviyorum bu şiiri,
şarkısını da Livaneli yapmıştı, onu da çok seviyorum...);
Günlerimiz
çözülen bir yün yumağı
akıp giden günlerimiz
mezar taşlarından suskun
telaşsız sessiz sitemsiz
savrulan
yapraklar gibi
akıp giden günlerimiz
cenaze törenlerinde
telaşsız sessiz sitemsiz
bir suçluyu
aklar gibi
akıp giden günlerimiz
sanki bir sır saklar gibi
telaşsız sessiz sitemsiz
doğmayan
şafaklar gibi
akıp giden günlerimiz
haksız ittifaklar gibi
akıp giden günlerimiz
bir
kitaba başlar gibi
koşarken yavaşlar gibi
düşen arkadaşlar gibi
akıp giden günlerimiz
Yağmur Atsız / eylül
1979 / Bonn
herkes birbirinin yoğun olduğunu zanneder, ama bilmezler ki
her insan aslında kendi yalnızlığıyla boğuşur durur;
bilmezler ki kimse yoğun değildir aslında sadece öyle
görünürler;
bilmezler ki "Bir
palyaçonun yüzündeki boyalar, vücudunun hareketleri,
mutluluk yayar uzun zaman boyunca. Fakat işin gerçeği her
oyundan sonra kendi başına kaldığı dar vakitlerde çektiği
acıdır. Bunu gören bir çocuk hayatının ilk dersini alır,
bütün bir ömrü kaplayan numaraların bir anlık bir acıyı bile
kucaklayamadığını anlar."
bilmezler ki;
umarım iyisindir dostum; :)