Ya bilgisayar kilitlenecekti
az önce ya da ben sinirden. Bilgisayarı, ikimiz de
kilitlenmeden kapatıp açabildim...
Sanki şöyle bir dalga halinde
geldi ve bana yazdın, sonra duruldun gibi görünüyor. Ben de
rutinlerinin arasına mı girdim nedir, ya da artık
yalnızlığın başka insanlarda oyalıyor kendini.
Ben ise bir hayatı
bilgisayarın camından seyretmekle onu yaşamak arasındaki
benzersiz gerçeklik farkı içinde bir türlü anlatmayı beceremediğim ya da aslında anlatmak istemediğim olaylarla yoruldum. En çok
da bu karmaşa ve hengame içinde görevler yük oluyor. Mesela
annem şu an beni perde takmaya çağırıyor...
Şimdi geldim ama hazırlanmaya
başlamazsam işe geç kalacağım.
Bayramda beyefendi yalnız
kalacakmış. İçebilir mişiz istersek :).
Günlüğümü okudun mu, en son içtiğimde yaptığımı? Kendimi
ondan kurtulmuş kabul ederken onu her gördüğümde yeniden
başlayan bu alevlenme içimdeki duvarlara derdini yanıyor.
Aklıma bir türkü geldi, bir avunma, savunma, kabul ediş,
soluk almaya çalışma, umuda tutunma, tasvir
gereği lirik;
dışarıda deli dalgalar,
gelir duvarları yalar, seni bu sesler oyalar, aldırma gönül
görmek istersen denizi,
yukarıya çevir yüzü, deniz gibidir gökyüzü, aldırma gönül
Bu maili de günlüğüme
aktarmalıyım.
Yazınız lütfen...