Zor bir gündü benim için...
Önce büyük bir coşkuyla, hediye almak istedim. Seçtim, çok
mutluydum. Ona hediye almış olmaktan, kendimi zorunlu hissetmeden,
dilediğimce, savruk almış olmak çok ama çok hoştu.
İşyerindeki toplantıya yetişmeye çalıştım sonra...
Toplantıya girdim ve ne yazık ki çıkışta sinirimden ağlamak
üzereydim. Kendimi yatıştırmaya çalıştım...
Akşam biraz daha iyi geçti, derken ona hediyesini vermek
istedim... :)
Ona hediyesini verdim, çok mutlu oldum. Konuştuk, çok mutlu
oldum. Keyif aldım... Aklımda hep, "bu acaba kendisinin içinde saklı
olduğunu düşündüğüm bir duyguyu çağırmaya çalışıyorum gibi mi düşünüyor", ya
da "birlikteliği ben, onunla çıkıyormuşum gibi yaşıyorum diye mi düşünüyor"
dolanıyordu... Soru işaretleri...
Söylenmemiş bin bir söz, tamamlanmamış bin bir cümle, hiç bir
zaman içime sinen yeterli özen gösterilmeden değişen gündem...
Ama tek kişilik bir iletişimden bahsetmiyoruz.
O kadar çok söz var ki, onu bıraktıktan sonra düşündüm...
Ben onu idealize etmeden sevdim, bu yüzden de onda aşklarımı değil, aşka
olan inancımı temize çektim. Çünkü ben onun beni nasıl sevdiğini değil,
sevebilme ihtimalini değil, en doğal haliyle etrafına seçkin duran
samimiyetiyle sevdim. Kendimi onu sevdiğim için daha da çok sevdim desem
abartmış olur muyum bilmiyorum...
Hep söyleyedururum zaten, eğer dürüst olmak, pahalı bir
karşılık gerektirmiyor olsaydı herkes tercih ederdi. Erdem, dürüstlük
uğruna her şeyi göze alabilmektir, tıpkı, özgüven yoksunu bir nesilde,
referans ya da tanık aramadan, hayatını yalnızlığı ile anlamlandırabilen bir
insanın kendine dürüst bir yaşam sürmesi gibi muhalif ve savaşçı... Yani
günlüğümü okuyan bilir ki; en zor zamanımda elimden tutan dost gibi: " Yaşamak görevdir yangın yerinde, yaşamak, İnsan kalarak"...
..................................................
Biriyle sevişmek istiyorum; sıkıldım uykumun bölüne bölüne
"yaşama yabancı"
düşlere düşmesinden...