Bir kaç insanla iletişim denemeleri içindeyim (biri ile özenli ama). Bakalım nereye varacak?
Bu arada, günlüğümde yer alan bir önceki sayfa, aklımda bir kurt gibi kemirmeye devam etmekte beni. Kardeşimin sınav dönemi ve erkek arkadaşının askere gitmiş olması, benim o şiiri yazdıran devinimim çok yorucu. Bu arada beyefendi ile yukardan da anlaşılacağı üzere düze çıkma denemelerindeyiz. Ama muayyen günlerin geçmesini bekliyoruz.
Geçenlerde internette ne tarıyordum hatırlamıyorum ama açtığım sayfa Nazan ÖNCEL için yapılmış bir sayfaydı, onu da özlemişim. Bu nedenle aşağıya onun bir şarkısını alıyorum;
Sen Beni Öldürüyorsun
Ne
zaman canım sıkılsa
Gitmek isterim uzaklara
Ne vakit seni düşünsem
Ki düşünmesem olmuyor
Gözlerin gelir aklıma
Ah o çocuk gözlerin
Tam göğsüme saplanır
Bıçak gibi sözlerin
Sen beni öldürüyorsun
Sen bunu bilmiyorsun
Sen beni öldürüyorsun
Sen bunu hep yapıyorsun
Ne kadar kaçsam kendimden
Bir o kadar yakalanırım
Ne kadar seni istesem
Sen hiç yanımda olmazdın
Gözyaşı biriktirdim
Gözyaşım ince sızı
Düşündüm de bir zaman
Bunu ben hakketmedim
Sen beni öldürüyorsun
Sen bunu bilmiyorsun
Sen beni öldürüyorsun
Sen bunu hep yapıyorsun
Her limandan bir gemi
Alır götürür beni hayal bu ya
Üstelik gitmeler üzer bizi
Geçmiyorsam içinden
Sevemedim bu fikri
Gidiyorum inadına
Al aşkını ver beni
Bir de, Ali POYRAZOĞLU'nun bir alıntısı geldi bu gün mailime, aşağıdadır;
"Şunları bir araya toplayayım. Bir güzel muhabbet edelim" diye düşündüm. Mutfak isinden de anlarım. Donattım sofrayı, bayağı uğraştım. Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim. Bayağı da para gitti. Birinin yediğini öbürü yemez, ötekinin içtiğini beriki içmez. Dört kişilik sofra kurdum. Mumları da yaktım. Bak hepsi, Erick Satie severdi, hatırladım. Müziği de ayarladım. Geldiler; yirmi yaşımı, otuzbeş yaşımın karşısına oturttum, kırk yaşımın da karşısına, ben geçtim. Yirmi yaşım, otuzbeş yaşımı tutucu buldu. Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi. Yatıştırayım dedim; "Sen karışma moruk" dediler. Büyük hır çıktı. Komşular alttan üstten duvarlara vurdular. Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı. Evin de içine ettiler.
Bende kabahat, ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine..
Bu Doritos'un haşhaşlı ala turca'sı da çok hoşmuş....