Brad Mehldau Trio'nun 17/07/2003'de İstanbul Jazz Festivali kapsamında verdiği konseri NTV'den izledim... 

Öyle bir duygu ki bu, sizde olanın çağırıldığını hissediyorsunuz.  Yani sizin referans olarak alındığınız, bir başkası tarafından ortaya konulmuş bir eser... 

Önceki günlerde, Radikal Sanat sayfasında bir sergi haberinin başlığı; Öyle bir sergi ki, mekan sizsiniz.  Haberin yapılışındaki, başlığın seçilişindeki, sanatın inceliğindeki, gerektirdiği birikimdeki bütünlüğe, zekaya bakarmısınız... 

Bunları yazarken bir taraftan da aklımda hep, kendini kutsayan insan var; insanların varlıklarına/olduklarına kanıt olarak aradıkları, direkt ya da indirekt onay peşinde bir aciz gibi...  Bir bakıyorum ki ben olmuş bana cevap veriyor... 

Konsere dönelim.  Bir iletişim var diyelim etraf ile.  Bu iletişimin amacından, vardığı ile başladığı nokta arasındaki farka kadar, iletişenlerin kendilerinden kattıkları ve diğerlerine yabancı düşe(ebil)en ama kendi samimiyetlerinde anlamlı olan küçük küçük parçaları düşünün şimdi.  İletişimin, bütünlükle birlikte konunuz olduğunu, bu konunun ise yaşam dediğiniz zaman diliminin her anında, gerekse de kendinizle yapılacak şekilde devam ettiğini farkedin şimdi.  Onlardan birini ele alıp küçük küçük diye ayırdığımız parçalarına bölün.  Jazz; işte bu denizde, bir nedeninin arkasından dalgalarıyla birlikte, her birini başrole oturtabilecek denli önemseyerek anlatmaya çalışıyor.  Ve eğer siz de bu detaylar ve sürecin seyrine varabilecek kadar kendinizden özgürseniz, farkına varıyorsunuz ki bu iş bir kendinelik kadar bir öncekinden farklı ve size bu samimiyetle yaklaşabilecek kadar tanıdık... 

Boğaziçi Genetik'de okuyan bir arkadaşım vardı; Bülent.  Miles Davis dinlerdi.  Güzel şarap içerdi hetero arkadaşım.  Alman bir kıza aşıktı.  Sonunda bir yaz Almanya'da Genetik üzerine yaz çalışmasına gitti.  Arkadaşını da gördü ve geldi...  Bayağı zaman önceydi, uzun zamandır görüşmüyoruz... 

Boğaziçi deyince aklıma başka bir arkadaş daha geldi ki, kendisiyle Ünv.'nin girişindeki ilk sağda (oranın bir adı vardı ama unuttum) Bono'dan şarkı söylemiştik.  Sınav dönemi ve gecenin bir yarısı olduğunu, artık dayanamayıp arkadaşın kız arkadaşına özlemini gidermek üzere kızlar yurduna gitttiğimizi hatırlıyorum...  Sınav nedeniyle uyanıkların sayısı azımsanmayacak denli çoktu, sabah ezanı yerine Mine bizim sesimizi duy(ma)mış ve cama çık(ma)mıştı.  Ama bütün uyanıklar bize saati hatırlatmak üzere camlardaydılar...  Sarhoştuk...  Güzeldi...  O şimdi bir ahçı ile birlikte istanbulda askerlik yapıyor.  Komutanından izin almış, hafta sonları İtalyan Kültür'de italyanca kursuna gidiyormuş, hafta içi de ahçı arkadaşından yemek yapmayı öğreniyormuş.  Ahçı arkadaş çok lüks bir yerde çalışıyormuş , bu nedenle tarif gırla ve değişik.  Bahse konu kişi ile aslında aramız yoktur ama arkadaş bulduğu ilk fırsatta kendinden bahsettiği için kazai bir telefon görüşmesinde öğrendim bütün bunları...  

Konu zaten o değil di ama olsun, kafa dağınık, konular ardı ardına geliyor vs.... 

--------------------------------------& 

Zaten, hayat şu andan öte ne ki şu an için?