Bu gün
Ortaköy'deydik. Tuan haylazının biraz gaz problemi, biraz da kaka problemi
vardı...
"Müdürüm"'le tanıştık. Kendisi İngiltere'ye, dil öğrenmeye gitmiş bir
arkadaşımız, muhasebe müdürü olarak görev yapmış. Şimdi iş arıyor. O kadar
ince bir kadın ki, kendimi yanında kaba hissettim. İnanılmaz dengeli,
huzurlu, doygun bir insandı ki anlatamam. Sohbet ederken "bir an sahneler
koptu, konu neydi, ne diyorduk" oldum sesini dinlerken...
Kendisi
seksen sonrasında CHP SHP birleşmesinde önemli rol oynayan sivil insiyatifin
bir parçası, "taban" adında bir gazete çıkarıp, Taksim'de bir büro-internet
kafe kurarak ayakta, var olmaya çalışan dengeli ve sol görüşlü bir sivil unsur
olma çabalarındaymış. DSP'yi o süreçte, Güneydoğu sorununa yaklaşımı
nedeniyle birleştirmenin dışında tutmuşlar. CHP-SHP birleşmesi sırasında
bakmışlar ki değişen bir şey yok, aynı kadro, yeni diye ortaya atılan eski
tüzük, örgütlenme, yönetmelik bu işin bir yere varamayacağını anlamışlar. O
çevreden, belli bir süre sonra etikete, çıkar ve vitrine yönelinmiş olması
nedeniyle bir zaman sonra kendiliğinden bir uzaklaşma yaşamış. Şimdi Fatih'te
oturuyor müdürüm, bilmem kim efendilerle birlikte sinir harbi yaşarcasına ve
yozlaşmaya, cehalete tanık, tek başınalık nedeniyle de seyirci...
Bekar
bir kadın müdürüm. 30'larında... Zar zor bulduğu bir işi, kendini önemli
sanan bir cahil kadın patron yüzünden bırakmış. Memleketin hali ortada ama
benim de korumam gereken bir asgarim var. Değerlerimi zedeleyecekse bana
kattığından çoğunu alacaktı o iş diyor...
Kendine
çay söylemiş ben Tuan'ı gezdirirken, ben geldim ve bir tane de ben siparişe
ekledim. Önce bir tane geldi, ben onu dinlerken aldım, içtim. Sonra ikinci
gelince farkına vardım aslında içtiğim çayın ona ait olduğunu, dinliyordum
keyifle...
Dünya
güzeli yanımdaydı, Tuan da öyle, Mehmet de keyifliydi...
Bir de
Kendisine en son aşık olduğumu söylediğim insanı gördüm, ortak arkadaşımızdı
güzelimle. Yakın arkadaşımdan hoşlanıyormuş hanımefendi, onunla çıkmıştı.
Sımsıkı sarıldı, ben o kadar değildim, sanırım özlemiş, biraz çağrıştırdım bir
takım sorunsuz günleri...
Herkes
doluydu anlayacağınız...
Aklımın
bir ucunda Londra, diğer taraftan müdürümün ileri yaşında ora tecrübesi.
Oradaki Türk çocukları anlattı, ki öyle güzel tarif etti; "Orada insanlar
kendilerini özgürlük zannettikleri anlamsızlıkla oyalıyorlar. Değerleri yok,
karşı durmak adına iyiyi de inkar etmişler.." Diyecek bir şey bulamadım,
haklıydı... Resim güzel çizildi, sanki boş bir kareyi tasvir edercesine
söyledikleri bütüne oturdu, bağlantı sağladı, pencere aralandı...
En komik
yanı günün, dünya güzeline düğün ve Tuan için vermek istediğim hediye yerine
kendilerince uygun yerde kullanabilecekleri nakit verirken oldu. O da ben de
yapılması adetten bir muhabbette "ne gerek vardı, olmadı şimdi", "olur olur,
olur mu zahmet" bulduk kendimizi. Sonra dedim ki, bu ne dededen nineden bir
muhabbet, canım istedi verdim, neresi zahmet, zahmetse de öyle veriyoruz
işte... O da; evet yaa, o ne muhabbetti öyle, kaptırdık kendimizi gizliden
edindiğimiz toplum alışkanlıklarıyla...
Ve bir
gün daha yaşandı ve bitti...
Ha bir
de iş yerinde akşam, kız evi naz evi muhabbeti döndü, işyerimiz satılık
da: kelepir cinsinden... Bayandan, az kullanılmış, yokuşa falan bile koşulmuş
ama göstergesiyle oynandığı için sıfır kilometre sayılabilir. Mübarek Toros
niyetine dayanıklı...
Alınız,
arayana tavsiye edilir(iz)...
