Öyle bir an düşün ki,
sabrının, inanmışlığının, birikmişliğinin, doğruluğunun ve ortaya koymuşluğunun üzerine, yağmurla şımartılmış yeşili çekmiş bir dağın güneşe bakan yüzünden esen rüzgarın tadını duyumsayabilecek/ayrımsayabilecek kadar bilmek/yaşamak/üretmek yaşamı, bildiklerine ihanet etmemişliğin ile bahara yakışır bir huzurlu ifade ile yüzünde...
Karadeniz'i göresim geldi.  Sonra birden düşündüm ki, bizim için uzaklarca umut olan bu gibi yerler, oranınn kıyısında ya da tam da orada yaşayanların günlük sıradanlığında nasıl da hoyratça es geçiliyor, tüketiliyor, yaralanıyor...  Benim bir iki durak ötemdeki Beyoğlu, Türkiye'nin tamamına yayılmış eşcinsellere umut verdiğini, kendilerini yabancı hissetmeyeceklerini düşündükleri, ifade edildiklerini, buna özgür bırakıldıklarını düşündükleri yer olarak el üstünde ya da zihin üstünde ya da umut üstünde ya da aslında acıların üstünde tutulan bir mekan olduğunu bilmem ama kendime melhem olmadığına tanık olmam, çok daha büyük, yalnızlık ötesi birbaşınalık anlamı ifade ediyor. 
 
Annem, aslında şaşıyorum bunu nasıl söyleyebildi diye, kendisine eşcinsel olduğumu söylediğimde bana dediği hayatımı kendimin üretmek durumunda olduğumdu.  Bunun çok zor olduğunu annem, hayatı bilmezliğine rağmen cesaretle üretmiş olduğu bu gününe dayanarak söylüyordu.  Ben de şimdi sonuna kadar farkıdayım bu hissin.  Önümde koca bir dağ gibi duran düğümlenmiş incelikleri, incitme telaşı ile, yara almadan/vermeden çözebilmek durumunda oluşum, bana bunu şart koşan bunca bildiklerim...
 
:)