Dışarı çıkmıştım, rom ya
da kanyak almak üzere, bir de Radikal ve belki kahve
içerdim Merter Migros'da.
Migros'a giden yol
Erkan'dan geçiyor ve ben oradan kendimi sakınarak geçtim,
giderken. Gittim ve kahve içtim, rom ya da kanyak yoktu,
Radikal alabildim sadece aradıklarımdan, bir de
sürprizinden Elazığ yöresi üzümleri mahsulü Buzbağ.
Aklımda öyküler, kura kura yürüdüm, çok iyi geldi...
Dönerken Erkan'ın evinin
neredeyse köşesinden geçtim ve onu muhtemelen
bulabileceğim yer olan Tekel Bayii'ne uğrayıp çektiğim
nakit ile kanyak ya da rom almak istedim. Ben istedim de
orada var mıydı? Sadece kanyak... Niye kanyak diye
sormayın, bütün son iki günü farklı bir lezzet diye
sayıklayarak gezdim (şımarıklığımdan açıkçası/ES).
Dönerken Erkan'ın odasına
baktım yanıyor mu diye apartmandan geçerken... Loş bir
ışık vardı, bana göre Erkan içerde devinmekteydi kendinde,
seçimlerinde. Erkan öyledir...
Yürüdüm ona rastlamamanın
üzüntüsüyle (içten içe bir yönlenme bu). Aslında ona
rastlamak ve dostluğunu keyifle yaşamak istedim fakat bu
benim arayışım sonucu değil olağan bir devinim sonucu
olsun diye de özen gösterdim, niye derseniz Erkan
seçimleri olan ve hayatı geldiği gibi değil, tercihlerini
yaşayan bir insandır...
Ona rastlama ihtimalinden
uzaklaşmış eve dönünce yapabileceklerime odaklanmışken o
bana rastladı hiç karşılaşmayı beklemediğim yerde. "Kahve
içelim bende" dedim, erken çıkarım ama dedi. Olabilir şey
değil, burada karşılaşmaktan tutun da bana gelişine kadar
bütün bunlar bir ciddi tesadüf...
Odamdayız, "kahve mi,
şarap mı?" sorusu şarap mı var diye cevaplandı. Açtık,
telefon geldi birinden, "Beşiktaş-Fenerbahçe" maçını
izlemek üzere bir yere gidilecekmiş... Biraz sohbet
ettik, "anlatmışımdır" ya da "sana anlatmadım mı" diye
başlayan cümlelerle bir sürü şey anlattı. Ben de
ona neredeyse iki ayı aşkın zamandır görüşmediğimizi
hatırlattım. Nasıl bir alışkanlıktır, nasıl da
birbirimizi "her şeyimizi bilir" düşünüyoruz, oysa
birbirimize emek vermeyeli bayağı oldu.
İnanılmazdı, yanında
kendimi alabildiğime yaşayabildiğim kişinin
karşısında cümle kuramadım, düşündüm..! Biz birlikte
büyüdük... Bu bir sevinç midir?
Bu arada içimde damar
damar kabaran bir diğer duygu; odamın 45 derece ötesinde
çıplak gözle görünür değil elini uzatsan dokunursun
uzaklığında üç hilalli bayraklar açılmış, etrafına
milletler toplanmış, slogan ve marşlar söyleniyor...
İnanılmaz derecede hiddetliyim bu olay yüzünden. Durumu
sadece üç beş bilmez işi diye tasvir edemeyecek denli
şiddet yüklüyüm... Pek hayırlı değil bu durum benim
açımdan. Eğer böyle bir durum varsa beni göbekten sola
yazın noktasındayım. Gönüllü savaşçı... askerlikten
sakınırken; yağmurdan kaçarken doluya tutunmak misali...
İnadına gidercesine; Metin Kemal Kahraman koydum
dinliyorum...
Asıl önemli nokta, dün
değil belki ama ondan önceki gün burada bir geri zekalı,
kızkardeşini bir erkekle göründü diye bıçaklamak üzereydi
(önemli nokta sokaktaki kovalamaca birinin kendini
kaybettiğinin resmiydi=bıçaklayacak kişi). Evimizin
köşesinde son bir kaç gündür boş kovanlar bulunuyor
ve neredeyse her akşam silah sesleri beni geriyordu...
Bu ne hiddet(im)?
Şimdi bir atış daha
yaptılar... kafayı yemek üzereyim... kendimi zor tutuyor
ve de sakınıyorum...
Hayırlısı ama,
ağlayabilircesine küfür etmek üzereyim
bağırarak.................................. Kendi
açmazlarımda küçük bir çocuk gibi olasılıklara, düşünlere
yalvarırken, olduğum kadarımla bu hiddeti besleyecek hem
de hiddete neden olan öğeye bu kadar fazla gelebileceğim
benim için, saatte 200 km ile giderken duvara toslamak
gibi... (incredible)......................................................