Yazılar
 

Sayı:24
16 Ocak 2002

BAŞYAZI
e-mail

BORSA-EKONOMİ
e-mail

DENGE
e-mail

YAZDI

TARİHİN SÜZGECİNDEN
e-mail

BİRİKİM

TARIM DÜNYASI

VERGİ DÜNYASI

TANSİYON
e-mail

HOŞ SEDA

DİYALOG
e-mail

TURİZM

SPORTMENCE

 

 

BAŞYAZI
Ekip Çalışmasının Başarısı

Esnaflarımız ilçemizin en büyük sivil toplum örgütüne başkanlarını seçmek için geçen cumartesi bir araya geldiler. Daha üç sene öncesinde toplam 154 esnaf oy kullanmaya gitmişken, bu yıl 2 bin 334 esnafın oy kullanmak için sandık başına gitmesi demokrasi için büyük bir zafer.
Tek dileğimiz oy kullanmaya giden bu esnaflarımız, elma ile armudu seçmek mantığı ile gitmemiş olsunlar. Hem kendileri için hem de ilçe halkımız için çok önemli ve etkili olan bu sivil toplum örgütünün gelecekte destekçisi ve takipçisi olmaları bilincinin artık içlerinde yeşermeye başlamış olmaları gerekmektedir.
Başkan Yungucu ve yönetimini çok düzenli ve kusursuz ekip çalışmalarından dolayı ve de sonuçta kazanmalarından dolayı kutlarız.
Sayın Yungucu, 10 Nisan 1993 tarihinden beri aynı koltukta sürekli oturmuş olmanız, bugünkü oturmanız ile sorumluluk açısından hiçbir şekilde benzerlik oluşturmamalı.
Üç sene önceki seçimlerde aldığınız oy ile son seçimlerde aldığınız oy farkı, esnafların kişiliğinize tapmalarından kaynaklanmıyor. Oy veren kişilerin sizlerden çok daha fazla ve kendilerinin adına artık bir şeylerin yapılmasını beklediklerindendir.
Altı ay öncesinde tasarlanmış seçim kararı ve seçimlerde göstermelik olarak inşaatını başlattığın Esnaf odası binası senin üç sekreter odalarıyla donatılan bir koskoca makamdan oluşmamalı. Hiç kimse koltuğa gökten zembille inmedi.
Sayın Başkan, hiçbir mazeret göstermeden, Genel Merkez'in baskı bahanelerini ortaya koymadan, Fethiye Esnaflarının başkanı olarak, 350 milyon liraya yükselen esnaf odasına kayıt parasını ve 50 milyon lirayı geçen yıllık oda aidatını en az yarı yarıya indirmen lazım. 7 bin esnaftan yıllık toplanacak 350 trilyonu Ankara'da veya başka bir yerlerde birlerinin iç etmelerine aracılık olmazsın umarız. Yoksa sistem aynı sistem diyerek, yapılan yeni binadaki yeni makamına, yeni koltuğuna daha da gömülebilmek için yeni koltuklar, yeni dekoratif eşyalar siparişlerini düşünmemelisiniz.
Sayın Başkan, kişilik her ne olursa olsun görev ve sorumluluk başkadır. Fethiye Esnaf Odası başkanı, elleri yağlı bir tamircinin yanı sıra, Fethiye ilçesinin en büyük sivil toplum örgütünün de başkanıdır. Artık oturmayacağı bir yerdeki koltuğu kaldırıp atıp, yerine eski ahşap kahve sandalyesi koyarak halkın arasına karışmalı. Öncelikle tüm esnaflarımızın genel kültürünü geliştirici sosyal ve sanatsal etkinliklere bir an önce ağırlık vermelisiniz.
İki binli yıllarda değişmenin ve düşüncelerin farkını hep birlikte göreceğiz.

Başa Dön

BORSA-EKONOMİ-Serdar Düzenli
BORSADA GEÇEN HAFTA
Borsa son birkaç haftadır sürdürdüğü yükseliş eğilimini bu hafta düşüşe çevirdi. Özellikle yılbaşı sonrası tekstil ve turizm hisselerinde yaşanan hızlı çıkışlar bu hafta kar realizasyonu ile karşılaştı.
Perşembe günü bir İngiliz yatırım bankasının araştırma raporunda yer aldığı söylenen bir dip not borsada hızlı satışların yaşanmasına neden oldu. Bu nota göre hızlı çıkış eğiliminden sonra yabancı yatırımcılara İstanbul Borsası'ndan alım yapmamaları konusunda uyarı yapılmakta idi.
Borsa dışında diğer mali piyasalar haftayı yine sakin geçirdi. Döviz fiyatlarındaki gevşeme devam ederken faiz piyasaları ise son derece durağan idi.

BORSA ve PARA PİYASALARINDA GEÇEN HAFTA

 
04.01.2002
11.01.2002
% DEĞİŞİM
BORSA
14.272
13.616
-4.59
DOLAR
1.412.000
1.376.000
-2.55
EURO
1.262.000
1.291.000
+2.29
MARK
646.000
626.000
-3.09
ALTIN
88.500.000
87.000.000
-1.72

BORSA OKULU - BÖLÜM 8
Hisse senetlerinde eski-yeni farkı nedir?
Bir hesap dönemi içinde aynı şirkete ait hisse senetlerinden, geçmiş yılın karına iştirak ederek kar payı alma hakkı olan ve üzerinde geçmiş hesap döneminin temettü kuponlarını taşıyanlara "eski", geçmiş hesap döneminin kar payı kuponunu taşımayarak kar payı alma hakkı olmayanlar "yeni" olarak adlandırılmaktadır.
Fiyat marjları ne zaman serbest bırakılır?
Sermaye artırımı sırasında, referans fiyatın hesaplanamadığı (temettü oranının belirsiz olduğu) durumlarda, hisse senedi fiyatı serbest bırakılarak serbest marjla işlem görür.
Sırası 5 iş günü ve üzerinde süre ile kapatılan hisselerde, Borsa Yönetimi tarafından aksine karar alınmadıkça, hisse senedinin sırası serbest marj ile açılır.
Borsa üyeleri, emanetlerindeki müşteri hisse senetlerini nerede saklarlar?
Müşteri tarafından üye emanetine bırakılan menkul kıymetlerin, İMKB Takas ve Saklama Bankası A.Ş.'de (Takasbank) saklanması zorunludur. Aksi takdirde yatırımcı satın aldığı menkul kıymetlerin tarafına verilmesini talep edebilir.
Endeks ne demektir?
Endeks, bir veya daha fazla değişkenin hareketlerinden ibaret olan oransal değişimi ölçmeye yarayan bir göstergedir. Endeksler, karmaşık olayların tek bir rakama indirgenmesini sağlayan, olaylar ve sonuçları hakkında yaklaşık bilgi verebilen tek araçtır. Hisse senedi piyasasının genel bir göstergesi olan hisse senedi endeksleri, endeks kapsamındaki hisse senetlerinin fiyatları baz alınarak "piyasa performansı" hakkında genel bir bilgi verir.

ŞİRKET HABERLERİ:
İHLAS HOLDİNG: Sermaye Piyasası Kurulu İhlas Holding'in bazı grup şirketlerindeki hisselerinden bir bölümünü, yine grup içindeki İhlas Matbaacılık Gazetecilik şirketine devretmesi sırasında, Bisanlar Grubu Şirketleri hisseleri için kabul edilen satış bedelinin yeniden belirlenmesini istedi.
LOGO YAZILIM: 10 Ocak 2002 tarihinde, İstikbal Şirketler Topluluğu'na ait Merkez Çelik Sanayi ve Ticaret A.Ş. (Merkez Çelik) ve HES Hacılar Elektrik Sanayi ve Ticaret A.Ş. (HES Kablo) ile kurumsal kaynak planlaması ürünü UNITY'nin kullanım lisansının satışına, buna bağlı olarak uygulama danışmanlığı ve destek hizmetlerinin verilmesine yönelik toplam 600 bin dolar tutarında satış sözleşmesi imzaladı.
MENSA MENSUCAT: Dünyanın en büyük ev tekstili firmalarından IKEA ile 2002 yılı için 5.5 milyon dolarlık ihracat bağlantısı yaptı.
MENSA MENSUCAT: Dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan MARUBENI'nin Amerika Birleşik Devletleri pazarına ilişkin olarak sadece kumaş satışına mahsus olmak üzere 2002 yılı içinde gerçekleştirilmek üzere 7.500.000 USD'lık ihracat bağlantısı yapılmıştır.
VANET: M.S.B. Diyarbakır İç Tedarik Bölge Başkanlığı ile 330.000 kg. hindi eti satış sözleşmesi imzaladı.
DARDANEL: Daha evvel almış olduğu % 400 Bedelli sermaye arttırımından vazgeçerek sermayesini 25 trilyon TL. nakit karşılığı arttırma ve arttırılacak sermayenin tamamını rüçhan haklarının kısıtlanarak Dardanel Gida Yatırım Anonim Şirketi'ne tahsis edilmesini kararlaştırdı.
ASELSAN: Savunma Sanayii Müsteşarlığı ile sözleşme görüşmeleri sürdürüldüğü bildirilen Leopard 1 tanklarının modernizasyonu projesi ile ilgili olarak 11.01.2002 tarihinde 160 milyon USD'lık bir sözleşme imzalanmıştır.

Başa Dön

DENGE-Av. Recai Yıldırım
Beş Milyar Dolar Nereye?

IMF tarafından verilecek olan Beş Milyar Dolarlık borcun nerede kullanılacağına ilişkin yasal düzenleme TBMM'nin 10.01.2002 tarihli oturumunda görüşülerek 4792 sıra sayısı ve "Mali Sektöre Olan Borçların Yeniden yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun" adıyla yasa haline getirildi. Ülkemiz için hayırlı olsun.
Gelecek olan bu borcun,batan bankaların kurtarılması ereğiyle kullanılacağı bilgimiz içinde. Bu para ile banka kurtarma dışında yapılabilecek işlerin neler olabileceğini varın siz düşünün. Söylenenlere göre yaklaşık iki milyon insanımıza iş ve aş kapısı olabilecek üretime dönük yatırımlardan tutun da, tam teşekküllü iki binin üzerinde hastaneye kadar. Yapılabilecek okul sayısını yazmıyorum. Canımız sıkılmasın.
Yukarıda andığım yasa TBMM'de görüşülürken tutanaklara geçen konuşmalardan bir iki alıntı yapıp, neler olduğu konusunda kısaca bilgilendirmeye çalışacağım. Bu arada konuşan vekillerin üyesi oldukları parti ve kendi adlarını vermiyorum. Nasıl olsa siz anlarsınız.
Bu yasa görüşülürken bir vekil, gazetede çıkan "4 KATRİLYONLUK VURGUN" başlıklı bir kamu bankasından 20 hatırı sayılır holdinge krediler açıldığı haberi üzerine ilgili Bakanın yanıtlaması için 05.11.2001 tarihinde verilen yazılı soru önergesiyle" hangi kamu bankası tarafından kimlere kredi açıldığı" sorulduğundan ve ilgili Bakanın 29.11.2001 tarihinde verdiği yanıttan söz ediyor. Bakanın yanıtı bana oldukça ilginç geldi. Yanıtı aynen "Banka ve müşterilerinin adlarının açıklanması Bankalar Yasasına göre sır sayıldığından açıklanması mümkün değildir".
İçine düşürüldüğümüz ekonomik ve sosyal krizden sonra bu yanıtın değerlendirmesini size bırakıyorum. Bu konuda ilgili ve bilgililere bir sorum olacak. Vurgun ve soyguna ortak mısınız?
Bir ilginç yön daha. Fona alınan batık bankalar kurtarılırken, yapacak oldukları her türlü işlemin denetiminin, yine o bankanın sözleşmeli Bağımsız Denetim Kuruluşu tarafından yapılacağı.
Ben bir şey anlamadım. İki kişi bir araya gelecek. Bir sözleşme yapılacak. Sözleşmenin konusu birinin diğerini DENETLEMESİ olacak ve denetleme ücretini denetlenen ödeyecek, bankamız da böylece bağımsız bir kurum tarafından DENETLENMİŞ olacak. Allah Allah!!!!! Bu işte bir terslik yok mu? Kamu adına denetim görevi yapacak Sayıştay, Bankalar Yeminli Murakıpları, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurumu, Cumhurbaşkanlığına bağlı Devlet Denetleme Kurulları varken bataktan kurtarılmaya çalıştıkları bankaların denetlenmesinin özel denetleme kuruluna verilmesi neden acep?
Bu yasa ile batık bankaların Denetim ve Tasfiye Kurulu üyelerinin hukuki sorumlulukları, sektörde çalışan ve henüz batmamış bankalarda aynı görevi yapan kişilerin hukuki sorumlulukları ile eş tutulmuş. Peki Cezai sorumlulukları ne olacak? Bu konuda bir hüküm okumadım.
Ankara'dakilerin bir bildiği vardır her halde.
Bu yasa görüşülürken vekillerden bir kaçı REEL SEKTÖR dedikleri, esnaf, çiftçi, küçük işletmecileri düşündüklerinden olacak BAĞ-KUR,SSK borçlarının aylık %3 faizle Temmuz/2002 ayından başlamak üzere 18 eşit taksitte ödenmesini sağlayacak düzenleme yapılması yönünde ÖNERGE vermişler. Plan Bütçe Komisyonu" Önergeye SALT çoğunlukla katılıyor musunuz" diye sorulduğunda "KATILMIYORUZ" yanıtı verince, önerge RET edilmiş.
Komisyonun ret gerekçesi, bankacılık sektörüne aktarılacak BEŞ MİLYAR DOLARIN reel sektöre kredi olarak kullandırılacağı imiş.
Ben inanmadım. Ya siz?
Sağlıkla kalın.

Başa Dön

YAZDI-Recai Şahin
Bir Suyun Öyküsü

Güzel yurdumun güzel bir köyü. Dağların yamacındaki bu köyümde güler yüzlü kadınlar, yağız erkekler, yiğit delikanlılar yaşar. Hepsi iyi güzel de bir suyu yoktur bu köyümün. Kadınları isyan ederler. Derler ki kocalarına:
-Ya köye su getirmek için gerekli girişimlerde bulunursunuz ya da yataklarımızı ayırırız.
Girişim ve başkaldırı sonuç verir, köye çok geçmeden su gelir. Aşk bir başkadır artık bu köyde, aşk daha kolaydır, aşk daha bir yaşanırdır artık.
Ama bir suyun öyküsü her yerde aynı değildir.
Hele Öğretmen Bey'in öyküsü.
Seyfettin Bey, sizden bizden biri. Azı çok, cahilliği yok, yediğini hak etmeye çalışan, gönlünde iplik iplik sevgi dokuyan, geçmişten geleceğe köprü kuran bir öğretmendir o, bir köy öğretmeni. Seyfettin Bey aynı zamanda bir köy çocuğudur. Çocukluğu tütün arıklarının içinde, buğday, arpa başakları arasında geçmiştir, hatta gençliği bile.
Hem bu dünyaya takılır, hem de öteki dünyaya. "Hadi bir yaşayalım" demesi meşhurdur, bu dünyaya takılırken. Cuma namazında yeni aldığı ayakkabısını çaldırır, takunyalarla gelir evine. Öteki dünyaya takılacak olsa "Yarın ahirette bana soru sorarlarsa, ben ayakkabımı bile camide çaldırdım derim" diyerek güldürür sizi.
Bir bakarsınız şiddetinden, hiddetinden yanına yaklaşılmaz gibi görünür. Öyle bir söz söyler ki içinize oturur. Ama inanın hiç ama hiç kötü niyeti yoktur. Küçücük mutlulukta tüm dünyalar onun olur ve avazı çıktığı kadar bağırır. Küçücük üzüntülerde ise tüm dünyası yıkılır. Ama çoğu zaman gülen ve güldüren bir insandır o.
Güneşten parlak, aydan duru bir iç dünyası vardır onun. Anılarını dinlerken çoğu zaman gözlerinizden yaşlar gelir. Bakmayın siz onun "Asfaltta ya da toprak yolda yürürken bir şey olmuyor da şehir içindeki parke taşlar üzerinde yürürken elektrik yükleniyorum, utanmasam yalınayak yürüyeceğim" demesine.
Aşığı sever, aşka tapar.
Yarıyıl tatili genelde Şubat ayı içinde yapıldığı için ona Şubat tatili denirdi. Okuyup yazanlar gurbette olanlar da bulunsun diye düğünler genelde Şubat tatilinde yapılırdı.
Köy öğretmenimiz Seyfettin Bey de bir Şubat tatilinde evlenir. Dünyalar tatlısı, alemler güzeli bir hanımı vardır artık. Düğününde arkadaşları "nereye gidiyorsun?" diye sorduklarında o "bir kızın soyadını değiştirmeye gidiyorum" diye cevap verir.
Bir dağ köyünde öğretmendir, bir dağ köyünün de bir mahalle okulunda. Köyün akar suyu, çeşme suyu yoktur. İçme ve kullanma suyu kuyulardan sağlanır, ya da kışın yağmur sularıyla doldurulan depolardan. "Suyu çeşmeden kullanan bir kızla evlendim, şimdi onu bu susuz köye nasıl götüreceğim" diye düşünür kara kara. Kuyudan bakırla su çekecek, evine taşıyacak da çamaşırda, bulaşıkta, banyoda kullanacak. Eziyetli iş bu. Ama Şubat tatilinde, suyun bol olduğu zamanda evlendiği için şimdilik bir sorun yoktur. Benzinciden bir büyücek yağ bidonu alırlar, evin damından akan oluğun altına koyar, işte suyun hazır. Koy sobanın üstüne demir ırbıkla, ister iç, ister yıkan.
İçecek su kuyudan, kullanacak su da damdan akan oluktan gül gibi geçinip giderler. Hatta bir tenekenin altına musluk kaynattırıp evinin önüne koyar elini, yüzünü bulaşığını orada yıkar, böylece köye de örnek olmuştur hani.
Kış bahar derken yaz gelip çatar. Damdan akan yağmur suları biter. Hatta zamanla yakın kuyulardaki sular bile çekilir. Hele yaz sonunda her taraf kurumuştur artık. Su bir saatlik yoldan gelecektir.
Bir akşamüstü hava iyice bulutlar, ha yağdı ha yağacak. Akşam gelip giden misafir de olmaz. Seyfettin Bey güzel eşine "hadi artık vakit geç oldu, kandili kıs da yatalım artık" der. Güzel eşi de "iyi güzel yatalım da, evde sabah çayını kaynatacak kadar su var haa" der. Seyfettin Bey dışarı çıkar, zifiri karanlık, şöyle bir havaya bakar tek yıldız göremez. Bulutlar da yağmur bulutları sanki. Ama sabaha kadar mutlaka yağacak. Sabah kalktığında oluğun altındaki su bidonu dolmuş, hatta taşmış bile olacak. Yeni evli ya Allah duasını da kabul eder belki. Yatağına girerken eşine müjdeyi verir "bu gece yağmur yağacak hem de çok yağacak, göreceksin sel suyu götürecek, bidon nasıl da dolup taşacak göreceksin. Sabah suyumuz bol olacak."
Haydi bismillah, sabah ola, hayrola.
Her gecenin umutlu bir sabahı olduğu gibi o gecenin de sabahı olur. Hem de güzel bir gecenin sabahı olur. Uyanır uyanmaz hemen pencereyi açıp bakarlar dışarı. Bırakın yağmuru bir damla bile düşmemiştir. Toprağa. Toprak kupkurudur, oluğun altındaki su bidonunun da dibi görünmektedir.
Hemen giyinir, evin önündeki su tenekelerini bir eşeğe yükleyecek bir saatlik yoldan su getirecektir. Tenekenin birisini tutar kaldıramaz, ötekini tutar kaldıramaz, ikisi de ağzına kadar su doludur.
O gün bu gündür o tenekelerdeki suları kim doldurdu diye sorar soruşturur. Ama bir Allah'ın kulu çıkıp da "Ben dolduruverdim hocam, yeni evlisin, biz haldan anlarız" dememiş.
Sular gibi ömrün olsun hocam.

Bu Hafta:
Çalışan Gazeteciler Bayramı (10 Ocak)
Enerji Tasarrufu Haftası (2. Pazartesi)

Haftanın Fıkrası:
İki küçük oynuyorlar. Birisi diyor ki:
-ben çocuğun nasıl olduğunu biliyorum artık.
Öteki gururlanarak cevap veriyor:
-Seninki bir şey mi akıllım, ben çocuğun nasıl yapılmadığını bile biliyorum.

Haftanın Manisi:
Bir evcilik oyunu
Bildim kızın huyunu
Uykusuz kalan erkek
Akşam bulsun suyunu


Başa Dön


TARİHİN SÜZGECİNDEN-Av. Ömer Karayumak

Mezarlıklara Gömülen Fethiye (Meğri) Tarihi
Beyaz Kalem gazetesinde "Tarihin Süzgecinden" köşesini yazmaya başladığımız ilk günlerde hatırlayacağınız gibi çok önemli bir konuya temas etmiş, tarihçinin ana kaynaklarını sıralarken mezarlıklar ve mezar taşlarının ne kadar önemli olduğunu ısrarla belirtmiştik.
Demiştik ki:
"Mezarlıklar ve mezar taşları milletlerin tarihinde çok önemli bir yer tutar. Geçmişten geleceğe kurulan köprüde bize en yakın olan, en çok ilgilenilen tarihi kaynaklardır. Geçmişini araştıran bir kişinin, ecdadının kim olduğunu öğrenmeye çalışan bir ailenin, köyünde kasabasında, ilinde ilçesinde kimlerin gelip geçtiğini, kimlerin nerelerden kalkıp gelerek nerelere göçüp gittiğini incelemek isteyen bir meraklı şahsın ister amatör isterse profesyonel olsun ilk gideceği yer mezarlıklar, ilk inceleyeceği tarihi kaynak da mezar taşlarıdır. Bu gerçek tarihin ilk yıllarından günümüze kadar hiç değişime uğramadan böyle gelmiş, böyle de gidecektir.
Mezarlıklarda ki taşlar ise; gerek süsleme sanatları açısından, gerek şiir ve edebiyat tarihi açısından gerekse estetik ve sanat tarihi açısından bulunmaz bir açık hava müzesinin paha biçilmez eserleridir. Yabancı sanat tarihçilerinin ifadesiyle; Türk mezarlıkları bir gül bahçesi olduğu kadar, bir şiir, sanat ve edebiyat ansiklopedisidir".
Antik tarihin çok önemli medeniyetlerinden birisi olan LİKYA medeniyetinin ve daha sonra gelen Roma, Bizans ve Helenistik dönemlerde çok önemli bir liman şehri olan
TELMESSOS, Beylikler ve Osmanlı döneminde MEĞRİ ya da MAKRİ ismini alan FETHİYE
Tarihi bugüne kadar üzerinde çok az inceleme ve araştırma yapılan medeniyet merkezlerinden birisidir.
Tarih araştırmacılığı açısından irdelendiğinde Fethiye tarihi çok bakir bir alandır. Toplasanız 3-5 kitaptan ibaret bulunan ve hemen hepsi de birbirinin kopyası ve çalıntısı olan bu kitaplarda ise sadece LİKYA dönemi incelenmiştir. Oysa yukarıda da belirttiğimiz gibi Fethiye Roma, Bizans, Helen, Menteşe Beyliği ve Osmanlı dönemlerinde de büyük bir yerleşim alanı, sanat kültür ve medeniyet merkezi olmuştur. Ne yazık ki Fethiye tarihinin bu dönemleri hiç araştırılmamış incelenmemiştir.
Fethiye ile ilgili yazılan kitaplar, genellikle turistik ve ticari amaçla yazılıp bilimsel bir tarzda hazırlanmadıkları için Fethiye tarihinin Beylikler ve Osmanlı dönemi hakkında hemen hiçbir bilgi yer almamaktadır. Kendileriyle konuştuğumuz ilgililer kaynak bulamıyoruz diyorlar. Oysa o dönemlerde bir kaza merkezi olan Meğri (Fethiye) hakkında Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde yüzlerce belge mevcuttur kaynak mı istiyorsunuz? Buyurun...
Tapu Tahrir defterleri, (Menteşe Beyliği'ne ait bu defter Osmanlı arşivleri daire başkanlığı yayınları arasında tıpkıbasım halinde yayınlandı).
İl yazıcı defterleri, Şikayet defterleri, Şer'iyye sicillerinde (Fethiye şer'i sicilleri Muğla Üniversitesi Tarih bölümünden Dr. Ahmet Yiğit tarafından hazırlanmış bulunmaktadır), Evkaf-ı Hümayun defterleri (Mihrişah Sultan Vakfı olayı nereden çıktı sanıyorsunuz?), Kitabeler (Cami ve mescidlerdeki kitabelerin tamamı sökülüp yok edilmiştir), Sal-nameler ve yazma eserler (Fethiye kütüphanesinde Fethiye ile ilgili bir tek Sal-name ve yazma eser yoktur. Bütün yazma eserlerin tamamı yıllar önce sanıyorum koruma amacıyla Konya Yusufağa kütüphanesine gönderilmiştir.
Ve Mezar Taşları
Fethiye'de yaşayanlar... Fethiye'yi sevenler... İdari, adli, siyasi makamlar... Belediyeler... Esnaf ve Ticaret Odaları... Sivil toplum örgütleri... Turizmciler... Doğa ve tarih sevdalıları... Araştırmacılar,
Yazarlar, gazeteciler, muhtarlar, siyasi parti temsilcileri....
Biliniz ki...FETHİYE'NİN TARİHİ MEZAR TAŞLARINDA GİZLİDİR.
Bu konuya devam edeceğiz. Her mezarlığı ayrı ayrı inceleyip mezar taşlarındaki gizemli tarihi gün ışığına çıkartmaya ve ilim dünyasına sunmaya çalışacağız.


Başa Dön

BİRİKİM-Ünal Şöhret Dirlik
Folklorun Kapı Aralığı
Bizde Gülecek Surat mı Kaldı?
Fotokopi işlerimi çoğunlukla FRT'nin karşısındaki Esenköy'lü Osman Kula yapar. Son kitabım yayınlandıktan sonra bana dedi ki, "Hocam, Fethiyeli Gülüyor kitabınız çok hoşuma gitti. Bir miktar benim büroya bırakta satalım". Epey sattı da... Bir gün müşterisinin birisine "Fethiyeli Gülüyor" isimli kitabımı göstererek "Bir tane al da kitaplığında bulunsun" demiş. Müşterisi:
"-Bu hayat pahalılığından, yokluklardan, zamlardan ben de gülecek surat mı kaldı?" demiş.
Sıkıntılar içindeki adamın bundan başka verecek cevabı mı olur? İyi söylemiş. Ben orada olsaydım bu güzel esprisi için ona imzalı bir kitabımı verirdim. Osman anlattı. Ben de buruk buruk gülümsedim...

At İle Eşeğin Arkadaşlıkları
Aziz Nesin rahmetlinin yıllar önce yazdığı bir hikayedir bu. Atla eşek yılkıda arkadaş olmuşlar. Bir gün beraberce şehre inmişler. Akşam üzeri beraber dönmek için kavilleşmişler. Ama eşek kavil yerine gelmemiş... Aradan yedi-sekiz yıl geçmiş, at yine şehre inmiş. Dönerken bir de ne görsün: Yedi yıl önce ayrıldıkları eşek orada değil mi, hemen koşmuş, sarılışmışlar, öpüşmüşler. At -"Arkadaş yedi sene önce burada kavilleştik, sen gelmedin, bunca yıl nerede idin? Eşek:
-Sorma arkadaş, senden ayrıldıktan sonra şöyle bir kalabalığa karışayım dedim, haydi halk üzerime hücum etti. Doğruca götürüp yönetici koltuğuna oturttular. O zamandan beri yöneticilik yapıyordum." At yine merakla:
"-Ula arkadaş bunca insan senin eşek olduğunu anlayamadı mı?" demiş. Eşek "-Anlamasına anladılar da, anlayıncaya kadar da yedi yıl geçiverdi" diye cevap vermiş. Sonra da elele verip ormana dönmüşler.
Not: Bu suretle Aziz Nesin'i de saygı ile anmamıza vesile oldu.
Hayvan masalları insanlara öğüt vermek için yazılmışlardır. Konuşmayan bu yaratıkların ağzından kendi istediklerini söyletirler yazarlar. Bu konuda EZOP'un da çok güzel hikayeleri var. Bakın bunlardan biri nasıl:
Eski Yunan'da (Şimdikiler değil) Atina ve Ispartalıların demokrasiye düşkün olduklarını herkes bilir. Şimdi İngiltere'nin ünlü (HYDE Parkı)nda insanlar düşündüklerini nasıl serbest serbest anlatıp, yöneticilerini tenkit ediyorlarsa, Atinalılar da, böyle serbest kürsülere çıkıp istedikleri gibi konuşur, yöneticileri tenkit ederlermiş. Bir gün bir Atinalı kürsüye çıkmış:
"-Sevgili Atinalılar, senatoya baskı yapalım da bir kanunla eşeklerinde adını AT olarak değiştirmelerini sağlayalım" demiş. Sağdan soldan (Olur mu? Neden değiştirelim? Senin işin mi yok?) diye bağrışmaya başlamışlar. Adı geçen vatandaş, herkesin susmasını bekledikten sonra şöyle demiş:
"-Eşeklerin adını at olarak değiştirirsek, bizlerde eşekler tarafından değil de, atlar tarafından yönetildiğimizi düşünerek seviniriz"
Kaynak: Esop Masalları

Nasrettin Hoca'nın Eşek'e Kitap Okutması
Adamın birisi Timurlenk'e bir eşek hediye etmiş. Orada bulunanlar eşeği methede methede bitirememişler. Nasrettin Hoca'yı Timur'un gözünden düşürmek isteyen birisi
"-Bu eşek çok akıllı bir hayvandır. Elleri öpülesi Nasrettin Hoca'nın eline geçşe, vızır vızır okutur adam eder" demiş.
Timur işin dalgasındaymış. Hemen hocayı çağırır ve yuları eline verir.
"-Eti senin, kemiği benim hocam. Okut adam et" der.
Hoca biçare ne yapsın. Ele güne karşı mahcup olmamak için, deriden bir kitap yaptırmış. Yaprakların arasına avuç avuç arpa doldurmuş. Sonra yaprak yaprak açıp arpaları yedirmiş. Sabah, öğle, akşam derken hayvancağız diliyle yaprakları açıp açıp arpaları yemeye alışmış. Arpalar bitince de basar anırmayı.
Timur'un verdiği süre biter. Hoca akşam eşeğe arpa vermez. Sabahleyin yularından tuttuğu gibi çekip Timur'un imtihan yerine götürür. Eşeği bir yere bağlar, önüne kitabı koyar, yaprakları arasına arpaları doldurur. Eşek teker teker diliyle sayfaları çevirip çevirip arpaları yer, arada boş yani arpasız bir sayfa gelince de basar anırmayı. Kitabın bütün sayfaları bitince de uzun uzun anırmış mı, güzelce oh!...
Timur Hoca'yı tebrik eder.
Hocanın başına eşek hocalığını saran adam "iyi iyi de, ne dediğini anlamadık" demiş.
Hoca kızarak; "İşte gördün, eşeğe okumayı öğrettim de, bu adama konuşmayı öğretemedim" demiş. Timur yüklüce bahşiş vererek hocanın gönlünü almış.
Son zamanlarda eşekten ve kitaptan çok söz edilir oldu da. Seyreden eşekler ağzını tutsa olmaz mı?
Allah senden razı olsun Nasrettin Hoca. Eşeği diliyle kitap karıştıracak kadar eğitmişsin, sağol.
Devrin bazı eşekleri kitaba düşman da...

Fethiyeli Kocaalioğlu Süleyman...
Nüzhet Bulca'nın 1950 yılındaki radyo konuşmalarını bir araya topladığı KAHRAMANLAR isimli kitabın 105. Sayfasında şöyle yazılıyor: "Fethiye'nin Ceylan Köyü'nden 1315 doğumlu, Koca Alioğlu Süleyman (burada diğer dört arkadaşının da isimleri sayılıyor)

Başa Dön

TARIM DÜNYASI-Atila Büyükpapuşçu
Bahçe ve Tarlalarda Kış Bakımı ile Bahar Hazırlıkları
Yediğimiz tüm meyve, sebze ve tarla ürünleri toprakta yetiştirilmektedir. Bu yetiştirme döneminde tarla veya bahçelerde çeşitli zirai işlemler uygulanmaktadır. Bu uygulamalar sonunda elde edilen mahsuller hasat edildikten sonra tarla veya bahçede kalan çok yıllık bitki veya tek yıllık bitkiler bulunmaktadır. Bu yetiştirilen mahsuller hasat edildikten sonra ya yaprakları dökülür ve çürüyerek toprakta kaybolurlar.
Meyve bahçelerinde, sebze bahçelerinde ve tarlada hasattan sonra yapraklar sararıp dökülmekte veya kalan bitkiler ve Dökülen bu yapraklar ile dal parçacıkları toplanarak bir çukura gömülmelidir. Çünkü düşen bu artıklar zaman içersinde çürümeye başlayacaktır. Bu çürümeler neticesinde toprakta bazı bakteri ve hastalık etmenlerinin oluşmasına neden olacaktır. Bu da baharda uyanmaya başlayan bitkilere bulaşmak suretiyle hastalık ve haşerelerin bitkiye geçmesine neden olmaktadır. Bunu neticesinde meyve ağaçlarının yıllık bakım ve işleme faaliyetlerine daha fazla zaman ayırmamıza ve daha fazla ilaç kullanmamıza neden olacaktır.
Bahçe ve tarlalarda bahar aylarına girmeye başlayacağımız zamanlarda çok yıllık bitki ve ağaçlarda bitkinin yağışlardan yeterince faydalanması için ağaç dipleri havuzlanmalıdır. Bu sayede bitki için da fala su alınması sağlanır. Bunun yanında arazi ve toprağın yapısına bağlı olmakla birlikte yağışlardan dolayı göllenme olabilir. Bu göllenme neticesinde su uzun bir süre kaldığı zaman bitkilerin solunumu olmayacağından ağaç veya bitkilerde kurumalar olur. Bunu önlemek için mutlaka arazi içersinde drenaj veya tahliye kanalları mutlaka açılmalıdır.Fazla suyun akıtılması sağlanmalıdır.
Kısaca özetlemek gerekirse hasattan sonra dökülen ve kalan veya rüzgar ve bir başka şekilde bahçeye gelen bitki artıkları mutlaka toplanıp yok edilmelidir.
Bereketli , bol kazançlı ve sağlıklı bir yaşam dileği ile saygı ve selamlar.

Başa Dön

VERGİ DÜNYASI-S. Muhasebeci Erden Özkan
2002 Yılına Girerken Yapılan Vergi Düzenlemeleri
2002 yılı bütçe çalışmaları esnasında hedeflenen vergi hasılatı tutarı 58 katrilyon Türk Lirası olmakla,vergi yasalarımızda,gelir artırıcı yönde güya düzenlemeler yapıldı. Ülkemizde meydana gelen veya getirilen ekonomik krizden bunalan mükellefler veya bunalmış gibi yapan mükelleflerin hoşuna gitmese de, her zaman olduğu gibi,kaynak için yine örümcek ağına takılan mükelleflere gidildi.
İdarede bulunan siyasi irade her ne kadar ek vergi getirilmedi deseler de;yapılan düzenlemeler yeni vergi getirilmiş kadar vergi yükünü arttırdı. 301 nolu Vergi Usul Yasası Genel Tebliği ile 2001 yılı yeniden değerleme oranı yüzde 53.2 olarak tespit edildi. Bu oran 2002 yılında uygulanacak;mesken kira gelirleri istisnası,yatırım indirimi uygulamasına esas asgari yatırım tutarı, birinci ve ikinci derece usulsüzlük cezaları, özel usulsüzlü cezaları, defter tutma hadleri, beyanname imzalatma sınırı, MTV.TAV:Maktu Damga Vergisi, Harçlar, Hayat standardı göstergeleri gibi bir çok istisna ve vergiler tutarının belirlenmesine etkisi büyük olacaktır.
Fatura düzenleme haddi 150,000,000.- TL.sından 250,000,000.- TL.sına yükseltilmiştir. 250,000,000.- TL.ye kadar olan nihai tüketiciye olan satışlar için perakende satış fişi,üzerinde olan satışlar için fatura tanzim edilecektir. Ayrıca amortisman ayırma sınırı olan 150,000,000.- TL.sıda 2001/3395 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 2002 yılı için 250,000,000.- TL.sına çıkartılmıştır. Defter tutma hadleride 302 sayılı VUK.Genel Tebliği ile Yeniden değerleme oranı dikkate alınarak artırılmıştır. İlanen tebliğ haddi de 6 milyon TL.sından 12 milyon TL.sına yükseltilmiştir. İkmalen, re'sen veya idarece tarh edilen vergi ve cezaların toplam tutarı,tarh ve tahakkuk masraflarına değmeyecek kadar küçük ise,başka bir ifade ile tarh ve tahakkuk masrafları tutarı vergi ve ceza tutarından fazla ise vergi ve cezanın tarh ve tahakkukundan vazgeçilmektedir.2001 yılında 3 milyon olan tarh ve tahakkuktan vazgeçme sınırı 2002 yılı için 6 milyon TL.ye yükseltilmiştir. Özel indirim tutarı aylık 30 milyon liraya yükseltilmiştir. Bu arada sakatlık indirimi tutarı da derecesine göre aylık 270 milyon,150 milyon,90 milyon TL.sına yükselmiştir. Günlük yemek bedeli istisnası da 4 milyon 500 bin lira olarak belirlenmiştir. İşyeri kira gelirlerinde beyan sınırı ise 6 milyar 650 milyon Türk Lirasıdır.
Diğer vergi ve harçlarda yapılan artışları gelecek sayımızda işlemek istiyorum Çünkü konu önemsenmeyecek kadar geniş ve teferruatlı.

Başa Dön

TANSİYON-Uz. Dr. Mustafa Ulusoy
İki haftadır yazılarımda ülkemizdeki olaylara karşın kayıtsız kalan politikacılar ve onları seyreyleyen ama yakınmaktan da geri kalmayan bizleri yazıyorum.Yani kısaca memleketimden insan manzaraları bunlar. Her ülkede sorunlar vardır ama sorunları çözmek üzere görevli olanlar yakınmazlar görevlerini yaparlar.Bizde ise politikacı iktidarda iken yakınır, muhalefete geçtiğinde ise sanki o sorunların oluşumunda hiç katkısı yokmuş gibi başlar şikayete. En gülüncü de kendisinin bu sorunları 3-5 ayda çözeceğini, reçetesinin hazır olduğunu ama ne yazık ki iktidarda olmadığını söyler durur. Sanki 3-5 ay bilemedin 1 yıl evvel iktidarda o yoktu,madem çözümün reçetesi elindeydi neden o zaman kullanmadın diye kimse sormaz, hatta madem vatanseversin, bu ülkeyi bizim oylarımızdan da çok seviyorsun elindeki sihirli formülü açıkla da mevcut iktidar uygulasın dersin, asla böyle bir olaya yaklaşmazlar,çünkü bu tip politikacının dağarcığında böyle bir reçete yoktur. Zaten onlar vatanımı seviyorum derken sevdikleri vatan değil, vatandaşta değil vatandaşın oyudur.
Şimdilerde bu vatanı çok sevenler kervanına yenileri katılıyor. Bir bakıyoruz "Bu ülke için seve seve" kampanyaları ile ucuzluklar düzenleniyor, uzun süredir pahalıya satılan doğal gazın fiyatını yeni öğrenmişler gibi ucuzlatmak için anlı şanlı toplantılar düzenlenip, toplantıyı terketme şovları sergileniyor. İnsana sormazlar mı madem ucuz satabiliyordunuz neden bıçak kemiğe dayandığında ucuzluk yaptınız, %100-200 lere varan karlar elde edilirken kimse ucuzluk yapmıyordu,çünkü hala alabilenler vardı. Şimdi artık sürümden de kazanmak ve depolarda çürüyecek malları satarak vatandaşın son kuruşlarını da tüketmek için kampanyalar düzenleniyor ve tabii ki yeni ucuz kahramanlar yaratılıyor.
Dünyada bu kadar rahat at koşturabilen bir sermaye var mıdır acaba, istediği malı istediği kadar, istediği fiyattan satacaksın, kardan yapacağın küçücük indirimlerle de vatan kurtaran aslan olacaksın! Muz Cumhuriyetlerinde bile ülkeyi yönetenler bunun hesabını sorarlar, onlar sormazsa halk bu hesabı sorar. Ama bizde hesap soran da yok hesap veren de. Bir zamanlar beni SSK Muğla Hastanesine Baştabip yapmışlardı. Ben göreve başlarken mal beyanımı devletle birlikte halkın sesi olduğuna inandığım basına da verdim,baştabiplikten ayrılırken de vermiştim. 5 yıl içinde hiçbir edinimim olmamıştı.Ama basına manşet olmuştum Bir bürokrat görevi bırakırken mal beyanında bulundu diye. Kimse sormamıştı ve sormayacaktı ama ben soracaktım, kendime sordum ve yanıtını basında vermiştim.
Hodri meydan.

Başa Dön

HOŞ SEDA
Bu sayımızda Hoş Seda köşesi yayınlanmamıştır.

Başa Dön

DİYALOG-Ufuk Emek
Geçenlerde çok beğendiğim bir dergide, son derece güzel bir öykü okudum;
Bir zamanlar Afrika'da kayıp bir kenti aramakta olan arkeologlar, beraberlerindeki yük ve eşyaları, hayvanların ve yerlilerin yardımıyla taşıyarak, uzun bir yolculuğa çıkmışlardı. Kafile zorlu doğa koşullarında ve balta girmemiş ormanlarda ilerleyerek, nehirleri, çağlayanları geçerek yolculuğa devam ettikleri bir gün, yerlilerin bir bölümü birden durdular. Taşıdıkları yükleri yere indiren yerliler, hiç konuşmadan beklemeye başladılar. Ulaşmak istedikleri yere bir an önce varmak isteyen arkeologlar bu duruma bir anlam veremediler. Zaten çok geciktiklerini, bu şekilde daha da zaman kaybettiklerini söyleyip, yerlilere neden durduklarını sordular .Fakat yerliler, onların hiçbir sorusunu yanıtlamadan, büyük bir sessizlik içinde neredeyse kımıldamadan oturmaya devam ettiler.
Bir süre sonra yerlilerden biri neden oturduklarını rehbere şöyle açıkladı:
"Çok hızlı gidiyoruz. Ruhlarımız geride kalıyor."
Yerlilerin bu sözü, gerçekte, bugünkü "çağdaş" kent yaşamımızın en önemli sorunlarından birini ne güzel dile getiriyor değil mi? Hepimiz hızla ve sonu bir türlü gelmeyecek olan amaçlara doğru çılgınca koşuşturuyoruz ve...Bu koşuşturma sırasında, küçük fakat önemli ayrıntıları, manzaraları, mutlulukları, kısaca yaşama dair pek çok güzelliği göremeden hata farkına bile varamadan kaçırıyoruz...
Oysa durup "ruhlarımızı beklemeliyiz", müziğimizi, metronomumuzu duymaya çalışmalı, dostlarımızın, mutluluğumuzun tüm ana kaynaklarının ve en önemlisi, "varlığımızın anlamının" farkına varabilmeliyiz.
Ne dersiniz? Ruhunuz sizinle mi? Yoksa çok gerilerde mi?

Üç haftadır sizlerden gelen yazılara yer veremiyorum diye sitem ediyorsunuz. Ne diyeyim? Haklısınız. Bu satırdan itibaren söz sizin...

Beni Seviyor musun?
Gece... Yağmur yağıyor. Yolun kenarında bir kadın, bir erkek... Sessizlik, toprak kokusu, yaprakların hışırtısı... Erkek sorduğu soruyla, sessizliği, çiseleyen yağmuru ve zamanı durduruyor. "Beni seviyor musun?"
Oysa kadın neredeyse 20 yıldır her gün, her an, her fırsatta "Seni seviyorum" diyor erkeğe. Sözcüklerle söylüyor, gözleriyle söylüyor, dokunuşlarıyla söylüyor...Hatta biraz önce de söyledi. Öyleyse bu soru neden diye şaşırmıyor kadın. Çünkü bugüne dek erkek bir kez olsun ona seni seviyorum demedi. Sevmediğinden değil, söyleyemediğinden...Ve şimdi geceyi yaran bu "Beni seviyor musun?" sorusunun aslında "Seni seviyorum" demek olduğunu biliyor kadın...
Gece. Yağmur yağıyor. Yolun kenarında iki kişi. Erkek soruyor: "Beni seviyor musun?" Gülümseyerek cevap veriyor kadın: "Ben de"
Teşekkürler Yelda

Kovboy, Yeni Eşi Ve Yeni Atı
Yeni evli bir kovboy, eşi ve o gün satın aldığı yeni atıyla köyüne dönüyordu. Bir dere kenarında ilerlerken atın ayağı kaydı ve at tökezledi. Kovboy "Biiiiir" dedi ve yoluna devam etti. Bir süre ilerledikten sonra at, engebeli yolda dengesini kaybetti ve düşmekten son anda kurtuldu.
Kovboy yeni atına sert bir biçimde baktı ve "ikiiiii" dedi. Bir süre daha yol aldıktan sonra dik bir yokuşa geldiler. At yokuşu çıkarken biraz zorlandı, bir ara ayağı kaydı, fakat kendini birden toparladı.
Kovboy önce kendi indi attan, eşini indirdi, sonra da tabancasını çıkardı ve sözcüğü uzatmadan kısaca "üç" dedi ve atı vurdu. Kovboyun yeni eşi bu olay karşısında dehşet içinde bağırdı:
"Senin bu yaptığın bir canavarlık"
Kovboy sakin bir biçimde eşine baktı ve: "Biiiir" dedi.
Teşekkürler Zafer

İki hırsız arasında kendimizi feda ederiz. Düne ait üzüntülerle yarına ait korkular.
Fulton Cursler

Başa Dön

TURİZM-Dilek Dinçer
Mavi Yolculuk
Bedri Rahmi Koyunu bilir misiniz? Tarihte Cyra, yörede Taşyaka adıyla anılan... Kıyıya yaklaşırken sizi yamaçtaki kartal yuvası mezarlar ve Bedri Rahmi EYUBOĞLU'nun bir kayaya yaptığı balık resmi karşılar.
Kapıdağ Yarımadasında,Ağa Limanı'ndaki Yavansu'dan çıkılarak, güzel bir patika yolla ulaşılabilen Lydae antik kentini gördünüz mü ?
Sanırım Manastır Koyu'ndaki Kleopatra Hamamı adıyla anılan yerleşimi,tarihte Telandria adıyla bilinen Tersane Adasını bilmeyenimiz yoktur.
Fethiye Körfezinde yer alan koylar ile çok sayıdaki ada ve adacıklar mavi yolculuğun en can alıcı , en çekici odak noktası durumundalar. Mavi Tura katılanlar çam ağaçlarıyla kaplı ,birbirinden güzel koylarda demirleyip,pırıl pırıl sularda dalmanın,yüzmenin keyfini çıkarırken, diğer yandan tarihle iç içe olmanın doyumuna da ulaşıyorlar. Göcek ve Fethiye Limanları, Göbün Koyu, Çamlı Koy, Sarsala, Sıralı Bük, Boynuz Bükü, At Bükü, Yassıca Adalar,Domuz Adası, Hacı Halil Adası, Deliktaş, Kızılada, Katrancı, Günlük, İnlice Koyları, Gemile Koyu ve Adası, Karacaören, Ölüdeniz, Kıdrak, Kelebekler Vadisi hep birer uğrak yeri konumundalar...
"Mavi Tur" ya da "Mavi Yolculuk" Azra ERHAT, Cevat Şakir KABAAĞAÇLI, Bedri Rahmi EYUBOĞLU, Sabahattin EYUBOĞLU gibi önemli Türk aydınlarının turizm literatürüne kazandırdıkları bir olgu ... Azra ERHAT 1960 yılında, Mavi Anadolu, 1962 Yılında "Mavi Yolculuk" kitaplarını yazmış. Daha o yıllarda; yaşamın güzelliklerini, tarihin derinliklerini,doğanın cömertliğini keşfeden yazar,ressam ve şairlerden oluşan bu seçkin topluluk, Bodrum (Halikarnas) dan başlayıp, Antalya (Pamfilya) da sona eren, başka bir deyişle, tarihi Karya sınırlarından, Pamfilya'ya uzanırken,aradaki Likya Uygarlığını da kat eden bu gizemli yolculuğu keşfedip, tüm insanlıkla da paylaşmak istemişler. Gezdikleri,gördükleri yerleri ve bu yolculuğu mükemmel kılan tüm ayrıntıları gazeteler, kitaplar aracılığı ile okurlara iletmişler. Öylesine güzel betimlemişler ki; bir anda Anadolu'nun bu cennet köşesi, yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı haline gelmiş.
Bodrum, Gökova, Datça, Marmaris, Ekincik, Dalyan, Göcek, Fethiye, Patara, Kalkan, Kaş, Kekova, Olimpos, Tekirova, Kemer, Antalya güzergahını izleyen tura ilgi, her geçen gün artmakta... Buna bağlı olarak Bodrum, Marmaris ve Göcek büyük atılım yaptı. Her biri sektörün seçkin merkezleri arasında yerlerini aldılar. Ne yazık ki ilçemiz en güzel ada ve koylara sahip olduğu halde,en çok ziyaret edilen yer olduğu halde,ekonomik anlamda hak ettiği payı henüz alamadı. Bunun başlıca nedeni hala yeterli bir marinaya sahip olamamamız. Şu anda faaliyette olan yat yanaşma yeri,rıhtım ve iskele ne yazık ki hem nitelik hem de kapasite açısından yatçıların gereksinimlerini karşılamaktan uzak...
Turizm sektörünün en önemli destinasyonlarından olan mavi yolculukta ve yatçılıkta varlık gösterebilmemiz için yapmamız gereken bir tek şey var. O da, 1071 yat kapasiteli marinayı bir an önce yaşama geçirmek... Çağdaş bir marina hem turizmimizi hareketlendirecek, hem de şehrimize çağdaş bir görünüm kazandıracak. Bu süreci hızlandırmak için , her birimiz üzerimize düşen görevi yerine getirmek zorundayız.


Başa Dön

SPORTMENCE-Erol Dolu
Uğur Mumcu Halk Koşusu

Türk Atletim Tarihi'nde sekiz yıldan bu yana yeni bir organizasyon gerçekleşiyor; "Uğur Mumcu Halk Koşusu".
Bağımsız Türkiye'den, Atatürk Devrim ve İlkeleri'nden ödün vermeyen gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun 24 Ocak 1993 tarihinde adi ve şerefsizce öldürülmesi dolayısıyla 1994 yılından bu yana her yıl 24 Ocak günü İzmir-Aliağa Belediye Başkanlığı tarafından "Uğur Mumcu Halk Koşusu" düzenleniyor. Bu yıl 24 Ocak tarihinde 9 cu defa İzmir'in Aliağa İlçesi'nde hazırlıklar başlamıştır. Ben de her yıl bu koşuya katılıyorum. Uğur Mumcu'yu spor alanlarında anmak, spor camiasını da duygulandırmaktadır.
5 km. mesafede yapılan halk koşusuna yediden yetmişe her kesimden bay-bayan sporcu ve sporseverin katılıp, yaşamlarında bir anı yaratmaları Uğur Mumcu'nun karanlık güçler tarafından katledilmesine de bir tepkidir.
Uğur Mumcu gibi insanlar Türkiye Cumhuriyeti'ne aydınlık günler yaratan insanlardır. Kemalist düşüncenin ürünü, Atatürk Devrim ve İlkeleri'nin topluma dalga dalga yayılıp sonsuza kadar yaşaması emperyalist güç odaklarına da iyi bir darbe olmaktadır.
Bu gün hala sonucunun belli olmadığı bu olayda biz 24 Ocak günleri 5 km. koşarak, alnımızdan akıttığımız terlerle Uğur Mumcu'nun düşüncelerine sahip çıkıyoruz.
Yüzlerce genci-yaşlısı insanların bu koşuda koşması sporcu duygularının da yükselmesine sebep olmaktadır.
Aliağa Belediyesi'nin bu koşuyu bitiren herkese anı olarak birer ödül vermesi, yıllar sonra insanların Uğur Mumcu Koşusu'nun yaşamlarında bir yer bırakmasına neden olmaktadır.
Koşarken, sporcuların önlerinde giden arabanın içinde çalınan "Uğurlar olsun, uğurlar olsun, hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun, bir keskin kalem bir kırık gözlük, bu yiğit insanlara hatıran olsun" dizeleriyle sporcular bitiş çizgisinde bulunan Uğur Mumcu heykeline kadar var güçleriyle mücadele ediyorlar.
24 Ocak yaklaşıyor. Sporcuları bu koşunun heyecanı sarmaya başladı. 11 Kasım 2001 tarihinde İzmir'de katıldığım Atatürk Koşusu sırasında Aliağa'dan gelen atlet arkadaşlarla karşılaştığımda onlar bu yıl Uğur Mumcu Halk Koşusu'nun Aliağa'da heyecanla yaşanacağını söylemişlerdi.
O zaman haydi! 24 Ocak'ta İzmir-Aliağa'da yapılacak olan 9. Uğur Mumcu Halk Koşusu'na!
Bu yıl 9 cu defa koşacağım. Katılmak isteyenlere duyuruyorum. Erkek-bayan, yediden-yetmişe herkesle Aliağa Uğur Mumcu Halk Koşusu'nda beraber olalım!
Sporcu saygı ve sevgilerimle.

Başa Dön