|
|
BAŞYAZI
Ekip Çalışmasının Başarısı
Esnaflarımız ilçemizin en büyük sivil toplum örgütüne başkanlarını seçmek
için geçen cumartesi bir araya geldiler. Daha üç sene öncesinde toplam
154 esnaf oy kullanmaya gitmişken, bu yıl 2 bin 334 esnafın oy kullanmak
için sandık başına gitmesi demokrasi için büyük bir zafer.
Tek dileğimiz oy kullanmaya giden bu esnaflarımız, elma ile armudu seçmek
mantığı ile gitmemiş olsunlar. Hem kendileri için hem de ilçe halkımız
için çok önemli ve etkili olan bu sivil toplum örgütünün gelecekte destekçisi
ve takipçisi olmaları bilincinin artık içlerinde yeşermeye başlamış olmaları
gerekmektedir.
Başkan Yungucu ve yönetimini çok düzenli ve kusursuz ekip çalışmalarından
dolayı ve de sonuçta kazanmalarından dolayı kutlarız.
Sayın Yungucu, 10 Nisan 1993 tarihinden beri aynı koltukta sürekli oturmuş
olmanız, bugünkü oturmanız ile sorumluluk açısından hiçbir şekilde benzerlik
oluşturmamalı.
Üç sene önceki seçimlerde aldığınız oy ile son seçimlerde aldığınız oy
farkı, esnafların kişiliğinize tapmalarından kaynaklanmıyor. Oy veren
kişilerin sizlerden çok daha fazla ve kendilerinin adına artık bir şeylerin
yapılmasını beklediklerindendir.
Altı ay öncesinde tasarlanmış seçim kararı ve seçimlerde göstermelik olarak
inşaatını başlattığın Esnaf odası binası senin üç sekreter odalarıyla
donatılan bir koskoca makamdan oluşmamalı. Hiç kimse koltuğa gökten zembille
inmedi.
Sayın Başkan, hiçbir mazeret göstermeden, Genel Merkez'in baskı bahanelerini
ortaya koymadan, Fethiye Esnaflarının başkanı olarak, 350 milyon liraya
yükselen esnaf odasına kayıt parasını ve 50 milyon lirayı geçen yıllık
oda aidatını en az yarı yarıya indirmen lazım. 7 bin esnaftan yıllık toplanacak
350 trilyonu Ankara'da veya başka bir yerlerde birlerinin iç etmelerine
aracılık olmazsın umarız. Yoksa sistem aynı sistem diyerek, yapılan yeni
binadaki yeni makamına, yeni koltuğuna daha da gömülebilmek için yeni
koltuklar, yeni dekoratif eşyalar siparişlerini düşünmemelisiniz.
Sayın Başkan, kişilik her ne olursa olsun görev ve sorumluluk başkadır.
Fethiye Esnaf Odası başkanı, elleri yağlı bir tamircinin yanı sıra, Fethiye
ilçesinin en büyük sivil toplum örgütünün de başkanıdır. Artık oturmayacağı
bir yerdeki koltuğu kaldırıp atıp, yerine eski ahşap kahve sandalyesi
koyarak halkın arasına karışmalı. Öncelikle tüm esnaflarımızın genel kültürünü
geliştirici sosyal ve sanatsal etkinliklere bir an önce ağırlık vermelisiniz.
İki binli yıllarda değişmenin ve düşüncelerin farkını hep birlikte göreceğiz.
Başa
Dön
BORSA-EKONOMİ-Serdar
Düzenli
BORSADA
GEÇEN HAFTA
Borsa son birkaç haftadır sürdürdüğü yükseliş eğilimini bu hafta düşüşe
çevirdi. Özellikle yılbaşı sonrası tekstil ve turizm hisselerinde yaşanan
hızlı çıkışlar bu hafta kar realizasyonu ile karşılaştı.
Perşembe günü bir İngiliz yatırım bankasının araştırma raporunda yer aldığı
söylenen bir dip not borsada hızlı satışların yaşanmasına neden oldu.
Bu nota göre hızlı çıkış eğiliminden sonra yabancı yatırımcılara İstanbul
Borsası'ndan alım yapmamaları konusunda uyarı yapılmakta idi.
Borsa dışında diğer mali piyasalar haftayı yine sakin geçirdi. Döviz fiyatlarındaki
gevşeme devam ederken faiz piyasaları ise son derece durağan idi.
BORSA ve
PARA PİYASALARINDA GEÇEN HAFTA
|
04.01.2002
|
11.01.2002
|
%
DEĞİŞİM
|
BORSA |
14.272
|
13.616
|
-4.59
|
DOLAR |
1.412.000
|
1.376.000
|
-2.55
|
EURO |
1.262.000
|
1.291.000
|
+2.29
|
MARK |
646.000
|
626.000
|
-3.09
|
ALTIN |
88.500.000
|
87.000.000
|
-1.72
|
BORSA OKULU - BÖLÜM
8
Hisse senetlerinde eski-yeni farkı nedir?
Bir hesap dönemi içinde aynı şirkete ait hisse senetlerinden, geçmiş yılın
karına iştirak ederek kar payı alma hakkı olan ve üzerinde geçmiş hesap
döneminin temettü kuponlarını taşıyanlara "eski", geçmiş hesap
döneminin kar payı kuponunu taşımayarak kar payı alma hakkı olmayanlar
"yeni" olarak adlandırılmaktadır.
Fiyat marjları ne zaman serbest bırakılır?
Sermaye artırımı sırasında, referans fiyatın hesaplanamadığı (temettü
oranının belirsiz olduğu) durumlarda, hisse senedi fiyatı serbest bırakılarak
serbest marjla işlem görür.
Sırası 5 iş günü ve üzerinde süre ile kapatılan hisselerde, Borsa Yönetimi
tarafından aksine karar alınmadıkça, hisse senedinin sırası serbest marj
ile açılır.
Borsa üyeleri, emanetlerindeki müşteri hisse senetlerini nerede saklarlar?
Müşteri tarafından üye emanetine bırakılan menkul kıymetlerin, İMKB Takas
ve Saklama Bankası A.Ş.'de (Takasbank) saklanması zorunludur. Aksi takdirde
yatırımcı satın aldığı menkul kıymetlerin tarafına verilmesini talep edebilir.
Endeks ne demektir?
Endeks, bir veya daha fazla değişkenin hareketlerinden ibaret olan oransal
değişimi ölçmeye yarayan bir göstergedir. Endeksler, karmaşık olayların
tek bir rakama indirgenmesini sağlayan, olaylar ve sonuçları hakkında
yaklaşık bilgi verebilen tek araçtır. Hisse senedi piyasasının genel bir
göstergesi olan hisse senedi endeksleri, endeks kapsamındaki hisse senetlerinin
fiyatları baz alınarak "piyasa performansı" hakkında genel bir
bilgi verir.
ŞİRKET HABERLERİ:
İHLAS HOLDİNG: Sermaye Piyasası Kurulu İhlas Holding'in bazı grup
şirketlerindeki hisselerinden bir bölümünü, yine grup içindeki İhlas Matbaacılık
Gazetecilik şirketine devretmesi sırasında, Bisanlar Grubu Şirketleri
hisseleri için kabul edilen satış bedelinin yeniden belirlenmesini istedi.
LOGO YAZILIM: 10 Ocak 2002 tarihinde, İstikbal Şirketler Topluluğu'na
ait Merkez Çelik Sanayi ve Ticaret A.Ş. (Merkez Çelik) ve HES Hacılar
Elektrik Sanayi ve Ticaret A.Ş. (HES Kablo) ile kurumsal kaynak planlaması
ürünü UNITY'nin kullanım lisansının satışına, buna bağlı olarak uygulama
danışmanlığı ve destek hizmetlerinin verilmesine yönelik toplam 600 bin
dolar tutarında satış sözleşmesi imzaladı.
MENSA MENSUCAT: Dünyanın en büyük ev tekstili firmalarından IKEA
ile 2002 yılı için 5.5 milyon dolarlık ihracat bağlantısı yaptı.
MENSA MENSUCAT: Dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan MARUBENI'nin
Amerika Birleşik Devletleri pazarına ilişkin olarak sadece kumaş satışına
mahsus olmak üzere 2002 yılı içinde gerçekleştirilmek üzere 7.500.000
USD'lık ihracat bağlantısı yapılmıştır.
VANET: M.S.B. Diyarbakır İç Tedarik Bölge Başkanlığı ile 330.000
kg. hindi eti satış sözleşmesi imzaladı.
DARDANEL: Daha evvel almış olduğu % 400 Bedelli sermaye arttırımından
vazgeçerek sermayesini 25 trilyon TL. nakit karşılığı arttırma ve arttırılacak
sermayenin tamamını rüçhan haklarının kısıtlanarak Dardanel Gida Yatırım
Anonim Şirketi'ne tahsis edilmesini kararlaştırdı.
ASELSAN: Savunma Sanayii Müsteşarlığı ile sözleşme görüşmeleri
sürdürüldüğü bildirilen Leopard 1 tanklarının modernizasyonu projesi ile
ilgili olarak 11.01.2002 tarihinde 160 milyon USD'lık bir sözleşme imzalanmıştır.
Başa
Dön
DENGE-Av.
Recai Yıldırım
Beş Milyar Dolar Nereye?
IMF tarafından verilecek olan Beş Milyar Dolarlık borcun nerede kullanılacağına
ilişkin yasal düzenleme TBMM'nin 10.01.2002 tarihli oturumunda görüşülerek
4792 sıra sayısı ve "Mali Sektöre Olan Borçların Yeniden yapılandırılması
ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun" adıyla yasa
haline getirildi. Ülkemiz için hayırlı olsun.
Gelecek olan bu borcun,batan bankaların kurtarılması ereğiyle kullanılacağı
bilgimiz içinde. Bu para ile banka kurtarma dışında yapılabilecek işlerin
neler olabileceğini varın siz düşünün. Söylenenlere göre yaklaşık iki
milyon insanımıza iş ve aş kapısı olabilecek üretime dönük yatırımlardan
tutun da, tam teşekküllü iki binin üzerinde hastaneye kadar. Yapılabilecek
okul sayısını yazmıyorum. Canımız sıkılmasın.
Yukarıda andığım yasa TBMM'de görüşülürken tutanaklara geçen konuşmalardan
bir iki alıntı yapıp, neler olduğu konusunda kısaca bilgilendirmeye çalışacağım.
Bu arada konuşan vekillerin üyesi oldukları parti ve kendi adlarını vermiyorum.
Nasıl olsa siz anlarsınız.
Bu yasa görüşülürken bir vekil, gazetede çıkan "4 KATRİLYONLUK VURGUN"
başlıklı bir kamu bankasından 20 hatırı sayılır holdinge krediler açıldığı
haberi üzerine ilgili Bakanın yanıtlaması için 05.11.2001 tarihinde verilen
yazılı soru önergesiyle" hangi kamu bankası tarafından kimlere kredi
açıldığı" sorulduğundan ve ilgili Bakanın 29.11.2001 tarihinde verdiği
yanıttan söz ediyor. Bakanın yanıtı bana oldukça ilginç geldi. Yanıtı
aynen "Banka ve müşterilerinin adlarının açıklanması Bankalar Yasasına
göre sır sayıldığından açıklanması mümkün değildir".
İçine düşürüldüğümüz ekonomik ve sosyal krizden sonra bu yanıtın değerlendirmesini
size bırakıyorum. Bu konuda ilgili ve bilgililere bir sorum olacak. Vurgun
ve soyguna ortak mısınız?
Bir ilginç yön daha. Fona alınan batık bankalar kurtarılırken, yapacak
oldukları her türlü işlemin denetiminin, yine o bankanın sözleşmeli Bağımsız
Denetim Kuruluşu tarafından yapılacağı.
Ben bir şey anlamadım. İki kişi bir araya gelecek. Bir sözleşme yapılacak.
Sözleşmenin konusu birinin diğerini DENETLEMESİ olacak ve denetleme ücretini
denetlenen ödeyecek, bankamız da böylece bağımsız bir kurum tarafından
DENETLENMİŞ olacak. Allah Allah!!!!! Bu işte bir terslik yok mu? Kamu
adına denetim görevi yapacak Sayıştay, Bankalar Yeminli Murakıpları, Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurumu, Cumhurbaşkanlığına bağlı Devlet Denetleme Kurulları
varken bataktan kurtarılmaya çalıştıkları bankaların denetlenmesinin özel
denetleme kuruluna verilmesi neden acep?
Bu yasa ile batık bankaların Denetim ve Tasfiye Kurulu üyelerinin hukuki
sorumlulukları, sektörde çalışan ve henüz batmamış bankalarda aynı görevi
yapan kişilerin hukuki sorumlulukları ile eş tutulmuş. Peki Cezai sorumlulukları
ne olacak? Bu konuda bir hüküm okumadım.
Ankara'dakilerin bir bildiği vardır her halde.
Bu yasa görüşülürken vekillerden bir kaçı REEL SEKTÖR dedikleri, esnaf,
çiftçi, küçük işletmecileri düşündüklerinden olacak BAĞ-KUR,SSK borçlarının
aylık %3 faizle Temmuz/2002 ayından başlamak üzere 18 eşit taksitte ödenmesini
sağlayacak düzenleme yapılması yönünde ÖNERGE vermişler. Plan Bütçe Komisyonu"
Önergeye SALT çoğunlukla katılıyor musunuz" diye sorulduğunda "KATILMIYORUZ"
yanıtı verince, önerge RET edilmiş.
Komisyonun ret gerekçesi, bankacılık sektörüne aktarılacak BEŞ MİLYAR
DOLARIN reel sektöre kredi olarak kullandırılacağı imiş.
Ben inanmadım. Ya siz?
Sağlıkla kalın.
Başa
Dön
YAZDI-Recai
Şahin
Bir Suyun Öyküsü
Güzel yurdumun güzel bir köyü. Dağların yamacındaki bu köyümde güler yüzlü
kadınlar, yağız erkekler, yiğit delikanlılar yaşar. Hepsi iyi güzel de
bir suyu yoktur bu köyümün. Kadınları isyan ederler. Derler ki kocalarına:
-Ya köye su getirmek için gerekli girişimlerde bulunursunuz ya da yataklarımızı
ayırırız.
Girişim ve başkaldırı sonuç verir, köye çok geçmeden su gelir. Aşk bir
başkadır artık bu köyde, aşk daha kolaydır, aşk daha bir yaşanırdır artık.
Ama bir suyun öyküsü her yerde aynı değildir.
Hele Öğretmen Bey'in öyküsü.
Seyfettin Bey, sizden bizden biri. Azı çok, cahilliği yok, yediğini hak
etmeye çalışan, gönlünde iplik iplik sevgi dokuyan, geçmişten geleceğe
köprü kuran bir öğretmendir o, bir köy öğretmeni. Seyfettin Bey aynı zamanda
bir köy çocuğudur. Çocukluğu tütün arıklarının içinde, buğday, arpa başakları
arasında geçmiştir, hatta gençliği bile.
Hem bu dünyaya takılır, hem de öteki dünyaya. "Hadi bir yaşayalım"
demesi meşhurdur, bu dünyaya takılırken. Cuma namazında yeni aldığı ayakkabısını
çaldırır, takunyalarla gelir evine. Öteki dünyaya takılacak olsa "Yarın
ahirette bana soru sorarlarsa, ben ayakkabımı bile camide çaldırdım derim"
diyerek güldürür sizi.
Bir bakarsınız şiddetinden, hiddetinden yanına yaklaşılmaz gibi görünür.
Öyle bir söz söyler ki içinize oturur. Ama inanın hiç ama hiç kötü niyeti
yoktur. Küçücük mutlulukta tüm dünyalar onun olur ve avazı çıktığı kadar
bağırır. Küçücük üzüntülerde ise tüm dünyası yıkılır. Ama çoğu zaman gülen
ve güldüren bir insandır o.
Güneşten parlak, aydan duru bir iç dünyası vardır onun. Anılarını dinlerken
çoğu zaman gözlerinizden yaşlar gelir. Bakmayın siz onun "Asfaltta
ya da toprak yolda yürürken bir şey olmuyor da şehir içindeki parke taşlar
üzerinde yürürken elektrik yükleniyorum, utanmasam yalınayak yürüyeceğim"
demesine.
Aşığı sever, aşka tapar.
Yarıyıl tatili genelde Şubat ayı içinde yapıldığı için ona Şubat tatili
denirdi. Okuyup yazanlar gurbette olanlar da bulunsun diye düğünler genelde
Şubat tatilinde yapılırdı.
Köy öğretmenimiz Seyfettin Bey de bir Şubat tatilinde evlenir. Dünyalar
tatlısı, alemler güzeli bir hanımı vardır artık. Düğününde arkadaşları
"nereye gidiyorsun?" diye sorduklarında o "bir kızın soyadını
değiştirmeye gidiyorum" diye cevap verir.
Bir dağ köyünde öğretmendir, bir dağ köyünün de bir mahalle okulunda.
Köyün akar suyu, çeşme suyu yoktur. İçme ve kullanma suyu kuyulardan sağlanır,
ya da kışın yağmur sularıyla doldurulan depolardan. "Suyu çeşmeden
kullanan bir kızla evlendim, şimdi onu bu susuz köye nasıl götüreceğim"
diye düşünür kara kara. Kuyudan bakırla su çekecek, evine taşıyacak da
çamaşırda, bulaşıkta, banyoda kullanacak. Eziyetli iş bu. Ama Şubat tatilinde,
suyun bol olduğu zamanda evlendiği için şimdilik bir sorun yoktur. Benzinciden
bir büyücek yağ bidonu alırlar, evin damından akan oluğun altına koyar,
işte suyun hazır. Koy sobanın üstüne demir ırbıkla, ister iç, ister yıkan.
İçecek su kuyudan, kullanacak su da damdan akan oluktan gül gibi geçinip
giderler. Hatta bir tenekenin altına musluk kaynattırıp evinin önüne koyar
elini, yüzünü bulaşığını orada yıkar, böylece köye de örnek olmuştur hani.
Kış bahar derken yaz gelip çatar. Damdan akan yağmur suları biter. Hatta
zamanla yakın kuyulardaki sular bile çekilir. Hele yaz sonunda her taraf
kurumuştur artık. Su bir saatlik yoldan gelecektir.
Bir akşamüstü hava iyice bulutlar, ha yağdı ha yağacak. Akşam gelip giden
misafir de olmaz. Seyfettin Bey güzel eşine "hadi artık vakit geç
oldu, kandili kıs da yatalım artık" der. Güzel eşi de "iyi güzel
yatalım da, evde sabah çayını kaynatacak kadar su var haa" der. Seyfettin
Bey dışarı çıkar, zifiri karanlık, şöyle bir havaya bakar tek yıldız göremez.
Bulutlar da yağmur bulutları sanki. Ama sabaha kadar mutlaka yağacak.
Sabah kalktığında oluğun altındaki su bidonu dolmuş, hatta taşmış bile
olacak. Yeni evli ya Allah duasını da kabul eder belki. Yatağına girerken
eşine müjdeyi verir "bu gece yağmur yağacak hem de çok yağacak, göreceksin
sel suyu götürecek, bidon nasıl da dolup taşacak göreceksin. Sabah suyumuz
bol olacak."
Haydi bismillah, sabah ola, hayrola.
Her gecenin umutlu bir sabahı olduğu gibi o gecenin de sabahı olur. Hem
de güzel bir gecenin sabahı olur. Uyanır uyanmaz hemen pencereyi açıp
bakarlar dışarı. Bırakın yağmuru bir damla bile düşmemiştir. Toprağa.
Toprak kupkurudur, oluğun altındaki su bidonunun da dibi görünmektedir.
Hemen giyinir, evin önündeki su tenekelerini bir eşeğe yükleyecek bir
saatlik yoldan su getirecektir. Tenekenin birisini tutar kaldıramaz, ötekini
tutar kaldıramaz, ikisi de ağzına kadar su doludur.
O gün bu gündür o tenekelerdeki suları kim doldurdu diye sorar soruşturur.
Ama bir Allah'ın kulu çıkıp da "Ben dolduruverdim hocam, yeni evlisin,
biz haldan anlarız" dememiş.
Sular gibi ömrün olsun hocam.
Bu Hafta:
Çalışan Gazeteciler Bayramı (10 Ocak)
Enerji Tasarrufu Haftası (2. Pazartesi)
Haftanın Fıkrası:
İki küçük oynuyorlar. Birisi diyor ki:
-ben çocuğun nasıl olduğunu biliyorum artık.
Öteki gururlanarak cevap veriyor:
-Seninki bir şey mi akıllım, ben çocuğun nasıl yapılmadığını bile biliyorum.
Haftanın Manisi:
Bir evcilik oyunu
Bildim kızın huyunu
Uykusuz kalan erkek
Akşam bulsun suyunu
Başa
Dön
TARİHİN SÜZGECİNDEN-Av. Ömer Karayumak
Mezarlıklara
Gömülen Fethiye (Meğri) Tarihi
Beyaz Kalem gazetesinde "Tarihin Süzgecinden" köşesini yazmaya
başladığımız ilk günlerde hatırlayacağınız gibi çok önemli bir konuya
temas etmiş, tarihçinin ana kaynaklarını sıralarken mezarlıklar ve mezar
taşlarının ne kadar önemli olduğunu ısrarla belirtmiştik.
Demiştik ki:
"Mezarlıklar ve mezar taşları milletlerin tarihinde çok önemli bir
yer tutar. Geçmişten geleceğe kurulan köprüde bize en yakın olan, en çok
ilgilenilen tarihi kaynaklardır. Geçmişini araştıran bir kişinin, ecdadının
kim olduğunu öğrenmeye çalışan bir ailenin, köyünde kasabasında, ilinde
ilçesinde kimlerin gelip geçtiğini, kimlerin nerelerden kalkıp gelerek
nerelere göçüp gittiğini incelemek isteyen bir meraklı şahsın ister amatör
isterse profesyonel olsun ilk gideceği yer mezarlıklar, ilk inceleyeceği
tarihi kaynak da mezar taşlarıdır. Bu gerçek tarihin ilk yıllarından günümüze
kadar hiç değişime uğramadan böyle gelmiş, böyle de gidecektir.
Mezarlıklarda ki taşlar ise; gerek süsleme sanatları açısından, gerek
şiir ve edebiyat tarihi açısından gerekse estetik ve sanat tarihi açısından
bulunmaz bir açık hava müzesinin paha biçilmez eserleridir. Yabancı sanat
tarihçilerinin ifadesiyle; Türk mezarlıkları bir gül bahçesi olduğu kadar,
bir şiir, sanat ve edebiyat ansiklopedisidir".
Antik tarihin çok önemli medeniyetlerinden birisi olan LİKYA medeniyetinin
ve daha sonra gelen Roma, Bizans ve Helenistik dönemlerde çok önemli bir
liman şehri olan
TELMESSOS, Beylikler ve Osmanlı döneminde MEĞRİ ya da MAKRİ ismini alan
FETHİYE
Tarihi bugüne kadar üzerinde çok az inceleme ve araştırma yapılan medeniyet
merkezlerinden birisidir.
Tarih araştırmacılığı açısından irdelendiğinde Fethiye tarihi çok bakir
bir alandır. Toplasanız 3-5 kitaptan ibaret bulunan ve hemen hepsi de
birbirinin kopyası ve çalıntısı olan bu kitaplarda ise sadece LİKYA dönemi
incelenmiştir. Oysa yukarıda da belirttiğimiz gibi Fethiye Roma, Bizans,
Helen, Menteşe Beyliği ve Osmanlı dönemlerinde de büyük bir yerleşim alanı,
sanat kültür ve medeniyet merkezi olmuştur. Ne yazık ki Fethiye tarihinin
bu dönemleri hiç araştırılmamış incelenmemiştir.
Fethiye ile ilgili yazılan kitaplar, genellikle turistik ve ticari amaçla
yazılıp bilimsel bir tarzda hazırlanmadıkları için Fethiye tarihinin Beylikler
ve Osmanlı dönemi hakkında hemen hiçbir bilgi yer almamaktadır. Kendileriyle
konuştuğumuz ilgililer kaynak bulamıyoruz diyorlar. Oysa o dönemlerde
bir kaza merkezi olan Meğri (Fethiye) hakkında Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde
yüzlerce belge mevcuttur kaynak mı istiyorsunuz? Buyurun...
Tapu Tahrir defterleri, (Menteşe Beyliği'ne ait bu defter Osmanlı arşivleri
daire başkanlığı yayınları arasında tıpkıbasım halinde yayınlandı).
İl yazıcı defterleri, Şikayet defterleri, Şer'iyye sicillerinde (Fethiye
şer'i sicilleri Muğla Üniversitesi Tarih bölümünden Dr. Ahmet Yiğit tarafından
hazırlanmış bulunmaktadır), Evkaf-ı Hümayun defterleri (Mihrişah Sultan
Vakfı olayı nereden çıktı sanıyorsunuz?), Kitabeler (Cami ve mescidlerdeki
kitabelerin tamamı sökülüp yok edilmiştir), Sal-nameler ve yazma eserler
(Fethiye kütüphanesinde Fethiye ile ilgili bir tek Sal-name ve yazma eser
yoktur. Bütün yazma eserlerin tamamı yıllar önce sanıyorum koruma amacıyla
Konya Yusufağa kütüphanesine gönderilmiştir.
Ve Mezar Taşları
Fethiye'de yaşayanlar... Fethiye'yi sevenler... İdari, adli, siyasi makamlar...
Belediyeler... Esnaf ve Ticaret Odaları... Sivil toplum örgütleri... Turizmciler...
Doğa ve tarih sevdalıları... Araştırmacılar,
Yazarlar, gazeteciler, muhtarlar, siyasi parti temsilcileri....
Biliniz ki...FETHİYE'NİN TARİHİ MEZAR TAŞLARINDA GİZLİDİR.
Bu konuya devam edeceğiz. Her mezarlığı ayrı ayrı inceleyip mezar taşlarındaki
gizemli tarihi gün ışığına çıkartmaya ve ilim dünyasına sunmaya çalışacağız.
Başa
Dön
BİRİKİM-Ünal
Şöhret Dirlik
Folklorun Kapı Aralığı
Bizde Gülecek Surat mı Kaldı?
Fotokopi işlerimi çoğunlukla FRT'nin karşısındaki Esenköy'lü Osman Kula
yapar. Son kitabım yayınlandıktan sonra bana dedi ki, "Hocam, Fethiyeli
Gülüyor kitabınız çok hoşuma gitti. Bir miktar benim büroya bırakta satalım".
Epey sattı da... Bir gün müşterisinin birisine "Fethiyeli Gülüyor"
isimli kitabımı göstererek "Bir tane al da kitaplığında bulunsun"
demiş. Müşterisi:
"-Bu hayat pahalılığından, yokluklardan, zamlardan ben de gülecek
surat mı kaldı?" demiş.
Sıkıntılar içindeki adamın bundan başka verecek cevabı mı olur? İyi söylemiş.
Ben orada olsaydım bu güzel esprisi için ona imzalı bir kitabımı verirdim.
Osman anlattı. Ben de buruk buruk gülümsedim...
At İle Eşeğin Arkadaşlıkları
Aziz Nesin rahmetlinin yıllar önce yazdığı bir hikayedir bu. Atla eşek
yılkıda arkadaş olmuşlar. Bir gün beraberce şehre inmişler. Akşam üzeri
beraber dönmek için kavilleşmişler. Ama eşek kavil yerine gelmemiş...
Aradan yedi-sekiz yıl geçmiş, at yine şehre inmiş. Dönerken bir de ne
görsün: Yedi yıl önce ayrıldıkları eşek orada değil mi, hemen koşmuş,
sarılışmışlar, öpüşmüşler. At -"Arkadaş yedi sene önce burada kavilleştik,
sen gelmedin, bunca yıl nerede idin? Eşek:
-Sorma arkadaş, senden ayrıldıktan sonra şöyle bir kalabalığa karışayım
dedim, haydi halk üzerime hücum etti. Doğruca götürüp yönetici koltuğuna
oturttular. O zamandan beri yöneticilik yapıyordum." At yine merakla:
"-Ula arkadaş bunca insan senin eşek olduğunu anlayamadı mı?"
demiş. Eşek "-Anlamasına anladılar da, anlayıncaya kadar da yedi
yıl geçiverdi" diye cevap vermiş. Sonra da elele verip ormana dönmüşler.
Not: Bu suretle Aziz Nesin'i de saygı ile anmamıza vesile oldu.
Hayvan masalları insanlara öğüt vermek için yazılmışlardır. Konuşmayan
bu yaratıkların ağzından kendi istediklerini söyletirler yazarlar. Bu
konuda EZOP'un da çok güzel hikayeleri var. Bakın bunlardan biri nasıl:
Eski Yunan'da (Şimdikiler değil) Atina ve Ispartalıların demokrasiye düşkün
olduklarını herkes bilir. Şimdi İngiltere'nin ünlü (HYDE Parkı)nda insanlar
düşündüklerini nasıl serbest serbest anlatıp, yöneticilerini tenkit ediyorlarsa,
Atinalılar da, böyle serbest kürsülere çıkıp istedikleri gibi konuşur,
yöneticileri tenkit ederlermiş. Bir gün bir Atinalı kürsüye çıkmış:
"-Sevgili Atinalılar, senatoya baskı yapalım da bir kanunla eşeklerinde
adını AT olarak değiştirmelerini sağlayalım" demiş. Sağdan soldan
(Olur mu? Neden değiştirelim? Senin işin mi yok?) diye bağrışmaya başlamışlar.
Adı geçen vatandaş, herkesin susmasını bekledikten sonra şöyle demiş:
"-Eşeklerin adını at olarak değiştirirsek, bizlerde eşekler tarafından
değil de, atlar tarafından yönetildiğimizi düşünerek seviniriz"
Kaynak: Esop Masalları
Nasrettin Hoca'nın
Eşek'e Kitap Okutması
Adamın birisi Timurlenk'e bir eşek hediye etmiş. Orada bulunanlar eşeği
methede methede bitirememişler. Nasrettin Hoca'yı Timur'un gözünden düşürmek
isteyen birisi
"-Bu eşek çok akıllı bir hayvandır. Elleri öpülesi Nasrettin Hoca'nın
eline geçşe, vızır vızır okutur adam eder" demiş.
Timur işin dalgasındaymış. Hemen hocayı çağırır ve yuları eline verir.
"-Eti senin, kemiği benim hocam. Okut adam et" der.
Hoca biçare ne yapsın. Ele güne karşı mahcup olmamak için, deriden bir
kitap yaptırmış. Yaprakların arasına avuç avuç arpa doldurmuş. Sonra yaprak
yaprak açıp arpaları yedirmiş. Sabah, öğle, akşam derken hayvancağız diliyle
yaprakları açıp açıp arpaları yemeye alışmış. Arpalar bitince de basar
anırmayı.
Timur'un verdiği süre biter. Hoca akşam eşeğe arpa vermez. Sabahleyin
yularından tuttuğu gibi çekip Timur'un imtihan yerine götürür. Eşeği bir
yere bağlar, önüne kitabı koyar, yaprakları arasına arpaları doldurur.
Eşek teker teker diliyle sayfaları çevirip çevirip arpaları yer, arada
boş yani arpasız bir sayfa gelince de basar anırmayı. Kitabın bütün sayfaları
bitince de uzun uzun anırmış mı, güzelce oh!...
Timur Hoca'yı tebrik eder.
Hocanın başına eşek hocalığını saran adam "iyi iyi de, ne dediğini
anlamadık" demiş.
Hoca kızarak; "İşte gördün, eşeğe okumayı öğrettim de, bu adama konuşmayı
öğretemedim" demiş. Timur yüklüce bahşiş vererek hocanın gönlünü
almış.
Son zamanlarda eşekten ve kitaptan çok söz edilir oldu da. Seyreden eşekler
ağzını tutsa olmaz mı?
Allah senden razı olsun Nasrettin Hoca. Eşeği diliyle kitap karıştıracak
kadar eğitmişsin, sağol.
Devrin bazı eşekleri kitaba düşman da...
Fethiyeli Kocaalioğlu
Süleyman...
Nüzhet Bulca'nın 1950 yılındaki radyo konuşmalarını bir araya topladığı
KAHRAMANLAR isimli kitabın 105. Sayfasında şöyle yazılıyor: "Fethiye'nin
Ceylan Köyü'nden 1315 doğumlu, Koca Alioğlu Süleyman (burada diğer dört
arkadaşının da isimleri sayılıyor)
Başa
Dön
TARIM
DÜNYASI-Atila Büyükpapuşçu
Bahçe ve Tarlalarda Kış Bakımı ile Bahar Hazırlıkları
Yediğimiz tüm meyve, sebze ve tarla ürünleri toprakta yetiştirilmektedir.
Bu yetiştirme döneminde tarla veya bahçelerde çeşitli zirai işlemler uygulanmaktadır.
Bu uygulamalar sonunda elde edilen mahsuller hasat edildikten sonra tarla
veya bahçede kalan çok yıllık bitki veya tek yıllık bitkiler bulunmaktadır.
Bu yetiştirilen mahsuller hasat edildikten sonra ya yaprakları dökülür
ve çürüyerek toprakta kaybolurlar.
Meyve bahçelerinde, sebze bahçelerinde ve tarlada hasattan sonra yapraklar
sararıp dökülmekte veya kalan bitkiler ve Dökülen bu yapraklar ile dal
parçacıkları toplanarak bir çukura gömülmelidir. Çünkü düşen bu artıklar
zaman içersinde çürümeye başlayacaktır. Bu çürümeler neticesinde toprakta
bazı bakteri ve hastalık etmenlerinin oluşmasına neden olacaktır. Bu da
baharda uyanmaya başlayan bitkilere bulaşmak suretiyle hastalık ve haşerelerin
bitkiye geçmesine neden olmaktadır. Bunu neticesinde meyve ağaçlarının
yıllık bakım ve işleme faaliyetlerine daha fazla zaman ayırmamıza ve daha
fazla ilaç kullanmamıza neden olacaktır.
Bahçe ve tarlalarda bahar aylarına girmeye başlayacağımız zamanlarda çok
yıllık bitki ve ağaçlarda bitkinin yağışlardan yeterince faydalanması
için ağaç dipleri havuzlanmalıdır. Bu sayede bitki için da fala su alınması
sağlanır. Bunun yanında arazi ve toprağın yapısına bağlı olmakla birlikte
yağışlardan dolayı göllenme olabilir. Bu göllenme neticesinde su uzun
bir süre kaldığı zaman bitkilerin solunumu olmayacağından ağaç veya bitkilerde
kurumalar olur. Bunu önlemek için mutlaka arazi içersinde drenaj veya
tahliye kanalları mutlaka açılmalıdır.Fazla suyun akıtılması sağlanmalıdır.
Kısaca özetlemek gerekirse hasattan sonra dökülen ve kalan veya rüzgar
ve bir başka şekilde bahçeye gelen bitki artıkları mutlaka toplanıp yok
edilmelidir.
Bereketli , bol kazançlı ve sağlıklı bir yaşam dileği ile saygı ve selamlar.
Başa
Dön
VERGİ
DÜNYASI-S. Muhasebeci Erden Özkan
2002
Yılına Girerken Yapılan Vergi Düzenlemeleri
2002 yılı bütçe çalışmaları esnasında hedeflenen vergi hasılatı tutarı
58 katrilyon Türk Lirası olmakla,vergi yasalarımızda,gelir artırıcı yönde
güya düzenlemeler yapıldı. Ülkemizde meydana gelen veya getirilen ekonomik
krizden bunalan mükellefler veya bunalmış gibi yapan mükelleflerin hoşuna
gitmese de, her zaman olduğu gibi,kaynak için yine örümcek ağına takılan
mükelleflere gidildi.
İdarede bulunan siyasi irade her ne kadar ek vergi getirilmedi deseler
de;yapılan düzenlemeler yeni vergi getirilmiş kadar vergi yükünü arttırdı.
301 nolu Vergi Usul Yasası Genel Tebliği ile 2001 yılı yeniden değerleme
oranı yüzde 53.2 olarak tespit edildi. Bu oran 2002 yılında uygulanacak;mesken
kira gelirleri istisnası,yatırım indirimi uygulamasına esas asgari yatırım
tutarı, birinci ve ikinci derece usulsüzlük cezaları, özel usulsüzlü cezaları,
defter tutma hadleri, beyanname imzalatma sınırı, MTV.TAV:Maktu Damga
Vergisi, Harçlar, Hayat standardı göstergeleri gibi bir çok istisna ve
vergiler tutarının belirlenmesine etkisi büyük olacaktır.
Fatura düzenleme haddi 150,000,000.- TL.sından 250,000,000.- TL.sına yükseltilmiştir.
250,000,000.- TL.ye kadar olan nihai tüketiciye olan satışlar için perakende
satış fişi,üzerinde olan satışlar için fatura tanzim edilecektir. Ayrıca
amortisman ayırma sınırı olan 150,000,000.- TL.sıda 2001/3395 sayılı Bakanlar
Kurulu Kararı ile 2002 yılı için 250,000,000.- TL.sına çıkartılmıştır.
Defter tutma hadleride 302 sayılı VUK.Genel Tebliği ile Yeniden değerleme
oranı dikkate alınarak artırılmıştır. İlanen tebliğ haddi de 6 milyon
TL.sından 12 milyon TL.sına yükseltilmiştir. İkmalen, re'sen veya idarece
tarh edilen vergi ve cezaların toplam tutarı,tarh ve tahakkuk masraflarına
değmeyecek kadar küçük ise,başka bir ifade ile tarh ve tahakkuk masrafları
tutarı vergi ve ceza tutarından fazla ise vergi ve cezanın tarh ve tahakkukundan
vazgeçilmektedir.2001 yılında 3 milyon olan tarh ve tahakkuktan vazgeçme
sınırı 2002 yılı için 6 milyon TL.ye yükseltilmiştir. Özel indirim tutarı
aylık 30 milyon liraya yükseltilmiştir. Bu arada sakatlık indirimi tutarı
da derecesine göre aylık 270 milyon,150 milyon,90 milyon TL.sına yükselmiştir.
Günlük yemek bedeli istisnası da 4 milyon 500 bin lira olarak belirlenmiştir.
İşyeri kira gelirlerinde beyan sınırı ise 6 milyar 650 milyon Türk Lirasıdır.
Diğer vergi ve harçlarda yapılan artışları gelecek sayımızda işlemek istiyorum
Çünkü konu önemsenmeyecek kadar geniş ve teferruatlı.
Başa
Dön
TANSİYON-Uz.
Dr. Mustafa Ulusoy
İki haftadır yazılarımda ülkemizdeki olaylara karşın kayıtsız kalan politikacılar
ve onları seyreyleyen ama yakınmaktan da geri kalmayan bizleri yazıyorum.Yani
kısaca memleketimden insan manzaraları bunlar. Her ülkede sorunlar vardır
ama sorunları çözmek üzere görevli olanlar yakınmazlar görevlerini yaparlar.Bizde
ise politikacı iktidarda iken yakınır, muhalefete geçtiğinde ise sanki
o sorunların oluşumunda hiç katkısı yokmuş gibi başlar şikayete. En gülüncü
de kendisinin bu sorunları 3-5 ayda çözeceğini, reçetesinin hazır olduğunu
ama ne yazık ki iktidarda olmadığını söyler durur. Sanki 3-5 ay bilemedin
1 yıl evvel iktidarda o yoktu,madem çözümün reçetesi elindeydi neden o
zaman kullanmadın diye kimse sormaz, hatta madem vatanseversin, bu ülkeyi
bizim oylarımızdan da çok seviyorsun elindeki sihirli formülü açıkla da
mevcut iktidar uygulasın dersin, asla böyle bir olaya yaklaşmazlar,çünkü
bu tip politikacının dağarcığında böyle bir reçete yoktur. Zaten onlar
vatanımı seviyorum derken sevdikleri vatan değil, vatandaşta değil vatandaşın
oyudur.
Şimdilerde bu vatanı çok sevenler kervanına yenileri katılıyor. Bir bakıyoruz
"Bu ülke için seve seve" kampanyaları ile ucuzluklar düzenleniyor,
uzun süredir pahalıya satılan doğal gazın fiyatını yeni öğrenmişler gibi
ucuzlatmak için anlı şanlı toplantılar düzenlenip, toplantıyı terketme
şovları sergileniyor. İnsana sormazlar mı madem ucuz satabiliyordunuz
neden bıçak kemiğe dayandığında ucuzluk yaptınız, %100-200 lere varan
karlar elde edilirken kimse ucuzluk yapmıyordu,çünkü hala alabilenler
vardı. Şimdi artık sürümden de kazanmak ve depolarda çürüyecek malları
satarak vatandaşın son kuruşlarını da tüketmek için kampanyalar düzenleniyor
ve tabii ki yeni ucuz kahramanlar yaratılıyor.
Dünyada bu kadar rahat at koşturabilen bir sermaye var mıdır acaba, istediği
malı istediği kadar, istediği fiyattan satacaksın, kardan yapacağın küçücük
indirimlerle de vatan kurtaran aslan olacaksın! Muz Cumhuriyetlerinde
bile ülkeyi yönetenler bunun hesabını sorarlar, onlar sormazsa halk bu
hesabı sorar. Ama bizde hesap soran da yok hesap veren de. Bir zamanlar
beni SSK Muğla Hastanesine Baştabip yapmışlardı. Ben göreve başlarken
mal beyanımı devletle birlikte halkın sesi olduğuna inandığım basına da
verdim,baştabiplikten ayrılırken de vermiştim. 5 yıl içinde hiçbir edinimim
olmamıştı.Ama basına manşet olmuştum Bir bürokrat görevi bırakırken mal
beyanında bulundu diye. Kimse sormamıştı ve sormayacaktı ama ben soracaktım,
kendime sordum ve yanıtını basında vermiştim.
Hodri meydan.
Başa
Dön
HOŞ
SEDA
Bu sayımızda Hoş Seda köşesi yayınlanmamıştır.
Başa
Dön
DİYALOG-Ufuk
Emek
Geçenlerde çok beğendiğim bir dergide, son derece güzel bir öykü okudum;
Bir zamanlar Afrika'da kayıp bir kenti aramakta olan arkeologlar, beraberlerindeki
yük ve eşyaları, hayvanların ve yerlilerin yardımıyla taşıyarak, uzun
bir yolculuğa çıkmışlardı. Kafile zorlu doğa koşullarında ve balta girmemiş
ormanlarda ilerleyerek, nehirleri, çağlayanları geçerek yolculuğa devam
ettikleri bir gün, yerlilerin bir bölümü birden durdular. Taşıdıkları
yükleri yere indiren yerliler, hiç konuşmadan beklemeye başladılar. Ulaşmak
istedikleri yere bir an önce varmak isteyen arkeologlar bu duruma bir
anlam veremediler. Zaten çok geciktiklerini, bu şekilde daha da zaman
kaybettiklerini söyleyip, yerlilere neden durduklarını sordular .Fakat
yerliler, onların hiçbir sorusunu yanıtlamadan, büyük bir sessizlik içinde
neredeyse kımıldamadan oturmaya devam ettiler.
Bir süre sonra yerlilerden biri neden oturduklarını rehbere şöyle açıkladı:
"Çok hızlı gidiyoruz. Ruhlarımız geride kalıyor."
Yerlilerin bu sözü, gerçekte, bugünkü "çağdaş" kent yaşamımızın
en önemli sorunlarından birini ne güzel dile getiriyor değil mi? Hepimiz
hızla ve sonu bir türlü gelmeyecek olan amaçlara doğru çılgınca koşuşturuyoruz
ve...Bu koşuşturma sırasında, küçük fakat önemli ayrıntıları, manzaraları,
mutlulukları, kısaca yaşama dair pek çok güzelliği göremeden hata farkına
bile varamadan kaçırıyoruz...
Oysa durup "ruhlarımızı beklemeliyiz", müziğimizi, metronomumuzu
duymaya çalışmalı, dostlarımızın, mutluluğumuzun tüm ana kaynaklarının
ve en önemlisi, "varlığımızın anlamının" farkına varabilmeliyiz.
Ne dersiniz? Ruhunuz sizinle mi? Yoksa çok gerilerde mi?
Üç haftadır sizlerden
gelen yazılara yer veremiyorum diye sitem ediyorsunuz. Ne diyeyim? Haklısınız.
Bu satırdan itibaren söz sizin...
Beni Seviyor musun?
Gece... Yağmur yağıyor. Yolun kenarında bir kadın, bir erkek... Sessizlik,
toprak kokusu, yaprakların hışırtısı... Erkek sorduğu soruyla, sessizliği,
çiseleyen yağmuru ve zamanı durduruyor. "Beni seviyor musun?"
Oysa kadın neredeyse 20 yıldır her gün, her an, her fırsatta "Seni
seviyorum" diyor erkeğe. Sözcüklerle söylüyor, gözleriyle söylüyor,
dokunuşlarıyla söylüyor...Hatta biraz önce de söyledi. Öyleyse bu soru
neden diye şaşırmıyor kadın. Çünkü bugüne dek erkek bir kez olsun ona
seni seviyorum demedi. Sevmediğinden değil, söyleyemediğinden...Ve şimdi
geceyi yaran bu "Beni seviyor musun?" sorusunun aslında "Seni
seviyorum" demek olduğunu biliyor kadın...
Gece. Yağmur yağıyor. Yolun kenarında iki kişi. Erkek soruyor: "Beni
seviyor musun?" Gülümseyerek cevap veriyor kadın: "Ben de"
Teşekkürler Yelda
Kovboy, Yeni Eşi
Ve Yeni Atı
Yeni evli bir kovboy, eşi ve o gün satın aldığı yeni atıyla köyüne dönüyordu.
Bir dere kenarında ilerlerken atın ayağı kaydı ve at tökezledi. Kovboy
"Biiiiir" dedi ve yoluna devam etti. Bir süre ilerledikten sonra
at, engebeli yolda dengesini kaybetti ve düşmekten son anda kurtuldu.
Kovboy yeni atına sert bir biçimde baktı ve "ikiiiii" dedi.
Bir süre daha yol aldıktan sonra dik bir yokuşa geldiler. At yokuşu çıkarken
biraz zorlandı, bir ara ayağı kaydı, fakat kendini birden toparladı.
Kovboy önce kendi indi attan, eşini indirdi, sonra da tabancasını çıkardı
ve sözcüğü uzatmadan kısaca "üç" dedi ve atı vurdu. Kovboyun
yeni eşi bu olay karşısında dehşet içinde bağırdı:
"Senin bu yaptığın bir canavarlık"
Kovboy sakin bir biçimde eşine baktı ve: "Biiiir" dedi.
Teşekkürler Zafer
İki hırsız arasında
kendimizi feda ederiz. Düne ait üzüntülerle yarına ait korkular.
Fulton Cursler
Başa
Dön
TURİZM-Dilek
Dinçer
Mavi Yolculuk
Bedri Rahmi Koyunu bilir misiniz? Tarihte Cyra, yörede Taşyaka adıyla
anılan... Kıyıya yaklaşırken sizi yamaçtaki kartal yuvası mezarlar ve
Bedri Rahmi EYUBOĞLU'nun bir kayaya yaptığı balık resmi karşılar.
Kapıdağ Yarımadasında,Ağa Limanı'ndaki Yavansu'dan çıkılarak, güzel bir
patika yolla ulaşılabilen Lydae antik kentini gördünüz mü ?
Sanırım Manastır Koyu'ndaki Kleopatra Hamamı adıyla anılan yerleşimi,tarihte
Telandria adıyla bilinen Tersane Adasını bilmeyenimiz yoktur.
Fethiye Körfezinde yer alan koylar ile çok sayıdaki ada ve adacıklar mavi
yolculuğun en can alıcı , en çekici odak noktası durumundalar. Mavi Tura
katılanlar çam ağaçlarıyla kaplı ,birbirinden güzel koylarda demirleyip,pırıl
pırıl sularda dalmanın,yüzmenin keyfini çıkarırken, diğer yandan tarihle
iç içe olmanın doyumuna da ulaşıyorlar. Göcek ve Fethiye Limanları, Göbün
Koyu, Çamlı Koy, Sarsala, Sıralı Bük, Boynuz Bükü, At Bükü, Yassıca Adalar,Domuz
Adası, Hacı Halil Adası, Deliktaş, Kızılada, Katrancı, Günlük, İnlice
Koyları, Gemile Koyu ve Adası, Karacaören, Ölüdeniz, Kıdrak, Kelebekler
Vadisi hep birer uğrak yeri konumundalar...
"Mavi Tur" ya da "Mavi Yolculuk" Azra ERHAT, Cevat
Şakir KABAAĞAÇLI, Bedri Rahmi EYUBOĞLU, Sabahattin EYUBOĞLU gibi önemli
Türk aydınlarının turizm literatürüne kazandırdıkları bir olgu ... Azra
ERHAT 1960 yılında, Mavi Anadolu, 1962 Yılında "Mavi Yolculuk"
kitaplarını yazmış. Daha o yıllarda; yaşamın güzelliklerini, tarihin derinliklerini,doğanın
cömertliğini keşfeden yazar,ressam ve şairlerden oluşan bu seçkin topluluk,
Bodrum (Halikarnas) dan başlayıp, Antalya (Pamfilya) da sona eren, başka
bir deyişle, tarihi Karya sınırlarından, Pamfilya'ya uzanırken,aradaki
Likya Uygarlığını da kat eden bu gizemli yolculuğu keşfedip, tüm insanlıkla
da paylaşmak istemişler. Gezdikleri,gördükleri yerleri ve bu yolculuğu
mükemmel kılan tüm ayrıntıları gazeteler, kitaplar aracılığı ile okurlara
iletmişler. Öylesine güzel betimlemişler ki; bir anda Anadolu'nun bu cennet
köşesi, yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı haline gelmiş.
Bodrum, Gökova, Datça, Marmaris, Ekincik, Dalyan, Göcek, Fethiye, Patara,
Kalkan, Kaş, Kekova, Olimpos, Tekirova, Kemer, Antalya güzergahını izleyen
tura ilgi, her geçen gün artmakta... Buna bağlı olarak Bodrum, Marmaris
ve Göcek büyük atılım yaptı. Her biri sektörün seçkin merkezleri arasında
yerlerini aldılar. Ne yazık ki ilçemiz en güzel ada ve koylara sahip olduğu
halde,en çok ziyaret edilen yer olduğu halde,ekonomik anlamda hak ettiği
payı henüz alamadı. Bunun başlıca nedeni hala yeterli bir marinaya sahip
olamamamız. Şu anda faaliyette olan yat yanaşma yeri,rıhtım ve iskele
ne yazık ki hem nitelik hem de kapasite açısından yatçıların gereksinimlerini
karşılamaktan uzak...
Turizm sektörünün en önemli destinasyonlarından olan mavi yolculukta ve
yatçılıkta varlık gösterebilmemiz için yapmamız gereken bir tek şey var.
O da, 1071 yat kapasiteli marinayı bir an önce yaşama geçirmek... Çağdaş
bir marina hem turizmimizi hareketlendirecek, hem de şehrimize çağdaş
bir görünüm kazandıracak. Bu süreci hızlandırmak için , her birimiz üzerimize
düşen görevi yerine getirmek zorundayız.
Başa
Dön
SPORTMENCE-Erol
Dolu
Uğur Mumcu Halk Koşusu
Türk Atletim Tarihi'nde sekiz yıldan bu yana yeni bir organizasyon gerçekleşiyor;
"Uğur Mumcu Halk Koşusu".
Bağımsız Türkiye'den, Atatürk Devrim ve İlkeleri'nden ödün vermeyen gazeteci-yazar
Uğur Mumcu'nun 24 Ocak 1993 tarihinde adi ve şerefsizce öldürülmesi dolayısıyla
1994 yılından bu yana her yıl 24 Ocak günü İzmir-Aliağa Belediye Başkanlığı
tarafından "Uğur Mumcu Halk Koşusu" düzenleniyor. Bu yıl 24
Ocak tarihinde 9 cu defa İzmir'in Aliağa İlçesi'nde hazırlıklar başlamıştır.
Ben de her yıl bu koşuya katılıyorum. Uğur Mumcu'yu spor alanlarında anmak,
spor camiasını da duygulandırmaktadır.
5 km. mesafede yapılan halk koşusuna yediden yetmişe her kesimden bay-bayan
sporcu ve sporseverin katılıp, yaşamlarında bir anı yaratmaları Uğur Mumcu'nun
karanlık güçler tarafından katledilmesine de bir tepkidir.
Uğur Mumcu gibi insanlar Türkiye Cumhuriyeti'ne aydınlık günler yaratan
insanlardır. Kemalist düşüncenin ürünü, Atatürk Devrim ve İlkeleri'nin
topluma dalga dalga yayılıp sonsuza kadar yaşaması emperyalist güç odaklarına
da iyi bir darbe olmaktadır.
Bu gün hala sonucunun belli olmadığı bu olayda biz 24 Ocak günleri 5 km.
koşarak, alnımızdan akıttığımız terlerle Uğur Mumcu'nun düşüncelerine
sahip çıkıyoruz.
Yüzlerce genci-yaşlısı insanların bu koşuda koşması sporcu duygularının
da yükselmesine sebep olmaktadır.
Aliağa Belediyesi'nin bu koşuyu bitiren herkese anı olarak birer ödül
vermesi, yıllar sonra insanların Uğur Mumcu Koşusu'nun yaşamlarında bir
yer bırakmasına neden olmaktadır.
Koşarken, sporcuların önlerinde giden arabanın içinde çalınan "Uğurlar
olsun, uğurlar olsun, hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun, bir keskin kalem
bir kırık gözlük, bu yiğit insanlara hatıran olsun" dizeleriyle sporcular
bitiş çizgisinde bulunan Uğur Mumcu heykeline kadar var güçleriyle mücadele
ediyorlar.
24 Ocak yaklaşıyor. Sporcuları bu koşunun heyecanı sarmaya başladı. 11
Kasım 2001 tarihinde İzmir'de katıldığım Atatürk Koşusu sırasında Aliağa'dan
gelen atlet arkadaşlarla karşılaştığımda onlar bu yıl Uğur Mumcu Halk
Koşusu'nun Aliağa'da heyecanla yaşanacağını söylemişlerdi.
O zaman haydi! 24 Ocak'ta İzmir-Aliağa'da yapılacak olan 9. Uğur Mumcu
Halk Koşusu'na!
Bu yıl 9 cu defa koşacağım. Katılmak isteyenlere duyuruyorum. Erkek-bayan,
yediden-yetmişe herkesle Aliağa Uğur Mumcu Halk Koşusu'nda beraber olalım!
Sporcu saygı ve sevgilerimle.
Başa
Dön
|
 |