Bölüm 11
Erdinç yatağa girdiğinde ürperdi. Evini seviyordu, tek hoşuna gitmeyen soğuk yatak odasıydı. Bu yüzden, bazen televizyonun karşısında uyuyordu, bazen de misafir odasında.
Yorganı başının üzerine kadar örttü. Sonra yan dönüp, dizlerini göğsüne doğru çekti. Ellerini bacaklarının arasında birleştirerek çabucak ısınmaya çalıştı.
Fırat yan odada, olanları düşünüyordu. Ayla'nın sayıklamaları, inlemeleri çıkmıyordu aklından. Yatakta yastıkla boğuşmaktan sıkıldığında, kalkıp, montundan sigarasını almak için koridora çıktı.
Erdinç bir türlü ısınamamıştı. Çorapla yatmaktan hoşlanmıyordu ama ayaklarını tuttuğunda buz gibi olduklarını farketti. Sağ ayağının üzerinde sert bir şey gelmişti eline. Kabuk bağlamış bir yara. Dokunduğunda acıyordu. Daha iyi görebilmek için yorganı açıp, söylenerek yataktan kalktı. Yere bastığında parkenin soğukluğunu hissetti, ve odadaki esintiyi.
Sonra kapalı olan koyu renk perdelerin hareket ettiğini gördü. Pencereyi açık unutmuş olmalıydı. Perde rüzgarla hafifçe kabarıyor sonra düzeliyordu. Isınamamasının sebebi çıkmıştı ortaya. Ayağa kalktı. Bu sırada kabuk bağlamış olan yarası sızladı.
Salonun penceresinin önünde, Firat sigarasından bir nefes daha çekti.
"Sen olmasaydın kurtulamazdı" diye kendini avutmaya çalıştı. Uyumasına yardım ederdi belki.
Erdinç adım atarken ayağındaki dayanılmaz şekilde acıyordu. Bir böcek ısırığı olabilirdi, ya da akrep. Açık kalan camı kapatmak için perdedeki hareket eden kabarıklığa doğru uzattı elini. O anda kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. Rüzgar değildi, orada biri vardı ve nefes alıyordu.
Kendini geri atarken, ayağının acısıyla yere düştü. Perdenin altında bir çift ayakkabı gördü. Bağıramıyordu. Korkudan sesi çıkmıyordu. Fırat'a seslenmek istedi. Sadece inliyor gibi kısık bir ses çıkarabiliyordu.
Perdenin arkasında her kim varsa şimdi sadece nefes almıyor, hareket ediyordu. Erdinç'e doğru yaklaşıyordu. Bu sırada perde de yukarı doğru açılıyordu, her adımda biraz daha yukarı. Erdinç yerden kalktı. Kalkarken ayağını yere sürttü ve yaranın kabuğunu kaldırdı. Ayağı kan içindeydi. Kapı koluna uzandı ama açamadı. Sonra kapıya yaslanıp çaresizce bekledi. Kaçacak yeri yoktu.
"Onu bu evde istemiyorum" dedi perdenin arkasındaki adam.Erdinç sesi tanımıştı.
"Bora?"
Sonra aynı ses bu kez çok daha güçlü bağırdı
"İstemiyorum!"
ve Erdinç'in yaslandığı kapı gürültüyle açıldı. Kapının ardında O'nu kendine çeken sonsuz bir boşluk vardı.
Sıçrayarak uyandı. Başucunda biri duruyordu. Bir an kim olduğunu çıkaramadı. Sonra Fırat'ın O'na baktığını gördü.
"Erdinç iyi misin?"
Pencereye baktı. Perdeler tamamen açıktı. Sabahları uyanabilmek için hep açık bırakırdı. Ardından yatakta oturup yorganı üzerinden attı. Ayağını tutup yaranın olduğu yere dokundu. Yoktu.
"Gerçek gibiydi" dedi
"İnlediğini duydum, beni de uyku tutmamıştı"
"Çok kötü bir rüya gördüm"
Erdinç hala ayağını tutuyordu. Sonra Fırat yatağın ayakucuna oturdu. Erdinç in ayağını ellerinin arasına aldı.
"Ne oldu? Acıyor mu?" diye sordu
"Şimdi değil ama rüyamda..."
Bir an için kan demekten çekindi. Ayla geldi gözünün önüne.
"Öyle işte..."
Fırat, Erdinç'in ayağını ısıtmaya çalışıyordu.
"Buz gibi olmuş" dedi sonra yorganı ayaklarına örttü. Odadan çıkarken ışığı kapattı.
Erdinç, rüyanın anlamını biliyordu. Bora'dan sonra ilk defa birinden gerçekten hoşlandığını hissediyordu. Uyuyamayacağını biliyordu çok korkmuştu.
Yastığını alıp misafir odasına gitti. Kapı aralıktı.
"Fırat gelebilir miyim?"
"Ne oldu?"
"Korkuyorum biraz"
Fırat güldü.
"Masal anlatayım mı sana?"
Erdinç o an korkuyorum dememiş olmayı diledi.
"Kapıda mı bekleyeceksin bütün gece?"
Fırat yatakta Erdinç'e yer açtı. Erdinç yastığını yerleştirdi. Sonra yattı.
İkisi de sırt üstü yatmışlardı. Fırat bir elini başının altına koymuştu. Tedirgindi Erdinç. Bir şey söylemek istiyordu ama doğru cümleyi bulamıyordu.
"Benim oda soğuk oluyor"
"Evet farkettim"
"Burası daha sıcak"
"Öyle"
Erdinç'in her sözüne karşılık veriyordu Fırat. Yine o alaycı haliyle. Bal gibi biliyordu Erdinç'in neden geldiğini.
"Sabah erken kalkmam lazım"
"Peki"
Fırat oyuna devam ediyordu. Erdinç gülmeye başladı.
"Sinirim bozuldu"
"Neden?"
"Bilmem"
Sonra Fırat Erdinç'e doğru döndü.
"Gülmen bitince seni öpebilir miyim?"
Erdinç bu kez daha fazla gülmeye başladı. Hoşuna gitmişti Fırat'ın söylediği. Biraz sonra sustu. Fırat O'na doğru yaklaşınca tekrar gülmeye başladı. Kendini tutamıyordu.
"Tamam sustum"
Fırat önce küçük öpücükler kondurdu dudaklarına, boynuna. Sarılıp öpüşmeye başladılar. Erdinç öpüşmekten öyle büyük bir zevk alıyordu ki, bitsin istemiyordu. Fırat'ın atletini sıyırıp, sırtında gezdirdi elini. Uzun zamandan beri ilk defa mutluydu.
"Firat, ben buna hazir degilim"
"Bir sey yapmiyoruz ki"
"Eski sevgilimden ayrildigimdan beri ilk defa böyle bir sey yasiyorum, ve dün O'nun cenazesindeydim"
Firat gözleri dolan Erdinç'e sikica sarildi.
"Çok üzüldüm Erdinç"
"Uyuyalim mi?"
"Bütün gece sarilmama izin verirsen olur"
Erdinç yan döndü, Firat da Erdinç'e sarilip ensesinden öptü. Sonra kokusunu içine çekip
"Bunun için çok bekledim, ve düsündügümden çok daha güzeldi, iyi geceler" dedi
Sabah Selim, Onur'un da geleceğini düşünerek iki kişilik bir kahvaltı sofrası kurmuştu. ancak saat onbirde evden çıkarken Onur hala yoktu.Arabasına bindi. O sırada Erdinç'in sokağa girdiğini gördü.
"Gelmezsin zannetmiştim"
"Ben de"
İkisi de konuşmadılar yol boyunca. Tek ortak konuları Bora olmuştu hep. Artık O da yoktu.
Sunay Hanım kapıyı açıp karşısında Selim'i görünce gözleri doldu. Yıllar önce kovduğu çocuğun gelişine seviniyordu.
"Keşke bu şekilde olmasaydı" diyordu içinden.
Fırat cep telefonunun sesiyle uyandığında, Erdinç evde yoktu. Çalan Ayla'nın telefonuydu. alarm olmalıydı, çünkü telefonu kapattığını hatırlıyordu Fırat.
Ekranda "Gizem'in doğumgünü" yazıyordu. Ayla'nın durumunu haber verebileceği biri vardı artık. Gizem
Saate baktı. Yarıma geliyordu. Aramak için makul bir zamandı. Telefon bir kaç kez çaldıktan sonra açıldı.
"Ne var!"
Fırat ne diyeceğini bilemedi bir an
"Gizem Hanım'la görüşecektim"
"Pardon, kimsiniz?"
"Aslında nasıl anlatabilirim bilmiyorum, bir arkadaşımın telefonu bu"
"Evet ağabeyimin"
Fırat, Gizem'in, Ayla'nın bir arkadaşı olmasını tercih ederdi. Şimdi durumu anlatmak daha da zordu.
Erdinç'le Sunay Hanım hiç tanışmamışlardı. İlk kez cenazede karşılaşmışlardı ama Sunay Hanım bunu hatırlayamayacak kadar bitkindi o gün. Her cümlesi Bora'yla başlıyordu. Oğlunu özlediğini söylüyordu ve arada bir de Selim'e
"Keşke bu şekilde olmasaydı" diyordu.
Erdinç'e ismini bile sormamıştı. Selim'in bir arkadaşı ya da sevgilisi olduğunu düşünüyordu. Erdinç Bora'nın resmini gördüğünde, Fırat'la öpüstügü için suçlu hissetti kendini.
"Sizin isminiz neydi?"
Erdinç dalgındı. Bir an soruya cevap bile veremeycekti neredeyse.
"Erdinç" dedi
Sunay Hanım'ın gözlerindeki üzüntü silinmişti bir an. O delip geçen bakışları geri gelmişti sanki.
"Yakın arkadaşı mıydınız?"
Sunay Hanım'ın sorusu, merak ettiğinden değil, emin olmak için sorulmuş gibiydi.
"Evet" dedi Erdinç. Sunay Hanım başını önüne eğdi. Selim bir şeylerin ters gittiğini seziyordu ama anlam verememişti. Belki de Sunay Hanım Erdinç'in gay olduğunu anlamıştı.
Çıkarlarken Selim'i Bora'nın odasına götürdü Sunay Hanım. Elinden tutuyordu. Güç almak ister gibi. Sonra Bora'nın başucundaki çekmeceden bir hediye paketi çıkardı.
"Bunu al Selim"
"Bu nedir?"
"Atmaya gönlüm razı olmuyor, ama babası bulursa..."
"Tamam, siz merak etmeyin"
Sokak kapısının önünde vedalaşırlarken
"Selim, yine gel" diye rica etti. Erdinç'in yüzüne bakmıyordu.
Selim Erdinç'i eve bıraktıktan sonra arka koltuğa koyduğu hediye paketini açtı. Paketten bir defter çıkmıştı.
Sunay Hanım'ın tavrına ise ancak ilk sayfayı okuduktan sonra anlam verebildi.
"Yıllar sonra her şeyi, olduğu gibi hatırlayabilmek için...
Seni hep sevecek olan Erdinç"
Elindeki defter Erdinç'in Bora'ya hediye ettiği günlüktü.
~~ 11. Bölümün Sonu ~~
10. Bölüm için Tiklayin 12. Bölüm için Tiklayin
|