Giris Oldugu Gibi Funky Video Karalama Defteri FunkyDiamondZ Linkler
Bölüm 12

Erdinç eve girerken, Fırat'ın kapıya yapıştırdığı notu buldu.

"Ayla'nın kızkardeşiyle birlikte hastaneye gidiyoruz"

İçeri girer girmez mutfağa gidip, çay demledi. Poşet çayları sevmiyordu. Çay tanelerini görmeyi seviyordu, çayın kokusunu duymayı, ama poşet çaylar samimi değildi, yapaydı. İçinde kimbilir ne vardı.Tüp bitmişti ve elektrik ocağı ısınana kadar kendini oyalayacak bir şey bulmalıydı. Bardağını da ocağın yanına koyup hazır ettikten sonra, odasına gidip üstünü değiştirdi.

Sonra salondaki kanepeye uzandı, ve televizyondaki eski bir Türk filmini, kimbilir kaçıncı kez yeniden seyretmeye başladı.

Fırat hastanenin kapısında, Gizem'in dışarı çıkmasını bekliyordu. Meydanda buluşup hastaneye kadar tek kelime etmeden yürümüşlerdi. Ayla henüz kendine gelmemişti. Fırat Ayla'yı o şekilde görmek istemediğinden dışarıda kalmayı tercih etmişti.

Gizem Ayla'nın başucundaki sandalyede oturmuş, ağabeyinin saçlarını okşuyordu. Ayla'nın vücudunda ve yüzünde morluklar şişlikler vardı.

"Ne yaptılar sana?"

O sırada odaya bir hemşire girdi. Ayla'nın serumunu kontrol etti, sonra çıktı. Gizem Ayla'nın durumunu sormak istedi ama ağzını açtığı anda ağlamaya başlamaktan korkuyordu.

Sonra bir süre daha odada kaldı.

Fırat dışarıda ikinci sigarasını içiyordu. Telefonu çalmaya başladığında, arayanın Erdinç olabileceğini düşündü ama ekranda Gizli Numara yazıyordu...

"Alo?"

"Fırat?"

Fırat karşı tarafın sesini duyunca sigarasını attı.

"Buyrun"

"O Gökhan denen puşt seni kovdu mu?"

"Bilmiyorum"

Fırat tedirgin cevap veriyordu.

"Nasıl bilmiyorsun yahu! Kovdu mu kovmadı mı?"

"Galiba bana biraz sinirlendi ama kovmakla ilgili bir şey söylemedi"

"Bu gece her zamanki saatinde barda ol"

"Peki tamam"

Fırat dün geceden beri bir an olsun işini düşünmemişti ama eğer gerçekten kovulduysa da şimdi işini geri almıştı.


Erdinç telefonunun sesiyle uyandı. Kanepede uyuya kalmış, üzerine yattığı kolu uyuşmuştu. Uyku sersemliğiyle telefonunun yerini hatırlayamadı başta, bulduğunda ise kendine gelmesi uzun sürmedi.

"Efendim"

"Sürpriz!"

"Metin?"

"Naber güzelim?"

"Hayrola?...Hii dur dur"

Erdinç bu arada çaydanlığın ocakta olduğunu hatırladı. Mutfağa gitti. Çaydanlıktan dumanlar çıkıyordu. Elini uzatıp demliğin sapını tutunca onun bile ısınmış olduğunu farketti

"Ne oluyor Erdinç?"

Erdinç telefonu yanağıyla omzunun arasına sıkıştırıp çaydanlığı elektrik ocağının üzerinden yandaki ocağa aldı.

"Çaydanlık patlıyormuş az kalsın"

"Aferin aferin"

Erdinç Metin'in bu babacan tavrını seviyordu ama bir yandan da çocuk gibi azarlanmaktan nefret ediyordu.

"Tamam başlama hemen"

"Bir şeye başladığım yok. Nasıl başardın sorması ayıp?"

"Tüp bitmişti elektrik oca..."

Metin lafını bitirmesine izin vermedi.

"Neden yok? Paran mı yok yoksa?"

"Param var Metin!"

Metin'in sevmediği huyu buydu işte. Erdinç kocaman bir adamdı ama hala çocuk muamelesi görüyordu.

"İhtiyacın olursa çekinmemen gerektiğin..."

Bu defa Erdinç kesmişti Metin'in lafını.

"Biliyorum Metin, ama teşekkür ederim bir şeye ihtiyacım yok"

"Söyle bakalım dün gece neler olup bitti?"

Haber çabuk yayılıyordu. Erdinç'in kovulduğunu öğrenmiş olmalıydı Metin.

"Gökhan seni işten çıkarmış doğru mu?"

"Evet doğru"

"Sebep?"

"Bir sürü var hangisini sayayım Metin? Gökhan'ın uzun zamandır kimseyle yatamamış olmasıyla başlayabilirim mesela, sonra Fırat'ın bana olan ilgisiyle bitiririm"

"Evet... O'nu da duydum"

Erdinç o an söylediğinden pişmanlık duydu. Metin Erdinç'i çok seviyordu. Yıllar önce yaşadıkları kısa ilişki, Erdinç'in ayrılmak istediğini söylemesiyle bitmişti. Oysa Metin bu isteği sadece kabul eder görünmüş ama Erdinç'in peşini hiç bırakmamıştı. Bir arkadaş, bir dost değildi Metin. Koruyucu meleği gibiydi Erdinç'in. Ama istediği O'na bütünüyle sahip olmaktı. Ne yazık ki bu tek taraflı bir istekti.

"Neyse boş boğazlık ettim...Keyfin nasıl?"

"Az önce kaçtı"

"Kusura bakma öyle demek istemedim"

"Biliyorum"

Kısa bir sessizliğin ardından Metin yeniden konuştu

"Akşam bara git"

"Metin gerçekten gerek yok, ben bir süre dinlenmek istiyordum zaten, geceleri çok yoru..."

Metin yine kesti Erdinç'in cümlesini.

"Tamam o zaman bir iki gün dinlen sonra her zamanki gibi devam et işine"

"Sağol Metin"

"Olurum merak etme, bu arada tüp al"

"Tamam kapatıyorum"

İkisi de telefonu kapatırken gülüyorlardı. Erdinç bir süre, Metin'le birlikte olmaya devam etseydi, nasıl bir hayatı olurdu diye düşündü. Sonra mutfağa gidip kızgın çaydanlıkta su kalmış mı diye baktı. Bir bardaklık çay çıkardı.


Selim eve vardığında Onur'u kapıda otururken buldu. Apartmanın önündeki çiçekliğin kenarında oturmuş Selim'i bekliyordu.

"Kızdın mı?"

Selim Onur'un sorumsuzluklarına alışmıştı

"Hayır alıştım" dedi

Onur Selim'in elindeki defteri görünce

"O ne?" diye sordu

"Bir şeyler karalamak için aldım" dedi Selim. Hiç inandırıcı gelmiyordu söylediği

"Öyle diyorsan!"

Beraber yukarı çıktılar. Selim odasına giderken

"Üzerimde bir ağırlık var, yatıyorum biraz" diye seslendi Onur'a. Onur salonda televizyon seyrediyordu.

"Tamam nasıl istersen"

Selim odasına girip kapıyı kapattı. Bora'nın günlüğünü de almıştı yanına. Yatağa uzanıp ilk sayfayı okumaya başladı.


Gizem hastaneden çıkınca Fırat'la tekrar meydana kadar yürüdü. Sessizliği bozan Fırat oldu.

"Durumu nasıl?"

"Şimdilik sadece uyuyor"

Gizem cebiden bir mendil çıkarıp burnunu sildi. Gözleri dolmuştu.

"Annenlere haber verdin mi?"

"Hayır, ağabeyim onlarla görüşmüyor"

Fırat söyleyecek söz bulamadı. Gizem'i de daha fazla sıkmak istemedi.Taksim'de ayrılırlarken Gizem'e numarasını ve Ayla'nın cep telefonunu verdi.

"Buraya yakın oturuyoruz, arada gelip Ayla'yı kontrol ederim" dedi Fırat.

"Kutay"

"Anlamadım?"

"Ağabeyimin adı Kutay"

Gizem otobüs duraklarına doğru yürürken dönüp el salladı Fırat'a. O el sallayışı teşekkürdü. Minnetti. Fırat Gizem'in gözlerindeki sevinci görünce Ayla'yı kurtardığına o an inandı. O an suçlu olmadığını hissetti.
Sonra Erdinç'e telefon etti.

"Efendim"

"Ayla'nın adını öğrendim"

"Nasıl yani?"

Sonra Erdinç, Fırat'ın Ayla'nın kızkardeşiyle birlikte olduğunu hatırladı.

"Neymiş?"

"Söylemem"

"Aaa yok artık"

"Benimle bir kahve içersen belki söylerim"

"Birincisi ben kahve sevmem ikincisi "belki" dediğin için hiç uğraşamam"

"Neden kızıyorsun ki?"

"Yok yani kızmak değil de, hiç gelemem böyle şeylere"

"Kutay'mış, Kutay"

Erdinç güldü.

"İşte böyle söyletirler"

Fırat üzgün.

"Ee? Gitti bizim kahve randevusu"

"Yok yok gitmedi, sen gel buraya çay içeriz"

Fırat hayatından memnun Gümüşsuyu'na doğru yürürken bir şarkı mırıldanıyordu.


Onur salonda tek başına oturmaktan sıkılmıştı. Cep telefonunu çıkarıp oyun oynamaya başladı. Bir kaç dakika sonra bundan da vazgeçip Selim'in bilgisayarıyla oyalanmaya karar verdi.

Koridorda yatakodasının önünden geçerken, Selim'in ağladığını duydu. Kapıyı çaldı.

Selim kapının sesini duyunca susmaya çalıştı. Sonra titreyen sesiyle

"Efendim Onur?"

"İyi misin?"

"Evet"

"Yalan söyleme geliyorum bak"

"Yok yok gelme"

Selim yüzünü silmeye çalışırken Onur çoktan girmişti odaya. Selim elindeki defteri saklamaya çalışmış ama becerememişti. Onur yatağın kenarına oturdu.

"Ne oluyor?"

Selim önce sustu bir süre. Sonra defteri Onur'a uzattı. Onu açık olan sayfayı okumaya başladı.

"...Çok sıkılıyorum... İçimde atamadığım bir acı var...Selim benim en iyi arkadaşım, ama bu yanlış düşüncelere kapılmama engel olamıyor. Bugün işten çok bunaldığım bir anda hava almak için sahile indim. Dönerken tam üst geçidin altındaki gazeteciden okumak için bir şeyler alıyordum ki O'nu gördüm. En yakın arkadaşım, ve yanında eski sevgilim.

Bir an ne yapacağımı bilemedim. Sonra hemen telefon kulübelerinden birine saklandım. Hem görünmek istemiyordum hem de ne yaptıklarını merak ediyordum. Sonra bir süre takip ettim ikisini. Tartışıyorlardı.

Ama iki arkadaş gibi değil... İki sevgili gibi

Bunları tamamen kafamda kurduğumu düşünmeye çalışıyorum. Aslında Selim O'na yolda rastlamıştı. Sonra beni terk edişini konuşmaya başladılar. Selim suçladı O'nu. "Arkadaşımı çok üzdün" diye çıkıştı. Ve O da buna itiraz etti...

Aynen böyle olmasını umuyorum...

Lütfen böyle olduğunu söylesinler bana..."

Onur sayfayı çevirdi. Arkadaki sayfada karalamalar vardı. Bir sürü kare, daire, içiçe geçmiş şekiller... Onur daha önce Bora'nın telefonda konuşurken devamlı bir şeyler karaladığını görmüştü. Bu da onlardan biri olmalıydı.

Okumaya devam etti...

"...Tam 24 saattir kendimi yedim bitirdim.

Selim'e hiç bir şey soramıyorum. Alabileceğim cevaptan korkuyorum. Ve kendimi tüketmektense en iyisi sormak biliyorum..."

Onur okurken arada bir Selim'in yüzüne bakıyordu.

"...Ölmek istiyorum...Şu anda...Tam burada ölmek istiyorum...

Keşke hiç dışarı çıkmasaydım, keşke bütün gün kendimi önümdeki düzenlenmesi gereken kağıtlara boğsaydım ama yapmadım

Şimdi bunun acısını kaldırabilecek miyim bilmiyorum.

Selim'le birlikte olabilmek için benden ayrıldığını söyledi bana. İnanmak istemiyorum. Selim benim en yakın arkadaşım. Kendi gittiği yetmiyor gibi Selim'i de elimden almak istiyor

Başım o kadar kötü ağrıyor ki şu an ölmek istiyorum"

Onur okumayı bitirince Selim'e döndü.

"Bu gerçek mi?"

Selim bir şey söyleyemedi

"Beraber oldunuz mu? Selim bir şey söyle"

"Hayır!"

Onur Bora'nın sevgilisinden ayrıldığı zamanı düşündü. Tam sınav zamanıydı çok iyi hatırlıyordu. Evden çıkamıyordu. Bu yüzden Bora'yla telefonda konuşuyordu uzun uzun.Bilgisayar başında anlamsız bir sürü şeyi ezberlemeye çalışırken telefonda O'nu teselli etmeye çalışıyordu.

Bora konuşmazdı. Susar, bir kenara çekilir, acısının dinmesini beklerdi. Ama Onur'la birlikteyken kimseye anlatmadıklarını anlatırdı. Belki sırf bu olay yüzünden Selim'le paylaşmazdı dertlerini.

Hatırlıyordu Onur.

"Selim'e git O'nda kal istersen; yalnız kalma" demişti Bora'ya ama Bora anlaşılmaz şekilde istememişti bunu.

Selim evine Mor Çatı diyordu. Derdi olan O'na gelirdi. Birlikte kalırlardı. Sevgilisinden ayrılanları, kazık yiyenleri teselli etme ve hayata döndürme projesi. Çok defa yaptılar bunu. Onur için, kendi için ve Bora için, başkaları için. Ama bu olayda Bora Selim'le görüşmemek için diretmişti. Sebebi ise şimdi anlaşılıyordu.

"Ben O'nu kırmak istemedim"

Selim sakinleşmiş görünüyordu.

"Ama becerememişsin"

"Çok kısa bir şeydi, dayanamadım, içim almadı"

Onur Selim'in samimiyetinden şüphe etmiyordu. Ama içindekileri söyleyebilmesi için konuşturmaya çalışıyordu. İyi bir dinleyici olmasının yanında iyi bir sorgucuydu.

"Peki neden?"

"Bilmiyorum"

"Bir sebebi olmalı"

"Aşık oldum Onur ne yapabilirim?"

Sanki göğsündeki sıkıntıyı atmıştı Selim. Zor kısmı atlatmıştı.

"Bora'yla mutlu olmadığını söyledi bana bir keresinde. Yolda karşılaşmıştık, Bora'nın da mutlu olmadığı zamanlar"

Onur yatağın üzerinde bağdaş kurmuş Selim'i dinliyordu

"Bora'nın kendisini çok sevdiğini ama bu ilişkiyi istemediğini söylemişti bana...Bilmiyorum kapıldım işte"

"Sonra ne oldu?"

"Bir gece bana telefon etti, Bora'dan ayrıldığını söyledi. Sarhoştu"

"Bardaki kavga gecesi mi?"

"Evet, Bora'yla kavga etmiş ayrılmıştı, kapının önünde olduğunu söyledi, içeri aldım...Yemin ederim birlikte olmadım"

Selim Onur'un gözlerine bakamıyordu.

"İki gün sonra Beşiktaş'taki kavga. Bora bizi gördüğünde kavga ediyorduk. Bu ilişkiyi istemediğimi söylüyordum. Beni olanları anlatmakla tehdit etti. Bora'yı kaybetmek istemiyordum. Yaptığım hatanın farkına varmıştım"

"Sizi gördüğünden haberin yoktu değil mi?"

"Hayır"

Selim Bora'nın o an yaşadıklarını tahmin etmeye çalıştı. Büyük bir acı. Şaşkınlık.

"Ayrılmak istemem O'nu çileden çıkardı. Daha 3 gün olmuştu ilişki bile değil...Ben galiba Bora'nın mutluluğunu kıskandım. Benim ilşkilerim yürümüyordu, ama o çok mutlu olabiliyordu...Bilmiyorum ki"

Kısa bir sessizliğin ardından

"Bora'ya en büyük kötülüğü ben yapmışım"

"Hiç konuşmadınız mı?"

"Hayır, Bora'nın gerçeği bildiğinden bile haberim yoktu. Aramızda kırgınlık olabileceğini düşünmedim bile. Ayrılmıştım, konu kapanmıştı. Bora benimle görüşmeye devam ediyordu. Hiç bir şey söylememişti...Hep içinde saklamış"

Defteri aldı diğer sayfayı açtı.

"Bak"

Onur defteri alıp baktığında olaydan iki hafta sonra, geçen seneki doğumgününde çekilmiş fotoğraflarını buldu. Onu pastanın başında mumları üflerken, Selim ve Bora kafa kafaya vermiş. O gece hiç durmadan şarkı söylemişlerdi hp aynı şarkıyı. "Kimler Geldi Kimler Geçti" Sözleri hatırlayamadıklarında "Lay lay lay laaaay " diye devam ediyorlardı. Onur hatırlayınca güldü. Fotoğraf tam "lay lay" sırasında çekilmiş olmalıydı. Masanın etrafında eski yüzler de vardı. Şimdi çoğunu görmüyorlardı.

Bora fotoğrafın altına sadece tek cümle yazmıştı.

"Seni yine de olduğun gibi seviyorum dostum...5 Mart 2005"

~~ 12. Bölümün Sonu ~~

11. Bölüm için Tiklayin     13. Bölüm için Tiklayin




Your pic here

Elated PageKits
1