Giris Oldugu Gibi Funky Video Karalama Defteri FunkyDiamondZ Linkler
Bölüm 14

Fırat, Erdinç’e hastanede olup biteni anlatıyordu. Bir yandan çaylarını içiyorlardı. Fırat bir yudum daha aldı sonra boş bardağı yerine bırakırken

“Beni de çaya iyice alıştırdın” dedi

“Çay iyidir, insanın sinirini yatıştırır”

“Sende işe yaramıyor ama”

“Nasıl yani?”

Fırat sırıtıyordu. Erdinç henüz alışamamıştı bu şakalara. Her defasında ciddiye aldığı için gafil avlanıyordu.

“Bir gün ciddi bir şey söyleyeceksin ve ben buna inanmayacağım...”

“Bak sen...Ne mesela?”

“Bilmem benim hakkımda herhangi kötü bir şey”

“Senin hakkında kötü bir şey söylemem”

Erdinç bazen Fırat’ın bakışlarından rahatsız oluyordu. Sevgisine, ilgisine karşılık verememekten korkuyordu. Bora’yla olduğu gibi kötü bitmesinden, Fırat’ı kaybetmekten korkuyordu. Fırat’ın soru soran bakışları hep yanıtsız kalıyordu. Erdinç birden yerinden kalktı

“Bardakları içeri götüreyim”

Fırat arkasına yaslanıp camdan dışarı bakmaya koyuldu. Erdinç’in gözlerini kaçırmasından, aralarındaki mesafeyi her fırsatta korumaya çalışmasından, O’na bir türlü ulaşamamaktan sıkıldığı belliydi. Derin bir nefes alıp sigarasıyla çakmağına uzandı.

Erdinç salona döndüğünde, Fırat’ın ilgisizliğini farketti.Tek kelime etmiyordu.

“Ne oldu?”

“Rahatladın mı?”

“Anlamadım?”

“Bardakları içeri götürünce rahatladın mı?”

“Alışkanlık işte”

Bunun, bir alışkanlık olmadığını ikisi de biliyordu. Fırat uzun bir sessizlikten sonra,

“Öyle diyorsan öyledir” dedi.

Erdinç o an Fırat’ın söyleyebileceklerinden korkuyordu. “Gidiyorum” diyebilirdi “Hoşçakal” ya da “Aman be!” diyerek kapıyı vurup çıkabilirdi. Ancak Fırat hiçbirini yapmadı. Sessizce sigarasını bitirip arkasına yaslandı ve yüzü cama dönük şekilde bulutları seyretmeye devam etti.

Erdinç bir açıklama yapmak istediği sırada Fırat

“Eski sevgilin yüzünden değil mi?”

Erdinç cevap vermekte zorlandı. Kısa bir evet ya da uzun bir açıklama yapmak arasında kararsız kaldı. Sonunda kısa olanı seçti. Fırat Erdinç’e dönüp

“Eğer O’nun hatırasıyla yaşamak istiyorsan sözüm yok”  

Bakışları ilk kez soru sormuyordu. Yanındaki koltuğa koyduğu montunu alıp holde ayakkabılarını giydi. Erdinç kapının sesini duyana kadar tek kelime etmedi. Sonra arkasından seslendi. Fırat cevap vermedi. Erdinç sonra kapının kapandığını duydu ve hemen arkasından merdivendeki ayak seslerini.

Fırat haklıydı. Erdinç, Bora’yla bir gün tekrar birlikte olacakları fikrine öylesine bağlanmıştı ki, neredeyse ölmüş olduğunu bile unutacaktı.

Mutfağa gitmek için kalktığı sırada kapı çaldı. Kapıyı açıp da karşısında Fırat’ı görmek Erdinç’i şaşırttı. Hemen ardından Fırat’ın elindeki bavulları gördü.

“Sürpriz!”

Erdinç sesin sahibini tanıyordu. Merdivenlere doğru bakınca annesiyle ablasını gördü.

“Size de çok zahmet oldu çok teşekkürler...Erdinç’cim bavulları alsana”

Erdinç daha cevap veremeden, Fırat içeri girip elindekileri bıraktı. Erdinç’in annesi konuşmaya devam ediyordu.

“...Ay Erdinç’cim tam biz taksiden indik bu delikanlı da apartmandan çıkıyordu, rica ettik...”

Annesi hiç susmayacakmış gibi konuşmaya devam ediyordu. Şimdi Fırat’a bir dolu soru sorardı.

“...valizlerimizi yukarı taşıyabilir misin dedik...Allah razı olsun, isminiz neydi?”

İşte başlamıştı.

 “Fırat”

“Memnun oldum oğlum ben Nesrin. Bak bu da kızım Zeynep, oğlumun adı Erdinç. İzmir’den geliyoruz biz. Siz İstanbul’lu musunuz?”

“Evet”

“Çok güzel. İstanbul güzel bir şehir ama bizim oralar da güzeldir. Geldiniz mi hiç İzmir’e”

Nesrin Hanım fazla konuşan ama sevimli bir kadındı. Yolda görüp de boynuna sarılmak isteyeceğiniz, yabancı kadınlar gibiydi. Erdinç de bazen boynuna sarılmak isterdi annesinin, özellikle patavatsızlık ettiğinde ya da uzun bir süre birlikte kaldıklarında. Boynuna sarılıp boğmak isterdi. Fırat’ı sorularıyla boğduğu her an Erdinç’de aynısını yapmak istiyordu annesine.

“Gitmedim”

“Mutlaka gelip görün bizim oraları çok güzeldir. Eh sizi de yorduk daha fazla tutmayalım işiniz filan vardır”

Fırat gülümsedi tam merdivenden inecekti ki

“Çalışıyor musunuz yoksa öğrenci misiniz?”

Fırat Erdinç’le gözgöze geldi.

“Öğrenciyim” diye cevap verdi. Çalışıyorum derse, nerede çalıştığını sorabilirdi Nesrin Hanım, ve bu da konuşmayı uzatırdı, ancak Fırat’ın düşünmediği soruyu Nesrin Hanım çoktan düşünmüştü

“Hangi okul?”

Fırat bir kaç saniye sessizlikten sonra

“Marmara” dedi

“Çok güzel çok güzel hangi bölüm?”

Fırat verecek bir cevap düşünürken Erdinç:

“Anne yeter ama, ne yapacaksın hangi okul olduğunu...”

Fırat’a dert yanmak için harika bir fırsat geçmişti Nesrin Hanım’ın eline

“Sürpriz yaptım ya, ondan kızmıştır şimdi bana; sevmiyor böyle sürprizleri. O’na kalsa ben hiç konuşmayayım böyle bütün gün kenarda oturayım”

“Anne hadi artık” dedi Zeynep

“İyi günler” diyerek bir kaç basamak daha indi Fırat

“Size de iyi günler, derslerinizde başarılar dilerim oğlum”

Erdinç Fırat’ın dönüp en azından tekrar gülümsemesini bekledi. Ya da belki kısacık bir bakış. Ama olmadı.

İçeri girdiklerinde Fırat da çoktan apartmandan çıkmıştı.

 


 

Onur, Selim’in, günlüğü okumayı bitirene dek odasından çıkmayacağını anladığında, vakit geçirmek için posta kutusunu kontrol etmeye karar verdi. Ardından biraz laflamak için sohbet kanallarının yolunu tuttu. Bir kaç arkadaşı oradaydı.

“selam şeker çocuk naber?”

Daha girer girmez ilk mesaj gelmişti.

“İyilik senden?”

“Beni boşver”

“Neden?”

“Sana anlattığım ****** yüzünden işimden oluyordum neredeyse...Eh sen o yıldızların yerine uygun harfleri koyarsın”

“Ya kızma ama sen de pek haklı değilsin o konuda”

“Kızmam canım aaa... ama tabi sen olayların içinde olmadığın için böyle düşünüyorsun”

“O da doğrudur”

“Canım sex istiyor”

“Hayırlı işler”

“Hahahah ama senle şekerim”

“Hahah”

“Ay ciddi diyorum, bu resmin zaten öldürüyo beni”

“Resim yanıltıcı olabilir”

“Aman da aman... Bana mı söylüyorsun, ayol geçende çok yakışıklı olduğunu düşündüğüm biriyle buluşmaya gittim, herif amazon kertenkelesi çıktı LOL”

“Doğrudur”

“Ama seninle ilgili hislerimde yanılmadığımı  düşünüyorum, sex filan dediğime bakma... canım sıkkın ya...ondan öyle konuşuyorum”

“Ben bi arkadaşın evindeyim şu anda o yüzden çok kalamiicam, sonra yine konuşuruz”

“Ay kibarlık desen kibarlık zeka desen fışkırıyo, ideal koca adayı”

“Heheh”

“Şekerim öyleyse daha sonra ben yine rahatsız ederim seni”

“Ne demek başımın üstünde yerin var”

“Ay hangi baş ahahah”

Onur daha sonra karşılaştıklarında “O gün tam konuşurken bağlantı kesildi” demeyi planladı ve pencereyi kapattı. Sonra Selim’in odasına gitti. Yatağın diğer tarafına uzanıp Selim’i seyretti bir süre. Sonra uykuya daldı.

İki saat sonra telefonun sesiyle uyandılar. Selim gözünü açıp da Onur’u yanında görünce önce içinde bulundukları duruma anlam veremedi sonra telefonu açtı.

“Efendim”

“Selim nasılsın ben Erdinç”

“İyiyim iyiyim”

“Uyuyor muydun? Kusura bakma”

“Yok canım ne oldu?”

“Annemler sürpriz yapmış, bu gece bara gitmem gerek, aslında bir iki gün çalışmam diyordum ama şu anda evden uzaklaşmak için ne gerekirse yapabilirim”

“Gel bana o zaman”

“Tamam işte bara gitmek için hazırlanmam gerek, sende hazırlansam sorun olur mu”

“Yok yok gel tabi”

“Bir şey lazım mı gelirken alayım”

“Şu an aklıma bişey gelmiyor, ayılınca arar söylerim”

“Tamam sağol”

Selim telefonu kapatınca Onur’a döndü. İkisinin de kıyafetleri üstlerindeydi. Demek ki ortada tehlikeli bir durum yoktu. Onur uyanmaya çalışırken Selim de mutfağa gidip bir kahve hazırladı kendine.

“Ben de istiyorum” diye seslendi Onur sonra kalktı. Yatağı düzeltirken Bora’nın günlüğünü alıp aynanın önündeki kitapların üzerine koydu. Sonra kahvesini içmek için salona geçti.

 


 

Saat onbir sularında Erdinç sırtında küçük bir çantayla gelmişti. Gökhan’la karşılaşmamak için evde hazırlanıp, barda gösterisini yapıp hemen çıkmak istiyordu.

Kısa bir sohbetin ardından, Erdinç hazırlanmak için banyoya girdi. Fırat’ı aklından çıkaramıyordu. Akşam bara gitmesinin bir sebebi de O’nu görmekti.

Bu sırada Onur eve geç kaldığı için Selim O’nu arabayla bırakmak, dönerken de içki almak üzere çıktı.

Erdinç alelacele evden çıkarken eşyalarının bir kısmını unutmuştu. Parfümü, makyaj için kullandığı aynası...

Selim’in parfümlerinden birini kullanmak için odasına girdi. O gece için kullanabileceği bir parfüm ararken aynanın önündeki defteri gördü.

Bora’nın günlüğü.

İlk sayfayı açana dek bunun başka bir defter olduğuna inandırmaya çalıştı kendini, ama kendi el yazısıyla karşılaşınca gerçek ortaya çıktı. Günlüğün neden burada olduğunu anlamaya çalıştı. Bora herşeyi daha sonra Erdinç’le birlikte okumak için yazmıyor muydu?

Sondaki sayfalardan birini açtı.

"...Ölmek istiyorum...Şu anda...Tam burada ölmek istiyorum...
Keşke hiç dışarı çıkmasaydım, keşke bütün gün kendimi önümdeki düzenlenmesi gereken kağıtlara boğsaydım ama yapmadım
Şimdi bunun acısını kaldırabilecek miyim bilmiyorum.
Selim'le birlikte olabilmek için benden ayrıldığını söyledi bana. İnanmak istemiyorum. Selim benim en yakın arkadaşım. Kendi gittiği yetmiyor gibi Selim'i de elimden almak istiyor
Başım o kadar kötü ağrıyor ki şu an ölmek istiyorum"
Erdinç defteri kapattı, aynadaki aksine baktı. İnandığı her şeyin yıkıldığını hissediyordu.

Bora, Selim’le birlikte gördüğü sevgilisinden bahsediyordu. Ama bahsi geçen sevgili, Erdinç değildi.

~~ 14. Bölümün Sonu ~~

13. Bölüm için Tiklayin     15. Bölüm için Tiklayin




Your pic here

Elated PageKits