İslamaydınıolur mu? |
|
RasimÖZDENÖREN |
Bir derginin aydın üzerine yaptığı soruşturmaya verdiğim cevabı aşağıya alıyorum: "Aydın kelimesi, ister entelektüel anlamında kullanılsın, ister 18. yüzyıldan başlayarak aydınlanmacı anlamı verilsin, bu kavram bizim kültürümüze yabancıdır. Kelimeye entelektüel anlamını yüklüyorsak, bu kapsam içinde yer alması gereken insan davranışının, bizim davranış biçimimizin dışına düştüğünü hemen söylemeliyim. Entelektüelin davranış biçimi soyut olarak zihinseldir, bu davranış biçiminin amelî hayatla ilgisi kopuktur. Bu yüzden Müslümanca düşünme tarzının dışında tutulmuştur.
"Öte yandan eğer aydın kelimesini aydınlanma yandaşı anlamında kullanıyorsak, bu anlamın, özellikle 18. yüzyıl Batı aydınlanmacılığında din karşıtlığına eş tutulduğunu biliyoruz.
"Biz aydın kavramının belki en yakın arif kelimesiyle karşılaşabileceğini düşünüyoruz. Arif, yani irfan sahibi... Arif, bildikleriyle amel etmek suretiyle, bilmediklerine de ulaşabilme melekesine sahiptir. Arif, âlimden de daha kapsayıcıdır. Alim için 'grameri bilen kişi' derler, arifse 'grameri bilmeden, gramere uygun olarak konuşan kimse'ye deniyor. Böylece arif için çok kitap okumak değil, fakat okuduğunu özümsemenin ön aldığı ifade edilmiş oluyor.
"Aydın kelimesini yalnızca günümüz kesitinde bir tür okumuş yazmış kimseye hasrederek kullanarak onun psikolojisine baktığımızda, bu kişinin Batı karşısında boyun eğici ve özür dileyici bir konumu benimsediğini ileri sürebiliriz." (Anadolu Gençlik, Aylık Dergi, Nisan 2002, sayı: 27, s. 26).
Burada, bu mülahazalara bir iki eklemede bulunmak istiyorum.
Aslında soruşturmayı yapanların meramı "aydın sorumluluğu" üzerinde görüş almaktı sanıyorum. Ama soru aydın nedir biçiminde yönlendirilince sanıyorum maksada erişilemedi. Aydın kelimesini harcıâlem kavranışıyla ele aldığımızda bile, herhangi bir Müslümanın sorumluluğunun "aydın" diye anılan kimseninkinden farklı olmadığını düşünüyorum. Göreli olarak veya bağıntılı olarak... Yani herkes kendi idrakinin çapında sorumluluk sahibidir.
Öte yandan alimin veya arifin, sıradan insana karşı farklı ve fazladan bir sorumluluk sahibi olması gerektiğini düşünüyorsak, bu sorumluluğun kendi toplumunun ve o toplumda yaşayan insan teklerinin problemlerini tanımlamak ve tanılamak diye görebiliriz. Problemin tanımlanması, arkasından çözümü de kendiliğinden talep edecektir. Meseleyi böyle koyduğumuzda, Müslüman aydın diye anılan kimselerin, sadece günümüz kesitinde değil, son 200 yıldan bu yana, kendi toplumunun neresinde kaldığını tesbit etmemiz kolaylaşır. Bu durumda soruyu tekrarlamakla iktifa edebiliriz: Bu aydın, kendi toplumunun probleminin neresinde kalıyor? Onun önünde mi gidiyor, arkasında mı kalıyor? Yönü hangi yana düşüyor? (yenisafak gazetesinden)