Bu Bolumde Aibergin Gizli Musluman dedigi Batili Musluman
Alimlerin Gercekden Birakin islam ile Din yada Yaratici
kavramlari ile bile bir ilsikilerinin olmadigini. Bu Batili
bilim adamlarini eserlerinde inceleyecegiz. Aibergin gizli
musluman dedigi bu insanlarin cogu ya yahudi yada agnostic.
Bunlarin yayinlanmsi eserlerinden hep beraber inceleyecegiz.
ZİG-ZAG HAYALİ BİR ÖRGÜT MÜ?
Şimdilerde google’lamak moda. Google’da varsan ve
hakkında negatif bir şey yazılmamışsa ne ala. İşin şakası
bir yana google gibisi yok. Sanal dünyada varolan neyi
ararsan anında buluyor ve hizmetine sunuyor. ZİG-ZAG örgütü
yada grubu hakkında google’da bir araştırmaya girdiğinizde
karşınıza sadece Aiberg’in verdiği bilgiler çıkıyor. Şöyle
denilebilir; ‘ZİG-ZAG çok gizli bir örgüttür bu yüzden yok’.
İyi de ZİG-ZAG örgütünün temeli olan THULE hakkında envai
çeşit bilgi var. Thule’yi geçin, bu THULE’nin temeli olan
ve aslında bir GERMEN TARİKATI olan GERMENORDEN hakkında
bile bir sürü detay var. Sözün özü gizli birer örgüt olan
GERMENORDEN ve THULE hakkında bu kadar değişik kaynakta bu
kadar bol bilgi varken neden ZİG-ZAG hakkında tek kaynaktan
bilgi var? ZİG-ZAG örgütünü kuran Aiberg olsa sorun yok,
zorunlu olarak tek kaynaktan diyebiliriz ama Aiberg bu
örgütte 12. kişi. Yani 12. KMA (koordinatör). Hans’tan bir
önceki kişi BORGES idi. Hani şu agnostik takılan Borges.
İnternette GERMENORDEN ve THULE ile ilgili varolan bilginin
onlarca kat daha fazlası ZİG-ZAG ile ilgili varolmalıydı.
Zira ZİG-ZAG hepsinden daha yeni.
İddia edildiğine göre
ZigZag Thuleden ayrılarak kurulmuş.Neden ayrılmış? Çünkü
Thule amacından sapmış ve siyonistlerin eline geçmiş.
Edindiğim bilgilere göre burada bir yanlışlık var. Thule
kurulduğu ilk günden beri pozitif amaçlar gütmüyordu.
Thulenin kökeninde en başta Siyonistler var.Onunda kökeninde
Germonerden tarikati var. Onun da kökeninde tapınakçılar
var. Sözün özü en başından beri İslamla Kur’anla Allah ve
peygamberle zerre kadar alakası olmayan bir örgüt... Kim
kimden ve neden ayrılıyor? Thule kurulduğu ilk günde
Tapınakçı Geleneğe Bağlı, özgün bir mason locası ve
okültist, simyacı ve Kilise karşıtı bir yapıya sahipti.
Thule nasıl bozuluyor sonra da bundan Zig-Zag grubu
ayrılıyor? Thule’de bozulma falan yok. Bu adamların
Aiberg’in anlattığı mevzularla –en başından beri- uzaktan
yakından alakaları yok. -Anlatılan Zig-Zag- ile Thule ve
Germonerden birbirine taban tabana zıt. Hasılı kelam Zig-Zag
grubu bu Thule ve Germonerden örgütlerinden ayrılıp da
kurulmuş OLAMAZ.
Thule ve kurucusu Baron von Sebottendorff hakkında
detaylı bilgi için Aytunç Altındal’ın ‘Bilinmeyen Hitler’
isimli kitabını okumanızı tavsiye ederim.
Thule, Germonerden ve Baron von Sebottendorff hakkında
bilgi:
Tapinakci gelenegin bir devami olan Thule Dernegi,
kendisine sembol olarak gamali haçi benimsemisti. Bu sembol
daha sonra Thule Derngi'nin bir ürünü olan Nazi partisinin
de resmi amblemi oldu. Ilginç olan, gamali haçin, Thule'nin
Tapinakci kökenine uygun olarak,yahudi mistisizminine ait
bir sembol olusuydu. Kabalistik ve masonik kaynaklarda çogu
kez Siyon
yildizi ile içiçe kullaniliyordu.
19. yüzyilin basinda, Almanya'da asiri sag egilimlere
sahip ve birbirleriyle de yakin iliskilere sahip olan üç
Tapinakçi örgüt kurulmus durumdaydi: Armanenschafft, Ordo
Templi Orientis ve Ordo Novi Templi. Her üçü de Tapinakçi
gelenege bagli, yani Kabala mistisizmine ve masonik
ideolojiye sahip olan bu üç örgütün en önemli icraatlarindan
birisi, Michael Howard'a göre, Germenorden (Alman Tarikati)
adli örgütün kurulusuydu. I. Dünya Savasi'nin hemen
öncesinde kurulan örgüt, Aryan irkinin üstünlügünü
savunuyor, pan-Cermenik bir Alman Imparatorlugu'nun
kurulmasini ve Hiristiyanlik öncesi (pagan) antik Alman
kültürünün yeniden uyandirilmasini hedefliyordu. Örgütün
amblemi gamali haçti ve tüm ritüellerini de mason
ritüellerinden almisti.
I. Dünya Savasi sirasinda atesli Alman milliyetçilerini
organize eden Germenorden'in ortaya çikardigi en önemli
sonuç ise savasin hemen bitiminde kurulan ünlü Thule
Dernegi'ydi. Thule Dernegi, ya da Almanca adiyla Thule
Gesselschaft, Baron von Sebottendorff adli bir Alman
milliyetçisi tarafindan Germenorden'in devami niteliginde
olusturulmustu. Sebottendorff ilginç birisiydi. Doguya
geziler yapmis, Misir ve Istanbul'da uzun süre kalmisti. Bu
gezileri sirasinda simya, astroloji ve Kabala üzerinde
çalismis, Gül-Haç felsefesi üzerinde de uzun arastirmalar
yapmisti.13 1901 yilinda, Fransiz Grand Orient obediyansina
bagli olan bir mason locasina katildi. Sebottendorff'un
bagli oldugu loca politik amaçlari olan bir locaydi ve o
dönemde Halife Abdülhamid'e karsi devrim hazirligi yapan
Ittihat ve Terakki dernegi ile de çok yakin iliskilere
sahipti.
Sebottendorff'un masonik kariyerine Aytunç Altindal da
"Hitler Dogmadan Önce" baslikli yazi dizisinde deginmisti.
Altindal'a göre, Sebottendorff, "Bursa'da Abraham Termudi
adli bir yahudi bankerin delaletiyle Memphis adiyla taninan
mason locasina üye yapilmisti."Baron, o yillarda bir de Türk
Masonlugu ve Bektasilik adli bir kitap yazmisti. Altindal'a
göre
Sebottendorff, II. Dünya Savasi'nin ardindan Türkiye'de
"görünmeyen eller" tarafindan saklanmisti. (Bu "görünmeyen
eller", büyük olasilikla Neo-Nazi masonlarin üye oldugu
Moral Re-Armament derneginin Türkiye'deki kolu olan Manevi
Cihazlanma Dernegi'ydi.)
Sebottendorff'u bu denli önemli kilan icraati ise
kuskusuz kurdugu ünlü Thule dernegiydi. Baron, 1910 yilinda,
Istanbul'da bulundugu siralarda, masonluk ve simya
prensiplerini anti-komünizm ve asiri sag felsefe ile
birlestiren kendine bagli yeni bir örgüt kurmaya karar
verdi. 1916 yilinda Germenorden ile baglantiya geçti ve
sonraki iki yil içinde örgütün en etkin üyesi haline geldi.
Sonuçta, 1918 yilinda Germenorden'in adi Thule
Gesselschaft'a dönüstürüldü ve Sebottendorff da örgütün
büyük üstadi oldu. Umberto Eco, Thule'nin kurulusunu söyle
anlatiyor:
1912'de Ari irkin üstünlügünü öne süren Germenorden diye
bir grup olusuyor. 1918'de Baron von Sebottendorff diye biri
buna bagli bir grup kuruyor: Thule Gesselschaft; gizli bir
dernek. Tapinakçi Gelenege Baglilik'in çesitlemelerinden
biri ama güçlü irksal, pan-Cermenist, Yeni-Arilik egilimleri
var. 1933'te de, bu Sebottendorff, kendisinin ektiklerini
Hitler'in biçtigini yaziyor. Öte yandan, gamali haç, Thule
Gesellschaft çevresinde ortaya çikiyor. Thule'ye ilk
katilanlardan biri kimdi? Rudolf Hess, Hitler'in kötü
yoldasi. Sonra Rosenberg! Sonra Hitler'in kendisi!
Gazetelerde okumussunuzdur, Hess, Spandau'daki hücresinde
bugün bile içrek (batini) bilimlerle ugrasiyor... (Thule'nin
kurucusu olan) Sebottendorff, 1924'te, simyayla ilgili bir
kitapçik yaziyor... Gül-Haçlar'la ilgili bir roman da
yaziyor.
Eco'nun anlattiklarindan da anlasildigi gibi "Tapinakçi
Gelenege Baglilik'in çesitlemelerinden biri" ya da daha
basit bir ifadeyle özgün bir mason locasi olan Thule, Nazi
partisinin öncüsü ve hatta gerçek kurucusuydu. Örgüt
kurulduktan sonra hizla büyüdü. 1918 yilinda yalnizca Münih
kentinde 250, tüm Bavyera'da ise 1.500 üyeye sahipti. Üyeler
arasinda; yargiçlar, avukatlar, polis sefleri,
aristokratlar, doktorlar, üniversite hocalari, bilim
adamlari, subaylar, sanayiciler ve is adamlari vardi. Önde
gelen üyelerden Bavyera Adalet Bakani Franz Gurtner, ayni
makama Nazi rejimi sirasinda da atandi. Thule üyelerinden
polis sefi Wilhelm Frick ise Nazi Almanyasi'nda Içisleri
Bakanligi yapacakti. Thule'nin Nazi partisine dönüsümü bir
dizi olayin sonucunda gerçeklesti. Örgüt, kuruldugu günden
itibaren komünistlerle sürekli çatisma halindeydi. 1919'daki
komünist ayaklanma sirasinda Thule yeraltina çekildi ve
asiri sagci karsi-devrimcileri organize ederek silahli bir
terör gücü olusturdu. Komünistlere karsi halk destegi
kazanmak içinse, Alman Isçi Partisi'ni kurdu. Iste bu
siralarda Adolf Hitler de Thule'ye katildi. Hitler, savas
öncesi dönemde okültizmle yakindan ilgilenmis, özellikle
Armanenschafft'in kurucusu Guido von List'in teorilerinden
çok etkilenmisti. Bu nedenle, bir
Tapinakçi örgütü olan Thule'ye kolayca adapte oldu.
Thule'nin siyasi uzantisi olan Alman Isçi Partisi'nin
kendisine amblem olarak gamali haçi seçmesi ise Hitler'in
etkisiyle olmustu.
1920 yilinda Alman Isçi Partisi'nin adi Nasyonal
Sosyalist Parti (Nazi Partisi) olarak degistirildi. Partinin
lideri ise elbette Hitler'di. Hitler'in bu hizli yükselisi,
Thule'nin destegi ile olmustu. Hitler'i kesfeden kisi,
Thule'nin önde gelen isimlerinden Deitrich Eckart idi.
Eckart, yasli bir okültist kadinin kendisine yillar önce
anlattigi "Almanya'yi kurtaracak Mesih" prototipini
Hitler'de görmüstü. Bu nedenle bu genç adamin elinden tuttu,
onu Thule'nin zengin ve etkili üyeleri ile tanistirdi. Nazi
partisini ilk günlerinde finanse edenler zengin Thule
üyeleriydi; Thule üyesi polis sefleri de Hitler'e korunma
sagladilar. Thule'nin Nazi Partisi'nin çekirdegi olduguna,
Aytunç Altindal da deginmisti. "Hitler'in ünlü Nasyonal
Sosyalist Alman Isçi Partisi (NSDAP), 1920'de Thule
tarafindan baslatilan çabalarla kuruldu" diyen Altindal,
Thule'nin özellikleri arasinda da "okültizm, simyacilik ve
Kilise karsitligi"ni sayiyordu. Bunlar, bildigimiz gibi
Tapinakçi-mason geleneginin basta gelen özelliklerindendir.
Katolik ilahiyatçi August Knoll da 1950'de, Hitler'in Kilise
aleyhtari görüslerinin asil olarak Thule kaynakli oldugunu
dile getirmistir.
Kisacasi, Theosophical Society'den baslayarak; Viril,
Armanenschafft, Ordo Templi Orientis, Ordo Novi Templi,
Germenorden ve Thule gibi okült derneklerin birbirlerinden
aktararak tasidiklari Tapinakçi-mason gelenegi, Nazi
partisinin gerçek kökenini olusturmustu. Naziler, 1314
yilinda kesin olarak yasaklanmalarinin ardindan yer altina
giren ve Gül-Haç ve masonluk gibi örgütlerle yeniden ortaya
çikan Tapinakçi gelenegin yeni bir varyasyonundan baska bir
sey degildiler. Bunu açikça ifade etmekten de çekinmediler.
Hitler, Nazi parti sistemini mason localarinin sistemine
uygun bir biçimde düzenlemis ve bunu da açik açik söylemisti.
1934 yilinda ise söyle demisti: "Biz bir örgüt kuracagiz,
saf kan ilkesinin etrafinda toplanmis Tapinak Sövalyeleri
Biraderligi." Bu "Tapinak Sövalyeleri Biraderligi"ni
kurmakla görevlendirilen kisi ise kisa zamanda III. Reich'in
Hitler'den sonraki ikinci adami haline gelecek olan Heinrich
Himmler'di. Himmler, 1920'li yillarda Hitler'in
bodyguardlari olarak görev yapmis olan SS (Schutzstaffel)
örgütünü Tapinakçi ve mason sistemine göre düzenleme isini
üstlendi.19 Himmler, SS'ler içinde özel bir arastirma grubu
da olusturdu; bu grup, Tapinakçilar'in ve diger okült
derneklerin tarih içindeki yerini arastirmakla görevliydi.
SS'ler ayni zamanda Tapinakçilar'in belirgin özelligi olan
anti-Hiristiyan ritüellere de sahiptiler. Himmler'in
liderliginde yapilan SS törenlerinde Nasyonal-Sosyalist
marslar söylenerek Hiristiyan haçi yakilir ve yerine gamali
haç yerlestirilirdi.
Bu bölümün basinda, Naziler'in Yeni Düzen'inin seküler
olusuna dikkat çekmistik. Bu durum, bizleri, Nazizm ile
Tapinakçilar ve yahudi önde gelenleri arasindaki bir Ittifak
iliskisi aramaya yöneltiyordu. Nazizmin Tapinakçi kökeni ile
ilgili inceledigimiz tüm bu bilgiler ise bize kuskularimizin
yersiz olmadigini, gerçekten de Naziler'in Ittifak'la
yakindan ilgili, hatta Ittifak'in bir parçasi olduklarini
göstermektedir. Bu bilgiler, Naziler'in Yeni Düzen'inin
neden seküler ve din aleyhtari oldugunu da açiklamaktadir.
Çünkü eger Naziler Ittifak'in bir
parçasi iseler, kurmaya çalistiklari Yeni Düzen'in,
Ittifak'in kurdugu Novus Ordo Seclorum'un bir türevi
olmasini da son derece normal karsilamak
gerekmektedir.
Ancak bu noktada normal olmayan bir görüntü ile karsi
karsiya kaliyoruz. Eger Nazi Partisi Tapinakçi-mason
gelenegine bagli bir örgütse, 6 yüzyillik Tapinakçi-mason
gelenegine göre, Nazilerin de Yahudi önde gelenleriyle
isbirligi içinde olmasi gerekir. Çünkü, 2. bölümde
inceledigimiz gibi Tapinakçilar ve onlarin devami olan
örgütler, yahudilerle daimi bir ittifak kurmuslar ve basta
dini otorite olmak üzere her türlü düsmana karsi ortak bir
savas vermislerdir. Ancak, Naziler'e baktigimizda,
ideolojilerinin merkezinde fanatik bir antisemitizmin var
oldugunu görürüz. Hatta tarih kitaplari, Naziler'in gözü
dönmüs birer yahudi düsmani olduklarini ve bu nedenle de 6
milyon yahudiyi II. Dünya Savasi sirasinda kurulan toplama
kamplarinda acimasizca imha ettiklerini anlatmaktadir.
Aytunç Altindal da bu konuya dikkat çekmis ve "Thule'nin
bünyesinde hem mason olan hem de yahudilerden nefret eden
bir çok soylu" oldugunu yazmisti. Altindal, bunun yanisira
Alman localarinin kuruculari arasinda çok sayida antisemit
olduguna da dikkat çekiyordu. Bunun ardindan da "günümüzde
yanlis bilinen bir olguya" deginmek gerektigini, "mason
localarini yahudilerin kurduklari ve bunlar araciligiyla
dünyada egemenlik saglamak istedikleri gibi bir saplanti"nin
var oldugunu yazmisti. Kisacasi Altindal'a göre, Alman
localarindaki antisemit egilimler, masonlar ve yahudiler
arasinda bir ittifak oldugunu açikça yalanliyordu.
Altindal'in yazdiklari ilk bakista dogruydu. Öyle ya,
antisemitizmin mason localarinda ve Thule'de bu denli güçlü
bir biçimde var olusu, baska nasil açiklanabilirdi?
ANA SAYFA
http://www.harunyahya.org/kitap/YMD/YMD5.html