[[.220403.]]
// yirmibir:ellisekiz //
*iki gündür üşenip üşenip geçiştirdim yazma olayını. artık suçlu
hissettim kendime karşı... yazmalıyım!
*dün göz kontrolüne gittim. ilk önce bir baktı, resime baktırdı, sonra
harf okuttu, sonra da dediki "bu akşam çok çalışman gerekmiyorsa sana
bir damla damlatacağım, yakını göremeyeceksin böylece gizli hipermetrop
var mı diye bakacağım" ben de eyvallah filan oldum, damlattı... ta
taaa! on dakika içinde bir kulaç mesafedeki hiçbir şey net değildi. eve
geldim yine değildi, uyandım, geçmiş gibiydi. ama etki olarak gözbebeklerimin
kocaman olması bana kaldı. hala tam olarak küçülmediler. bu sabah mesela,
ışığa da baksam karanlığa da baksam değişmiyorlardı :) çok garip bir
his, güneş gözünüze resmen batıyor. yanak kaslarınızı sıkıyorsunuz,
yani gayri ihtiyari olarak ki daha az ışık girsin ama ne mümkün! neyse,
atlatmak üzereyim. he, göz kontrolümün sonucu ise, mis gibi. nazar deymesin.
ne miyop ne hipermetrop, ne gizli hipermetrop, ne de göz tansiyonu çıktı.
*şimdi sıcak çay aldım içerden, mis gibi. biraz da kanyak olsa katsam içine
oh. haymatlos'ta bazen istiyorum çayımın içine. çok güzel oluyor.
haymatlos'ta çalışanları seviyorum ben, ama daha çok tek başına çalışan
şeker kızı seviyorum. hem o biranın yanında patlamış mısır da
getiriyor. öbür çocuk ve diğer kız getirmiyorlar. ama çocuk çok zıpır.
bira dökülmüştü masaya dedim ki hızır gibi yetiştin be, güldü şurayı
da bir siler misin dedim aman ne demek filan dedi :p he bu arada rüyamda
haymatlos'u gördüm. hatta, orda çalışıyor ve tuvaletin karşısında olan,
gizli bir oda gibi bir yerde kalıyorduk o şeker kızla. ama seksüel hiçbir
ilişkimiz olmuyordu. ne şeker. bütün gün kitap okuyordum orda. belki seneye
konuşurum çalışırım orda. biraz para biraz paradır!
*bugün matematikten lise hayatımın son sınavını oldum. pek iyi geçmedi
ama kimin umrunda, bitti, kalmadı başka sınav. harika bir duygu. can'ın çok
bahsettiği gün de yaklaştı. sekiz gün filan var bitmesine tüm sınavların.
bir mayıstan itibaren özgürüm, özgürüz. tabiki on beş hazirandan sonra
asıl özgürlük. düşünüyorum da şimdi çok büyük bir şeymiş gibi
duruyor ama o gün de gelicek aman bu muydu olacağım. ben lise birden ikiye geçerken
çok streslenmiştim. çok zor görünüyordu kendini "fen"e adamak
filan. neyse hallettik. lise hayatım da bitiyor. "vay be!" oluyor
insan. arada görüyorum ilkokuldaki çocukları, çok acıyorum. en az bir
sekiz-on yılları daha var. ah nasıl zor!
*bilmiyorum buraya yazmış mıydım ama, şöyle bir kural koydum kendi
kendime. git gide alışıyorum. her zaman günaydın, iyi günler, iyi akşamlar
diyeceğim. yani daha yakın olacağım insanlara. mesela otobüsten inerken kim
olursa olsun arkamda iyi akşamlar diyeceğim. bir yerden çıkarken zaten
diyorum ama daha ilerlesin diye böyle düşündüm. ben yaparım can yapar cem
yapar böylece daha duyarlı bir toplum olur belki.
*geçen gün dershanede, biyoloji dersinde bizim zıpırlar yine geyik yaparken
hoca kan gruplarını anlatıyordu. dediki: "zeynep hem ali'ye hem mehmet'e
veriyor." şimdi insana fesat düşünceler geliyor tabi o kadar zıpırın
arasında. hoca da, isim mi bulamadı bilerek mi yaptı dikkat toplamak için
anlamadım. yoksa dikkat ederdi diye düşünüyorum. neyse. bir de bu kalıtım
konusunda sınıfta şey oldu, yani ilk yapıldığında güzeldi de espri şimdi
hoşuma gitmedi birden neyse paylaşayım: hoca anne ve baba siyah gözlü çocuk
mavi gözlü oluyor nasıl filan dedi, arkadan birisi bağırdı: "sütçünün
işidir!" diye :p
*son günlerde evrim'e takmış durumdayım. evrim... laf olarak çok basit ama
anlaması, anlatması çok zor. bugün din dersinde -ki din hocamız çok kitap
okuyan kültürlü vs vs vs ve kesinlikle bağnaz olmayan bir insan- hocaya
evrim mi yaratılış mı diye sordular. hoca ne evrim dedi ne yaratılış.
yani yaratılıştan yana, ama evrime de hak veriyor. evrimde saçma bulduğu
maymunla insanın bir tutulması. bana göre ise olay çok garip...
diyorum ki: ufak bir özetle başlayayım. daha atmosfer filan yok, yer küre
var sadece, metan gazı, amonyak ve su buharı filan var etrafta. bu moleküllerin
içerdikleri atomlar genel organik moleküllerin hepsinde var sayılır. işte
karbon, azot, oksijen, hidrojen. (gül kendine, bak ne kadar güzelsin)
neyse, sonra uzun yıllar, bu moleküller duruyor etrafta, ama şimşek çaktıkça
onun elektronu şunun iyonu derken kararsız hale geçiyor geri dönüyorlar
filan. sonra çukur yerlerde toplanıyorlar, buna sulu sıcak çorba mı ne
deniyormuş :p heh işte asıl karmaşa bundan sonra başlıyor. garip moleküller,
etraflarına su çekiyorlar ve bazıları birleşiyor, düşünün iki kişi aynı
ipi çekerse bir süre sonra aynı yere gelirler, bunlarda aynı suyu çekince
geliyorlar heralde. e birden bunlar basit canlı oluyorlar. tövbe! nasıl yani
diyor insan. koaservat deniliyor bu yapılara. sonra yavaş yavaş gelişiyorlar
ve ototrof, yani şu kendi besinini kendi üreten canlı türünü oluşturuyorlar.
benim merak ettiğim bir iki şey var. çok güzel her şey koaservata kadar.
yani organik moleküller filan... ama anlamadığım bunlar neden birden canlı
olmak istiyorlar? yani öyle molekül molekül dursalar kötü mü? altımda
duran bir sandalye var, o da organik madde ama o birden canlanmak istiyor mu?
neyse bir ikinci sorunum ise, konuya zaten hakim olmadığım belli olmakta...
doğal seleksyon, doğal seçilim diye bir şey var. yani etrafına uyamayan
elenir deniliyor. madem öyle bu koaservatlar çok mu uygunmuş etraflarına?
ufacık, boktan en basit canlılar işte, nasıl oluyor da kendilerini geliştiriyorlar?
"ben biraz enerji yapıyım!" başka bir sorun da bu. bu koaservat nasıl
oluyor da hiç enerji yokken canlanıyor? yani ortamda hidrojen bağları var
belki yıkılırsa olur ama yıkıcak enerji lazım değil mi? aa ama belki şimşeğin
enerjisi olabilir... ah işte yine aynı beyinsel problemle karşı karşıyayım,
sanki yuvarlak bir halat çektikçe geri dönüyor. bu şimşek enerjiyi nerden
buldu?... !!! '!+!%&/'+ ? çok kızdım! bir açıklaması olmalı!
*artık fotoğraf makineme daha çok ilgi göstereceğim. havalar güzelleşti,
ışık süper olmaya başladı. her çıktığımda yanıma almak istiyorum. uf
ama pahalı olması beni kaygılandırıyor. bir zarar filan gelirse intihar
ederim :p yani üzülür tabi insan. yaz günü, hava sıcak, panasonic piller
moralimi bozarken, hızlı hızlı yürürken md player'ı çıkardım cebimden.
ters çıkarmışım... vuuu huuu diye havalandı... havalandığı anda her şey
dondu, sanki matrix'te neo tekme atıyor da kamera dönüyor ben öyle mdp'yi
izledim :) sonra asfalta düştü biraz ezildi büzüldü ama çalışıyor
tabi. güçlü kuvvetli bir şeymiş.
*yarın tören var sanıyordum ama küçük çocuklaraymış tören. ne garip,
onların yirmi dört nisanı tatil diye tören yapıyorlar gibi. bizim de yirmi
mayısımız tatil diye on dokuzunda tören yapacağız. çok garip.
*taksim'de, en sevdiğim deli şu çocuk gibi herkese orta parmak gösterip
"aıııha" diye bağıran adam :) çok zıpır görünüyor. bir gün
tutamayıp ben de ona onun gibi davranacağım :p
*bugün sınavda doğru yaptığım bir sorunun cevabı eksi dört yüz kırk
sekizdi. nasıl yani dedim bir daha yaptım yine aynı şey çıkınca bıraktım
ben de.
*pantera'nın fucking hostile adlı şarkısında bıdı bıdı bıdı bıdı
fucking hostile PIRT diyor :p yani bana öyle geliyor. böyle pırt diye
bağırıyor :p
[[.200403.]]
// sıfırsıfır:kırküç //
*dördüncü ayın yirmisine geldik ama hala hava buz gibi. nasıl oluyor ya!
yaz istiyorum ben!
*yarın uzun zamandan sonra geç kalkacağım. çok iyi hissettiriyor bunu
bilmek bile. uyusam, ve geç kalksam...
[[.190403.]]
// yirmiiki:sıfırdört //
*girdim sabah sınava. kimya ve biyolojiyi tam bekliyorum. umarım öyle olur.
çok uykum geldi sınavda. inanılmaz çok geldi hemde. zor dayandım. türkçe,
matematik ve fen bölümlerini hepsini eksiksiz yaptım -boş bırakmak pek
adetim değildir- bittiğinde beş-altı dakikam vardı benim saatime göre
o kadar dakikada ben coğrafyayı da tamamlardım. birden zil çaldı dumur
oldum. keşke çalmasaydı. ya da bilseydim daha hızlı yapardım. neyse.
*bugün dreamcatcher'ı izledim. hiçbir şey söylemeyeceğim film hakkında
çünkü dumur olabilirsiniz. fragman'ı ile uzaktan yakından ilgisi yok. filmi
ben beğendim gerçi çok basit bir konuydu. neyse canım. bir karakter var çok
şeker filmde :) neyse.
*pek iyi bir gün sayılmazdı.
*uzun süreden sonra avcılar otobüsüne bindim. halk. harikaydı. süper hızlı
geldi. ama yanımdaki adam hiç susmadı. yirmi dokuz yaşında ve çok zeki
olduğunu, ayrıca önemli bir mevkiye çağrıldığını filan anlattı yanındaki
kıza. mutlaka baymıştır kız da. ayrıca kız tam bir kapak modeli anlamsız
şeyler anlattı adama. gördüğü bir caminin en ince, ince olduğu kadar
gereksiz ayrıntılarını büyük bir hayranlıkla anlattı, adamın sözünü
kestiği için adam dinlemedi sanırım, sıkıldı ve söze karışıp, bir
yolunu bulup kendini anlatmaya devam etti.
*cuma ya da perşembe günüydü, servis bekliyordum bir minibüs geldi. zaten
dolu ama insanlar devam etti binmeye. bir baktım minibüsün dışında üç kişi
asılı ve hatta bir adam tek elle asılı gören rüzgar sörfü yapıyor sana.
sonra düşündüm. hangi ülkede böyle?
*dün izlediğim leoparın kuyruğu adlı filmi sevdim. çok sevdim. oynayanlarını
sevdim, oynayışlarını sevdim. aralarda çok şaşırtıcı şeyler oldu.
konu biraz geri planda kalmış bence. belki de benim o döneme ait fikirlerim
azdır ondan. olaylar gerçekmiş ama bu filmdeki gibi tam aynı değilmiş. başında
öyle yazmıştı filmin.
*canım çok nargile çekti. uzun zaman oldu. yarın gideceğiz galiba
nargileye. benim bir ders programıma bakmam lazım.
*can'dan aldığım ganzenrozız albümlerini harddiskimde kaybettim eh eh. çok
zor buldum, ama buldum yani sonuçta tabiki. seneye yenilemek istiyorum
bilgisayarımı ama buna ayıracak param olacağını sanmıyorum. sürekli para
kazanma yolları geliyor aklıma. aç kalmam sanırım. hatta apartmanın girişine/evimizin
kapısının girişine "bilgisayar tamir edilir" filan yazmayı
planlıyorum. ek gelir eh eh
// yirmiüç:sıfırsıfır //
*çok bunaldım. yarın dershaneye gitmek filan istemiyorum. yarın hiçbir şey
yapmak istemiyorum. rahat rahat oturmak istiyorum ama evde değil. uf. çok
garip. sisteme mi çıkışmam gerek?
*cross roads çalıyor. bilereke zülfü livaneli koydum ki daha ağır bassın.
çökünce de en dibe çökmek lazım.
*bu angelina jolie'e de allah bir dudak vermiş maşallah.
*dün galiba güncelleme yapmamışım. yani hatırlamıyorum. girip bakmaya da
üşendim şimdi.
*geçen gün de şeyi izlemiştim bahsettim mi bilmiyorum ama yazasım var. yazıyım.
tabutta rövaşata. ahmet uğurlu'ya aşığım galiba. bana göre harika
rol yapıyor. neyse o film de güzeldi. iki filmde de requiem for a dream'in
izlerine rastladım. sanırım öyle bir tarz var. yeni keşfeden benim.
*yazasım var. ama ne?
*şuan hem yazıyorum hem şarkı dinliyorum hem dinlediğim şarkıyı mırıldanıyorum.
arada karışıyor. çok zor. üçleme dinliyorum. çok seviyorum ayrıca.
*animatrix çok güzel olmuş. download ediyorum. the final flight of Osiris ilk
indireceğim animatrix olacak. ondan sonra sekiz tane daha indireceğim. umarım
bulabilirim.
*aksaray'da bir oto galerisi var. ismi efecan :p
*annem profiterol yapmış mis gibi. harika değil ama çok güzel. sevdim
valla. hep yap dedim :)
[[.180403.]]
// yirmibir:kırkyedi //
*helvanı yerim inşallah senin. of bugünlerde sürekli götten şarkılar
takılıyor dilime.
*leoparın kuyruğu diye bir film izliyorum. kapağı hoşuma gitmemişti ama
film güzel gidiyor. hem izliyorum hem yazıyorum vay be :p
*bugün okulda sabah yaptığım ton balığı ve mısır içeren ayrıca da ek
olarak çarliston biber koyduğum süper sandöviçi (türkçesi buna daha yakın
galiba) yedim. biraz öncede bol sebzeli ve ayrıca yine mısır ve ton balığı
koyduğum müthiş salatayı hüplettim. oh be. göbeği ile barışık olmalı
insan. yok diyetmiş, yok "sağlıklı yaşammış" boş iş bunlar
daha ne kadar yaşayacağımız belli değil. yiyebiliyorken yemeli, içebiliyorken
içmeli derim ben.
*film harikaydı. tekrar saat yazmaya üşendim ama saat on bir buçuk gibi bir
şey. yarın yine denemem var erken yatıp erken kalkmam lazım. uf nefret
ediyorum artık erken kalmaktan. çok baydı yani beni bu erken kalkmalar.
[[.160403.]]
// yirmiüç:sıfırsekiz //
*pis uyudum! biraz önce uyandım. heralde bir altı saatlik uykum vardır yani.
bu arada öss deneme sonuçları belli oldu okulda :p elli net yapmıştım, e
bu da demektir ki on altıncı anca olurum :p iki yüz yirmi küsür almışım.
*bir biyoloji deneme çözdüm. şimdi kapatıcam bilgisayarı, tekrar çözücem
iki-üç tane. beyin geliştirici bir şey. çok hoşuma gidiyor :p
*bu cumartesi yine öss var. bugün de var gibi hissettim ben ama mustafa arkadaşım
yok dedi böylece gitmedim dershaneye. vardıysa bile kaçırmış oldum. e
naapalım.
*pazar günü için plan yaptık. tophaneye gidip fener - beşiktaş maçını
izleyeceğiz. oh oh mis. dürüm filan yiyeceğiz. of canım çekti birden dürüm.
yeni bir dürümcü keşfettik. benim aklımdaydı, ama gitmek nasip olmamıştı.
gittik, test ettik, onayladık. hem ucuz, hem lavaşa sarıyor hem mekan güzel.
yani on üzerinden sekiz dokuz alır :)
[[.150403.]]
// yirmibir:sıfıriki //
*can yazmış. ben yazmayı, kusmayı unuttum:
site diye adlandırdığımız modern günlük kavramı içinde bir dijital
ortam bu. adının ilkancan olması, kişiselliği en fazla bu kadar
vurgulayabilir. burası bize ait, ve kimsenin okuması da umrumuzda değil.
okunmuyorsa yazmayalım gibi bir tavrımız yok, hiçbir zaman da olmayacak. dört
aydan fazla oldu başlayalı ve harika gidiyor bence. ben birinci sene sonunda,
ki bu olacaktır, inanıyorum, her gün ilk günden itibaren okumayı planlıyorum.
zevk alacağımdan eminim. can'ın da dediği gibi belki daha önemli/dünyaya
yararlı/bilimsel, sanatsal içerikli birşeyler yapılabilirdi belki ama yapmıyoruz.
"yapın" demeye de kimsenin hakkı yok. bunu kimse bir saldırı
algılamasın. ufak bir açıklamaydı.
*bugün ayın on beşi olduğuna göre turkcell'in bir mesaj bir kontör
kampanyası da bitmiştir heralde. hep öyle devam etseydi keşke.
*okulda bugün öss deneme kitabı dağıttılar. matematik bölüm başkanı
enver hoca'nın eskiden çalıştığı dershanenin öss denemeleri var içinde.
muhtemelen onun da soruları vardır. güzele benziyor. ben pek anlamam
kitaptan. çok kitap bitirmediğim için belki. toplasam ancak iki kitap bitirmişimdir.
neyse, iyidir iyidir çözer dururum işte. yani umarım çözerim.
*bazen düşünüyorum "aman canım nolcak kazanırsın" diyorum,
bazen de yıldız'ın yüz yetmiş sekiz puanlık, ki bu puan orta öğretimim -yaklaşık
otuz beş, otuz altı- eklendikten sonraki hali, fizik bölümüne girmeyi
planlıyorum. garanti girerim oraya, yani o gün ishal bile olsam (yuh) girerim.
çok büyük konuştum be. kolum molum kırılır şimdi eh eh aman canım
neyse. ince hesapları yapacak kadar salak değilim. kazandım kazandım,
kazanamadım çalışmaya başlarım :p
*sentenced açtım uzun zamandan sonra. iyi geldi.
*bir oyun oynuyorum bir kaç gündür. bir arkadaşım tavsiye etti, ve
bilgisayarımda çalışan nadir oyunlardan biri. nvidia ekran kartım ile işletim
sistemimin biraz uyum sorunu var. belki de kart yanmıştır. çünkü fan'ı çalışmıyor
:p aman canım görüyorum ya! önemli olan bu değil mi :p
*araba fiyatlarına baktık bugün can'la. doksan dört model uno, üç buçuk
milyar. yuh oldum ben. twingo, ufak kutu gibi bir şey, sekiz milyar lira. yuh
yani yuh. babama söyledim, babam: "araba fiyatlarının yüzde atmışı
vergi derler" dedi. ben de ne diyeceğimi şaşırdım. can bana ikinci el
bir arabanın amerika'da fazla pahalı olmadığını anlattı. bu kadar vergi
biraz abartı galiba...
*bugün can bir kızdan bahsetti. böyle uyuz olmadım da ne diyeyim acıdım
galiba. kız amerika'yı, daha doğrusu holivud'u çok seviyor. nasıl
yani derseniz... kız televizyondaki şu mayami biç'i olan amerika'yı,
şu tertemiz sokakları olan amerika'yı seviyor. hiç arka caddelerini görmemiş.
yani başka bir ülkeden bakan bir insanın istanbul'un levent'ini, etilerini, göztepe'sini
gördükten sonra türkiye'ye bak be ne güzelmiş demesi gibi. sonra can ile hürmet
gösterdik amerika'nın kendi propagandasını süper/muhteşem/harika yapmış
olduğunu anlayarak. keşke bizde başarabilsek bunu. bugün turizm haftası
nedeni ile okula bir adam geldi, sıfatını unuttum, işte o da bu işle uğralmakta,
iyi şeyler söyledi, umarım olur.
*bir klip izledim. adam ölüyor, sonra ruhu uyanıyor galiba anlamadım başlarını
ama sonunda çok hoşuma giden bir sahne vardı. adam giriyor eve, böyle güzel
bir kız, tüm masumluğuyla iki kişilik bir yatakta uyuyor ama yanında kimse
yatmıyor, ve yatak örtüsü ayak ucuna kadar çekili. kamera kızın tarafından
baktığı için yatak örtüsünü görmüyoruz. adam girince yatağa yaklaştığında
yatak örtüsünün deseni belli oluyor, hani cinayet içeren filmlerde kullanılır,
öldürülenin duruşunu tebeşirle işaretlerler ya, işte öyle bir deseni
var, ve tam o pozisyonda yatıyor adam.
*giriş için bir resim buldum. çok hoşuma gitti. uygun düzeltmeleri yaptıktan
sonra can'a yollayacağım. can'a yollayacağım çünkü aklıma hiçbir şey
gelmiyor. öyle resim olarak ortaya koyulmasını istemiyorum. arkaplanın da
bozulmasını istemiyorum. o değişik bir fikir üretip koyulacak duruma
getirir umarım.
*sentenced'ın mourn adlı şarkısı tam cenaze şarkısı. cenazemde o çalınsa
mutlu olurum. bir ara konuşulmuştu galiba. yani birileriyle konuşmuştum gibi
geliyor bunu. tüm organlarımı bağışlamak istiyorum ben aslında. yani
alabilinen tüm herşeyim alınsın, kadavram da tıp fakültelerine verilsin.
gerçi herşey alınırsa ne verilir bilmem ama olsun. paylaşsınlar işte.
bahsetmek için kötü bir konu ama olsun.
*tema vakfına üye olma formu buldum. hemen doldurdum, ama postaneye gidip yatırmam
gerekli. bir mektup daha var yollayacağım, onu da hallettikten sonra giderim
heralde.
*hilesiz oyun oynama taraftarı değilim. hileleri varsa hemen bir yerden bulup
öyle oynamayı tercih ederim. beyinsiz bir bilgisayar tarafından
yenilmektense, hile yapıp yenmek daha zevkli eh eh.
*biraz önce oynadığım oyunun hilelerini de indirdim eh eh. şimdi görecekler!
:p
[[.130403.]]
// yirmibir:yirmialtı //
*vay be! kaç gündür yazmamışım. galiba giderek seyrekleşecek çünkü bırakmam
lazım bilgisayarı. iyice stres oldum galiba. yani olmadım gibi ama olmam
gerekli! neyse!!
*can'ın elektrik tasarrufu zartzurtuna ben daha mantıklı bir çözüm bulmuştum
uzun süre önce. her kat için ayrı ışık olsun, oda gibi. gelince yak
gelince yak. istersen yakma tabi o da ayrı. bilmiyorum her apartmanda yapılıyor
mu ama, bizim apartmanda gündüzleri aşağıdan yani sigortaların bulunduğu
bölümden tüm apartmanın, yani merdiven lambalarının sigortası kapatılıyor.
çok haklı bir neden. insan ister istemez gidip basıyor oraya, yani artık
refleks olmuş gibi. kapatınca fark bile etmiyorsun ama yine de büyük bir
tasarruf. neyse, yakında hidrojen bombasından elektrik yapılabilecek zaten.
en fazla beş yıl diyorum ben. ayrıca okuduğuma göre, nerde okudum hatırlamıyorum
ama, bir hidrojen atomunun fizyon ya da füsyonundan ya da işte bilmiyorum tam
olarak nötron bombardımanı mıydı neyse işte sıçtım konuya bir saniye
toparlamam gerekli hemen... şöyleki o reaksiyon sonucu, bilmem kaç saatlik tüm
dünya elektriği sağlanabiliyormuş. işte enerji budur!
*istanbul'da seyahat çok hoşuma gidiyor. kış olsun yağmur yağsın, yaz
olsun güneş açsın hepsi güzel. otobüste ter kokması bile güzel. yani
lafta sadece tabi :p bir yerlere gitmek otobüslerle. harika. böyle değişik
insanlar görmek filan. neyse, konuyu bugün eve gelirken gördüklerime
getireceğim. getirdim. otobüse bindim kadınlar kavga ediyorlardı, cüzdan müzdan
duydum neyse pek ilgilenmedim geçtim arkaya. sonra pakistan/hindistan tipli iki
kadın ve yine oralardan iki erkek en arka dörtlü koltuğa oturmuştu. garip
konuşuyorlardı, yani eminim türkçe değildi. duruyordum öyle ayakta...
birden önümdeki iki kız almanca tipli bir dil konuşmaya başladılar. tövbe
oldum. kendimi başka bir ülkede hissettim eh eh. sonra istanbul'un
kozmopolitliğini düşündüm hayretler içinde kaldım...
*md player'ıma şarkı yüklemeye üşeniyorum. bir kaset geçti elime,
ankara'dan bir arkadaşım kargo ile yolladı. ilk defa kargodan bir şey geldi
yani. neyse. eski bir grup. iksir diye. iki kişiler ve süperler. neyse, asıl
anlatmak istediğim ne kadar acı çektiğim :p o kasedi dinleyeyim dedim ben...
kaset çekme. walkman'im bozuk, kulaklıklarım şu bir buçuk milyona satılan
iğrençlerden ve pil de bitmek üzereydi. böylece üst düzey kaliteli dinlemiş
oldum ve kıl oldum kulaklığı parçaladım sonra :) arada kesiliyordu. otobüs
çukura girince kesiliyor filan. uyuz uyuz. neyse böylece almak zorundayım artık
bir kulaklık belirlendi bu.
*cd kopyalayıp satma işine girdim. adam dediki üç milyonluk cd'yi iki
milyona alıyorum. eğer bu doğruysa, bir ara adamla konuşcam ve ben bir buçuğa
sana kopyalarım diyeceğim. böylece adam da benimle iş yapacak. nasıl fikir
ama eh eh. umarım olur ne diyim.
*bugün yine otobüste beynimden takırtıla çıktı ve deli fikirlerim depreşti.
çok çalışıyor otobüste kafam hiç bir anlam veremedim, sürekli bir şeyler
düşünüp bir şeyler kuruyorum kafamda. bugün şöyle bir şey geldi aklıma.
bu otobüslerin tavanları bembeyaz bomboş. kullanılmalı. ama nasıl? şöyle
düşündüm: günün gazetesi oraya konsa, ama direk gazete olarak değil
sayfası açık şekilde şeffaf bir cam ya da plastik üstüne. böylece
insanlar bir şeyler okuyabilir boş yerler (boş insan beyinleri ve boş otobüs
tavanları) doldurulmuş olur.
*hani olur ya öğretmenler tahtaya bir şey çizer, bir konu başlığına çerçeve
yapar, ya da öğrenci bir soruyu çözemediyse numarasını yuvarlak ya
da dikdörtgenimsi şekilde çizerek kendine belli eder. merak ettiğim
neden bazı insanlar yuvarlak yaparken bazıları daha dik çizgiler kullanır.
yani bunun kesin psikolojik bir açıklaması olmalı...
*insanın çevresi çok önemli bence. etrafında bulunan insanların çokluğu,
yakınlığı, desteği. yani çevren ne kadar çoksa gidecek o kadar çok kapın,
yardım edecek bir o kadar el, destek olacak bir o kadar kalp var. tabi içten
olanlar ayrı olmayanlar ayrı. yine de harika ne bileyim. insan olanla insan
olup iyi anlaşmak...
*otobüsten indim. eve doğru gelirken birden sanki daha önce hiç görmediğim
araba lastiklerini gördüm. farklı değil. aynılar. aynı bildiğimiz araba
lastikleri. ama o an onlar bana başka bir şey hatırlattı :) hainlik! şöyle
bir şey yapılabilir... gece bir kriko (arabaları yükseltmek için) ile
arabaların lastiklerini çıkarıp arabayı jantların üstünde bırakmak ama
lastikleri almamak :) sabah uyanınca arabaya binmeden bir dumura uğrayıp
gider insan gideceği yere :p
*yeter çok yazdım. uykum var. vücudumda garip yerler sıcak. yani her yeri sıcak
değil. mesela dizim sıcak baldırım soğuk, mesela bacağımda yara olan yer
sıcak -normal olarak- üf vücuduma artık hakim olamıyorum galiba. benden
habersiz kilo alıp kilo veriyorum. iki kilo vermişim. annem de bugün
"iki gündür evde yoksun bak zayıflamışsın" dedi güldürdü beni
sağolsun :) yatmalıyım. yattım.
[[.080403.]]
// yirmi:kırkbeş //
*yarın akşam öss deneme var, perşembe öss deneme var, cuma -belki-
öss deneme var, pazar öss deneme var. harika bir hafta! yarın biyoloji sınavım
var, ve haftaya iki tane fizik sınavım var ki bu fizik sınavları lise hayatım
boyunca olacağım son fizik müfredat sınavlarım olacak. yavaş yavaş
sona yaklaşıyorum. yirmi iki yirmi üç gün sonra can'ın çok istediği şey
-sınavların bitişi- olacak.
*müdür yine saçımı kesmemi söyledi, sınava iki ay kaldı nerdeyse ve ben
hala çalışmıyorum... her şeye rağmen annemin yaptığı kakaolu kek, çay
ve dream theater eşliğinde harika bir hayat sürüyorum şuanda. beni üzen
kendime karşı değil, aileme, hocalarıma karşı sorumluluğum. nedense ben
de bir his var ki hocamın dediğine göre cennetten bana haber gelmiş her şey
çok iyi olacakmış diye düşünüyormuşum. bu nedenle bir şekilde kurtarırım
gözüyle bakıyorum her şeye. yani hayat olsun, yaşamım olsun. bazen de
duvar geliyor aklıma, çarpıp hayat o kadar da kolay değilmiş diyeceğim
duvar. sonra da diyorum ki o kadar katakullinin ardından o duvarı da aşarsın
ilkan sen. ah ben...
// yirmiüç:onüç //
*yatsam iyi olacak. güzel sitelerde gezdim bugün. internet hoş bir şey.
yarın öss denemesi var akşam akşam. umarım güzel geçer.
[[.070403.]]
// onaltı:elliyedi //
*artık eve geldiğimde bilgisayarı açmak istemiyorum. yani en azından
interneti açmak istemiyorum çünkü bir milyon olmuş saati. oha dedim
internet kafe mi ev mi belli değil. gece girerim. beni zorlayan olay, yemek
yerken boş hissediyorum kendimi, yani en çok nasıl iş yapabiliyorsam en
iyisi, en eğlencelisi öyle benim için.. neyse. bakıcaz.
*çok verimli bir gün geçirdim. iki biyoloji dersinde toplam beş test çözdük
ve bilgilerime bilgi kattım -aman ne bilgiler!-
*gidip ders çalışmayı planlıyorum biraz. ondan sonra da tutamam kendimi
uyurum heralde...
// yirmibir:yirmialtı //
*uyudum. ders filan çalışamadım. uyuz oldum. rüya gördüm mannak.
// yirmiiki:onsekiz //
*yine dünyanın en güzel makarnası diye adlandırdığım makarna karışımını
yiyorum. mısır, ton balığı ve ufak taneli makarna. of be! hayat budur! :)
*rüyam da çok garip bir film izliyordum. rüya içinde rüya görüyordum ve
bu filmi herkes rüyasında görüyordu. garip olan şey, gördüğüm rüyada gördüğüm
rüyayı tekrar göremiyordum. yani aynı rüyayı görüyorsunuz fakat rüya değişik
bir sonla bitiyor. uyanan birisini gördüm o gördüğüm rüyadan rüyamda
uyanınca ve ağzı kanıyordu. çok fantastik oldu galiba.
*rüyalarda insanlar neden çığlık atamaz. bilmiyorum gören var mı ama ben
çığlık atamadığım bir rüyayı hatırlıyorum sadece. çığlık atarken
böyle boğazınız kapanıyor sanki. çok garip. bir nedeni olmalı. ayrıca
bahsettim mi hatırlamıyorum ama... ben uyurken, büyük haceti görürken -sıçarken
yani- ve yemek yerken geçen zamanın çok boş olduğunu düşünüyorum.
bence yaratılabilecek en büyük icatlardan biri uykudaki vakti öldürmekten
geri alıp verimli hale getirecek olandır. ve tabi bir de benim hayallerimin en
büyüğü... multiplayer rüya :) yani bir rüyayı aynı anda iki kişinin
birlikte görmesi. fesat düşünmeyelim! harika şeyler olabilir. ve uyanır
uyanmaz, hatta uyku mahmurluğu denilen halde şey düşündüm. rüya boyutu
ayrı bir boyut. yani en uzun rüya üç saniye dendiğine göre, bizim bu gördüklerimiz
nasıl oluyorda bize saat gibi geliyor. gariptir ki bana rüyalar her insana
geldiği gibi mistik değil, hep eğlendirici gelmiştir. bir ara kabus görebilmek
için yemek yiyip karnımın üstüne yatıyordum. büyük bir başarıydı
kabus görme konusunda. şu hipotezim de var: insan rahatsız olduğunda kabus görüyor.
mesela geçen gün çok fena bir kabus gördüm ki uyancağım zaman kendim
uyanabiliyorum, bir baktım ki sırtım açık ve üşümüş.
*yatsam iyi olacak saat on bir buçuk gibi. yarın sınavlarım var ama ne sınavı
bilmiyorum. neyse hallederim. insan lise son, son dönem olunca bırakıyor
galiba...
[[.060403.]]
// yirmiiki:elliüç //
*diyalog:
-tatlı rüyalar.
.bunun bir rüya olmadığı kesin mi?
-pardon?
.bir rüyada yaşıyorsak?
-bırak ya! bi' git hata ben de sana iyi biir dilekte bulundum!
*şiir:
yine bir akşam üstü,
sen itelemişken hayatından beni,
dönüyordum tam yol geri.
aklımda bir şişe şarapla,
yürüyordum karo kaldırımda.
belki de haklı olan sendin,
ben yabancıydım sen bendin.
*servisim de bir kız var karşıdan karşıya geçemiyor. tamam ufak, kabul
ediyorum. gelin görün ki geçeceği yol ara sokak, in yok cin yok çok
korkuyor. servisteki hostes onu inip almazsa, ya da şoför abi tüm yolu
kapatacak şekilde parketmez ise gelemiyor arabaya.
*ufak kız dedim de, kuzenim, daha yedi-sekiz yaşlarında, walkman aldırtmış
babasına, ve takmış şakira'nın kasedini dinliyor. çok şaşırdım.
ben yabancı müziğe orta hazırlığın son döneminde beatles ile başlarken
kuzenim benden üç sene daha erken şakira ile başlamış. demek nesil
farkı denilen tamamen bu... benim yetiştirilişim harikaydı. sağ olsun
babaannem, anneannem, yuvam, kuzenim, yengem... yengem bana üçüncü çocuğuymuş
gibi baktı. bunları yazmıştım. o zamanlar kral tv yeni açılmıştı hatırladığım
kadarıyla ve daha abuk subuk sanatçılar türemiyordu. sakin gidiyordu, aşkın
nur yengi, soner arıca, sezen aksu, mustafa sandal, levent yüksel klipleri gösteriliyordu.
ne oldu? çoğu zamana/paraya uydu ve yenildiler benim gözümde. levent yüksel'in
zalim şarkısı mesela. bir o şarkıya bakın bir de levent yükselin garip
bir şarkısı vardı, şişman bir kadın oynuyordu klipte, bir de ona. ne
garip değil mi.. sertap erener'in ilk iki albümü güzeldi, sonra bir baktık
elinde laptop çıktı plaja bir köpekle klip çekilmiş sertap'a. hayretler içinde
kaldım. öyle bir şarkı da vardı. "hayretler içinde kaldım onun da
haberi yo o o oook" diye. eda & metin özülkü vardı. oya bora
vardı. vay be! anılar... anılar, şimdi gözümde canlandılar... -coşkun
sabah.
*öyle böyle, her gün yazamasak da bayağı oldu can ile bu sitede yazalı. dört
buçuk ayı geçmiş yani. vay be. senesi dolunca bir kutlama yapalım eh eh.
umarım sonsuza uzar. büyüğünce bakarım taa en eski sayfalara!
[[.050403.]]
// yirmiiki:sıfırdokuz //
*ho ho! bugünün tarihi de çok güzel!
*çoktandır yazmıyorum ama çok da yazasım yok :p neyse, telefonumdaki notlar
birikti. onları boşaltmam lazım en azından.
*bugün sabah sinemaya gittim. fulya'yla gittik. about schmidt mi ne. bu kadar sıkıldığımı
hatırlamıyorum uzun zamandır. çoktandır hep güzel film izliyorum dedim
dedim, sonra aha işte bu. gerçi fulya'nın seçtiği film de ancak bu kadar
olur :p neyse. önermiyorum kesinlikle. tamam adam güzel rol yapmış belki ama
film yani tipik bir televizyon dizisi gibi, hatta daha heyecansız. belki de amaçları
buydu. uf ne bileyim iğrenç geldi bana. bana hitap etmiyor ehue oysaki
requiem for a dream öyle mi. koyuyor. diyor ki film diye buna denir! çok hoşuma
gitti. daha sonra can ile a clockwork orange ve natural born killers'ı da
izleyeceğiz. onlarda mannak filmler. birazlarına baktım muhteşemler!
*imleç yanıp sönüyor. bana bakıyor yazacak mısın diye...
*bugün yine otobüste beyin fırtınası yaşarken ben, insanların göz
kapaklarını izlemenin ne kadar zevkli olduğunu keşfettim. böyle bir süre içinde
yine kırpacaklarını bilerek izlemek, nasıl kırptıklarını düşünmek, dünyada
her an her saniye, salise milyonlarca insanın göz kırptığını, hatta şuanda
bunu okurken bile göz kırptığınızı, hatta ben bunu dedikten sonra aniden
kırptığınızı, onun sizin bir kasınız olduğunu bilmeniz ... hepsi
harika!
*bugün geçen günde bahsettiğim gibi yarım öss deneme olduk yani doksan
soru. her bölüm kendi içinde yarılanmış şekilde. daha çok derslere yönelik,
öss soru tarzının biraz dışında. soruları gördüğümde sınav kitapçığını
boru haline getirdim ki rahat... tövbe! çok zordu!
*dünyaın en güzel klibini seçmiştim buraya yazıp yazmadığımı hatırlamıyorum
ama tekrar yazsam bir sorun çıkmaz. tüm sayfa benim. oh özgürlüğe bak! dünyanın
en iyi klibi, ibrahim tatlıses domdom kurşunu deydi. ehue birden hatırladım
ne geyik klipti öyle o. bilardo oynuyorlardı etraflarında da kızlar böyle
şebeklik yapıyorlardı. ibo ve bir kız bilardocuydu. aah ah!
*yatsam iyi olacak yarın da sinemaya gideceğim, bu daha güzel olacak tabi eh
eh.
[[.020403.]]
// yirmiiki:onsekiz //
*can'a bir paragraf uyuzluk yazısı yazmıştım ama geri çektim.
*çok güzel bir cd mevcut can'da ben yaptım oh oh kendim yaptım diye söylemiyorum
ama böyle mis şarkılar var içinde.
*dün güncelleme yapmamıştım. bugün de böyle aptal bir şeyler yazıyım
da geçişsin diye yazıyorum :p ayrıca entel bir şeyler yazalım demedim
can'a :p ama yani bunları yazıyoruz bari hani deneme misali bir şeyler
de yazalım gibilerinden demiştim. o yanlış anlamış.
*yarın yıldız teknik'e götürcekler bizi. ne gereği varsa işte...
[[.010303.]]
// sıfırsıfır:onüç //
*eh bu gecelik de bu kadarmış. babamla papaz oldum. kızdı mızdı. neyse
canım ben de ona kızdım eh eh. gidip yatmalıyım. ya da en azından oda değiştirmeliyim.
// yirmibir:on //
*dün yazdığımı ayın otuz biri gibi yazmışım ama aslında zaman bir
nisanı göstermişti.
*bugün tahmin edilen, beklenen şey salak şakalar olmadı. ben pek sevmezdim küçükken
de, ama bugün olsun istedim, özelliğini yitirmesin istedim gün.
dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı
sevmekle başlayacak her şey.
o üzüntü
birden gelir
yağmurlu
havalarda, havalarda.
yeniden kurarım
dünyayı ben
kederlerle, kederlerle.
kimseler
aşık değil mi
bu şehirde?
hava, martılar,
ışıklı şehir
sarhoş ediyor
ediyor beni
yosun kokusu
hilesiz
kucaklamak
istiyorum,
kucaklamak dünyayı,
şehri ve seni.
[[.310303.]]
// onaltı:ellibeş //
*bugün yine fotoğraf tab ettirmem gerekiyor. hem yücelin kartından hem
benim. kendi kartımdan ettirmesem de olur ama neyse bakalım.
*kafayı tango'ya sardım. yani şu hani harika dans ediyorlar ya. böyle dönerek,
ayak hareketleri uyumlu filan. onu öğrenip birisine öğreticem baloda tango
yapmak için :p çok mu gazım ne :p ama düşününce harika. böyle fransadayım,
yüksek bir binadan aşağıya bakarken şarap elimde ah ahh. sonra bir tango atıyorum
ehue ne derler böyle tangonun argosuna acaba. tango çevirmek, tango sallamak
:p neyse, istedim öğrenmek. scent of a woman diye bir film var. ondan öğreneceğim
:p
*ben denklanşör kelimesini çok severim. denklanşör, bilmeyenler için, fotoğraf
çekmek için basılan şu düğme. kimse kullanmıyor, hatta ben de kullanmıyorum
sonra her düğme dediğimde uyuz oluyorum kendime. denklanşör işte. ne güzel...
yakında bir sayfa projesi daha var, ufak tefek, yine can ve benim sevdiklerimiz
hakkında. güzel olacak. sayfa hazır da hala eklemedik neden bilmiyorum :p
neyse hallederiz. şu diğer harika projeyi de benim üşenmem ve can'ın
"ya abi nasıl olcak ki akşam" demesinden dolayı askıya aldık, onu
da halleder koyarsak güzel olur. böyle yüzlerce sayfalı olması beni dağıtıyor.
daha çok ilgi gerekir, ama yavaş yavaş büyümek güzel. hepsi özel olduğu
için kötü görünmüyor hiç bir zaman gözüme. gerçi şu s.kimdir'i biraz
boşladım ama onu da düzene kavuşturunca hallederiz.
*şimdi geldi aklıma. can amerika'ya gidince harika olcak site :p can
amerika'dan ben burdan sürekli güncellersek harika olur. hatta belki can
amerika'ya gittiğinde türkiyedekileri geçip yeni bir sayfada devam eder :p yüzlerce
megabayt oldu artık :p eee işte tertipli düzenli olmayı bileceksin :p hehe
umarım bu gaz olur can için :)
*otobüsteyken kafam çok çalışıyor. gerçekten... mesela geçen gün şey düşündüm.
ortamda, yani türkiye'de, istanbulda... vs erkekten çok kadın olsa ve seçici
insan türü kadın olsa o zaman onlarda kro olur muydu? yani geçen erkeklere
"yavrum o popo senin mi? yerim seni! ne taşsın be!" gibi şeyler söyler
miydi :) çok garip değil mi düşününce...
*otobüslerde demir tutacaklar var ya hani. onların demir olması ne kadar iğrenç
görünse de çok sağlıklı. bunu keşfettim. geçen sene biz okulda demirin
soğuk olduğu için daha üzerinde az mikrop bulunduğunu kefşetmiştik. bu
arada, şu eski kırmızı otobüslerin, çok benzerleri, yani dıştan aynı
ama içleri yepyeni olanları gelmiş. bir kaç defa bindim. çok güzel bence.
hepsi tek tür olsa keşke. yani aslında bunu da düşündüm hepsi tek tür
olsa çok sade olurdu. ihtiyaçlara göre değişen oluyor. mesela uyumak için
halk otobüslerinin yeşil, yumuşak derili koltuklu otobüsleri çok rahat.
kitap okumak için eskilerde yeterli ışık yok. seçim yaparken dikkat etmeli
:p mesela yeşil otobüslerde telefon yasak. ona göre telefon bekliyorsanız yeşillere
binmemek gerek :p
*gangs of new york, new york çeteleri'ne gittim bu hafta sonu. güzel
filmdi. hoşuma gitti. ne kadar bazı yerleri çok abartılı geldiyse de, saygı,
onur çok önemliydi filmde. bu çok hoşuma gitti. bu arada ne kadar bu filmi
de sevmeyeceğim, film müziği olan "the hands that built america"
yani amerika'yı yapan eller adlı şarkıyı da sevmeyeceğim desem de film de
hoşuma gitti şarkı da hoşuma gidiyor :p
*dün yazdığım, opeth cdsi aldım dediğim cd çok güzel çıktı. oh oh mis
gibi.
*gemiye binince beni bir telaş sarıyor. nereye otursam. gerçi fark ettim de,
herkesi böyle bir telaş sarıyor. çünkü yer çok önemli gemide :) böyle
izleyeceksiniz denizi. ah istanbul.. ne kadar güzel bir şehirsin! gemi de hep
geriye bakan yerlere oturmayı severim. yani çok hoş o arkadan akıp giden
suyu izlemek. bir de aklıma şey geldi, bu marmarayı ne etsek de temizlesek,
ne etsek de engellesek insanlar daha fazla kirletmesin! çok garip ama çok
seviyorum. ben hatta marmara da denize girmek istiyorum! girenler var ama çok
tehlikeli. geçen sene hatırlıyorum, televizyonda bir haber bülteninde adam
sanırım sarıyer dolaylarında denize giriyor, yani sürekli ordaki insanlar
giriyor, onları çekiyor kamera vs. sonra bu adama soruyorlar burada mikrop var
mıdır, sağlığa uygun mudur girmek denize, giriyorsunuz ama biliyor musunuz
diyorlar adam direk koymuştu cevabı: "valla yıllardır girerim, hiç bir
mikrop yok. yani bu sular soğuktur mikrop filan gelmez, gelse bile bize bir şey
yapma şuncacık mikroptan nolur" evet abi bir şey olmaz ufacık mikroptan
nolcak ki iki kolibasili gelse euhe
// yirmibir:ellibir //
*ikinci dünya savaşını çok severim ben. sevdiğim, ikinci dünya savaşının
gerçekten bir savaş olması yani benim aklımdaki savaş tabirini tamamen karşılmasıdır.
taktik savaşları, şifreleme savaşları, uçakların yetersizliğinin bile düzeyli
şekilde kullanılarak yeterli hale getirilmesi filan çok güzel. bir ara
trt2'de her çarşamba reklamsız veriliyordu belgeseller. silah, araç ayrıntılarından,
tek tek tüm cephelere kadar çok güzel belgesellerdi.
*bazen internet bağlantım kesiliyor. yani bağlantı olduğu halde veri gelip
gidişi duruyor. çok uyuz bir durum. ne bağlantıyı kesebiliyorsunuz -uzun sürüyor
kesmesi veri veremediğinden sanırım- ne de yeni bir bağlantı açabiliyorsunuz.
uyuz bir şey.
*seneye üniversiteli mi olacağım yani. çok garip, liseye geçerken liseli
olacağım ortaokul için ortaokullu olacağım vs... bitmeyecek galiba. sonra
insan kendini birden düşündüğü yerde bulunca, vay be diyor. ne vardı ki
bu kadar düşündüm... güzel olacak. çok güzel.
*bu hafta hem çarşamba hem cuma öss denemem var, hem de cumartesi yarım öss
deneme var. çok kıl. kıl olan, yarım olan. yirmi iki soru matematik ve
geometri oluyor euhe bir de kazık soruyorlar ki sormayın yani.
// yirmiüç:sıfıriki //
*hiç yatasım yok. yanılmıyorsam eve geldikten sonra dört buçuk saat
uyudum. bu kadar uyku fazla gibi görünüyor!
[[.300303.]]
// yirmiüç:sıfırsekiz //
*yine güzel bir tarih. yazılcak çok şeyim var ama yazmak istemiyorum şimdi.
yarın yazarım, çok uzun bir gün geçirdim. yorgunum. uyumak ve uyanmamak
istiyorum.
*iki tane mp3 cdsi aldım. biri opeth ve rotting christ diğeri anathema. arşiv
yapacağım sanırım. bir de karadeniz türküleri cdsi aldım eh eh. annem
sevinsin dinlesin diye.
[[.280303.]]
// yirmiüç:otuzüç //
*yeni başlayanlar için italyanca diye bir filme gitmiştim, kuzenimle gitmiştim
sanırım. ne kadar şeker bir filmdi. öyle gece gece izlemiştik. geç bir
matineydi. çok sevmiştim, dumur olmuştum gerçi ara olduğunda. ilk yarısı
sürekli bir cenaze akıntısı ile geçiyor. ölen ölene. sonra kurtarıyor
senarist bizi ikinci yarıda. hoş bir filmdi.
*çok yorgunum yine. sonsuz yorgunluk. hiç gitmiyor üstümden.
*röyksopp ya da royksopp işte. remind me diye bir şarkısının klibi var çok
güzel valla.. tüm klip animasyon. böyle ufak çizim insanlar sürekli hareket
halinde. hayat döngüsü anlatılıyor. şarkının sözleri pek bir anlamsız
geldi bana ama olsun klibi izlemeye değer. bir de önerebileceğim bir klip
daha var baz luhrmann. bu adamın klibi de harika, şarkı sözleri de. böyle sürekli
hayat hakkında konuşuyor. hatta şarkı yok gibi bir şey. sadece sözler :p
klipte söylediklerine paralel değişiyor sürekli. çok güzel olmuş bence.
*can kusmuş nefretini. bilmiyorum bana mı, anlayamadım. bana diye düşündüm,
ama ne yaptığımı da hatırlayamadım. hayırlısı.
*uyku zamanı geldi. süt içmeyi özledim, yarın sabah süt içsem. iyi
geceler bana. mis gibi rüyalar.
[[.270303.]]
// yirmiiki:sıfıriki //
*bir ay daha bitmek üzere. girdap gibi "on beş haziran"a çekiliyorum.
sonsuzluk var kocaman. sanki kuyuya düşmenin kolay, acısız yollarını arıyorum.
çok garip.
*alttaki satırları bir anda yazdım. söze hiç yazasım gelmiyor ile başlamıştım,
birden saçmalamalarım devam etti. kustum sanki...
hiç yazasım gelmiyor.
yine çok bunaldım.
bir girdaba dolandım.
hiç yazasım gelmiyor.
bir dağınıklık içinde,
bir orda bir burdayım.
kafamda binlerce şey
dönüp dururken,
ben yine kendi havamda,
gerçeklerden uzakta,
dönüyorken dünya
benim kafamda yine
binlerce şey.
rüyamda gördüğüm mavi prenses,
neden gelmedi hiç karşıma.
belki gelip girse tekrar rüyama
derim ki "beni yalnız bırakma"
sorularla kavranır sandım dünya,
cevaplamadılar sorularımı,
zormuş sorular güya.
kafamda binlerce şey,
hiç yazasım gelmiyor,
dünya dönüyor ama
hiç beni beklemiyor.
// yirmiüç:sıfırsıfır //
*yorgunum. birazdan gidip yatsam çok iyi olacak. bu sabah uyanmakta büyük güçlükler
çektim. artık can gibi bir vücut saatim var, neden bilmiyorum (!) ama saat
altı buçuk, yedi buçuk arası kesin uyanıyorum. sonra tekrar uyuyorum tabi,
ama yine de o uyanma oluyor. normal uyanma saatim sekiz gibi.
*bugün şairliğim üstümde bir cümle yazdım şiir gibi oldu, de hadi dedim
ve sildim.
*gözüm ağrıyor. garip bir ağrı. uf! sol gözüme girdi birden.
[[.260303.]]
// yirmibir:onbir //
*bugün eve gelirken bindiğim otobüsün arka kapısının önündeki cam kenarındaki
koltuk dünyanın istanbul otobüslerinde oturduğum en konforlu koltuktu. eski
otobüslerden, hatta sanırım önceden uzun yol otobüsü diye kullanılanlardan
bu. süper bir koltuk. kafanızı kapının lastiğine dayayabiliyorsunuz,
kolunuzu cam kenarına koyabiliyorsunuz yer çok, ve bacağınızın sığacak
yeterince yeri var. harikaydı.
*biraz önce girdim baktım can ne yazmış diye. dövmek istiyorum can'ı.
sitesinin reklamını yapıyor :p neyse canım güzel sitesi var. özellikle
can'ın şu logosu çok hoşuma gidiyor, geçenlerde ilk yapmıştı güzel demiştim.
can'ın ismi çok kısa ve yazması rahat bir isim benim ki de güzel o bakımdan
gerçi yani en azından ç, ğ, ö, ü, ş gibi harfler yok. kıl harfler.
*öss denemesine girdim bugün. türkçe kolaydı fakat çok paragraf sorusu
vardı. bir de anlatım bozukluğu döşemişler arka arkaya dört-beş tane çok
garip, bazılarını bulamadım bile. türkçe tamamen ece ayhan üstüne
kurulmuş galiba :p yani üç soru vardı yanlış hatırlamıyorsam. neyse,
genel olarak kötü geçti, geometri çok zordu. fizik daha da zordu, sürekli
kesinlikle soruları vardı, çıldırtıyor.
*canım çok tavuk çekti, annem haşlamış patatesle ama haşlanmış
istemiyorum, şöyle mangalda olsun uf harika. ama önce dinlendirmek lazım şarap/sirke
içinde. harika süper!
*din hakkında geçen gün bir söze rastladım. kimin olduğunu hatırlamıyorum
ama şöyleydi: "eğer tanrı diye bir şey yoksa biz ibadet ederek bir şey
kaybetmiş olmayız, ama eğer varsa çok şey kazanmış oluruz." ya
einstein ya da newton'un sözü. çok zeki bir insan. neyse, tam olarak yazamadım
ama güzel bir söz. ben pek tanrıya inanmıyorum. araştırdım, baktım, ben
deistmişim. isim takılması hoşuma gitmedi ama düşünce sistemim bir deist
ismi altına sokuyor beni. düşünce sistemi filan deyince çok entel oldu ama
öyle değil yani. on yedinci yüzyılda çıkmış bir anlayışmış. tanrıyı
akla dayandırmaya çalışan bir sistem. sistem değil ama tam kelime bulamadım.
dindeki mucizelere, boş inanışlara, batıl inançlara, dogmalara karşı
koyarak insan aklı ile dini açıklamaya çalışan bir anlayış. hatta deizm,
laikliğin doğuşunu hazırlamıştır deniliyor. jan jak russo ve volteyir
deistmiş. neyse, bilgi edindikçe yazarım daha çok.
*gazeteler de amerikan askerlerine coni diyorlar :) çok komik geldi. ilk gördüğümde
heralde bir kerelik öyle zamir olsun diye koymuşlar dedim baktım da sürekli
bunu kullanıyorlar eh eh
*neyse çıkıp biraz deneme değerlendirmesi yapsam iyi olacak...
[[.250303.]]
// onaltı:elliiki //
*saçımı kestirmek zorundayım sanırım. neyse artık, yine cillop halime döneceğim,
nasıl kesileceği konusunda hiç bir fikrim yok. ama emir büyük yerden.
kestirmek zorundayım. hatta kestirmekten öte, bir de yarın okula gömlekle
gitmeliyim, yani tamam artık polar saçma, sıcaklamaya başladı havalar ama
yine de rahat, polar değil de ne bileyim tshirt giyebilirdim. bu tshirt'ün türkçesi
yok mu acaba? uyuz oldum çok ya saçımı kestirmek istemiyorum. can gibi kısa
mı kestirsem diyorum sonra da uzaması uzun sürecek kıl olacam ben de. biraz
kısaltıp devam etmek istiyorum, ama o olayı da sevmiyorum, her tarafı aynı
uzunlukta uzatmak istiyorum ben. ya hüff... çok zor bir karar galiba...
*dün de bayağı yazmışım şimdi fark ettim. sızıp kaldım dün gece. çok
uykum vardı. izafiyet teorisine baktım biraz, çok hoşuma gitti, zamanı
durdurma, evren olma fikri. bir ara anlatırım.
*şimdi düşündüm, aman canım sktr et dedim kendi kendime. saçımı
kestirsem nolur ki? nasıl olsa tekrar uzar, biraz da kısa dursun. uzar kısalır
ne fark eder. kökü bende... hadi artık giyinmeli ve gidip kestirmeliyim.
// ondokuz:sıfırsıfır //
*kestirdim. pek kısaltmadım.
*güven çok önemli. insanların güvenini kazanmak. hani bosch demiş ya...
"insanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim."
ben para kaybetmeyi de pek sevmem :p ama güven kaybetmek daha kötüdür
eminim. güvenilir olmak harikadır. çok seviyorum bazen güvenilir olmayı!
aferim bana!
*grup yorum - uğurlama:
bu kente yalnızlık çöktüğü zaman
uykusunda bir kuş ölür ecelsiz
alıp da başını gitmek istersin
karanlık sokaklar, kör sağır dilsiz
ey sevda kuşanıp yollara düşen
bilesin bu yollar dağlar dolanır
yare ulaşmadan düşersen eğer
yarına sesinin yankısı kalır
gecenin ucunda gün aralanır
yar sevdası ile yürek bilenir
sızılı bir ırmak uğurlar seni
su olup akarsın, kır çiçeklenir.
türk müziği hem de güzelse, işte mükemmellik.
// yirmiüç:otuz //
*çok sardı yukardaki şarkı beni eh eh
*ben bu tuvalette geçen zamandan nefret ediyorum. biraz önce tuvalette felsefe
çalıştım. ne çalışma ama!
*biraz önce çok zıpır bir şey yaptım, bir arkadaşımın resmini the ring
"halka" filminin halkası ile birleştirdim. yani içinden o çıkıyor
gibi eh eh burda
[[.240303.]]
// yirmibir:yirmialtı //
*of of
[[.230303.]]
// sıfırsıfır:on //
*hastalığımda bir düzelme söz konusu değil. kendimi iyi hissedebiliyorum.
özellikle bilgisayar karşısında pijamalarımla otururken çok rahatım.
sabah çok zordu sınav. sınav zor değildi belki ama benim kendimi toparlamam
çok zor oldu. erken kalktım sekize çeyrek kala gibi, kahvaltı ettim, ilacımı
içtim ve biraz kuru üzüm yedim ki beynim beslensin. üzüm şekeri monomer
olarak beyni besleyen bir yiyecek. ilk bir saat iyiydi her şey sınavda, fakat
bir saati geçince sorular bana küstü ben de sanki onlara, çözemiyorum,
toplayamıyorum kafamı. bir saniye kafamı koydum ki rahatlayayım, bir baktım
ki rüya bile gördüm üç saniye içinde, sonra türkçe çözmeye başladım
ki bari ordan kurtaralım diye, öyle salak salak okuyup işaretledim. sonra açıldım
biraz tekrar devam ettim ama çok geçti artık sadece yirmi dakikam kalmıştı.
neyse canım, hallettik çıktık. yarın alacağım sonucu. umarım iyi olur.
yani ne kadar iyi bekliyorsam işte...
*bugün otobüs incirliden taksime yirmi sekiz dakikada gitti. hızlı gitsin
isteyince kırk dakikada gider, uyuyayım dedim bir baktım taksimdeyim. uyuz
oldum.
*benim garip teorilerimden biri daha bugün su yüzüne çıktı. daha doğrusu
teorilerimden birinin üstüne kurdum bugün bunu. teorim dnaların bizi kullandığı
ve üremeye zorladığıydı. aldım o teoriye insancıl bir kazanma hissi
katarak değişiklikler yaptım. şöyle ki: dnalar sürekli üremek istiyor, ve
insanlar doğum kontrol kullanıyor. böylece onlara karşı bilmeden bir savaş
açılmış oluyor. dnalar dolaylı yoldan insan kontrolünde olduklarından,
yani çevresel etkenlerden bahsediyorum, bir süre sonra üreme duruyor ve
insanlar seksi sadece zevk almak için yapıyor. seks sadece zevk almak için
yapılınca da, üreme sona eriyor ve yine insan türünün sonu
geliyor...
*kayahan'ın gözlerinin hapsindeyim adlı şarkısını buldum harddiskimin köşelerinde
çok sevindim. eski kayahan çok güzel. insan düşünüyor, acaba güzel olan
eski kayahan mı yoksa eski kayahan'a yüklenen anılarla mı güzelleşiyor
eski kayahan?
*bugün can'a çok uyuz oldum tekrar. telefon kullanmaması beni deli ediyor. bu
gemi varken sala binmek gibi geliyor bana. ya da daha güzel bir örnek, e-posta
atmak varken oturup kağıda yazıp, postaneden posta kutusuna atmak gibi bir şey.
tamam, haklı. zararı var. kabul. ama yani zararı var diye her şeyi kesecek
olsak zaten pek yaşıyor olmazdık. bilgisayarı kapat zararlı, televizyonu açma
zararlı, florasan lamba stres yapar -ki bu doğru- onu açma karanlıkta kalalım,
diet ürünleri yeme çok sağlıksız şişman ol vs vs. belki de radyo
dalgalarının bile zararı var ona bakarsak? onlarda birer dalga ve geçiyorlar
içimizden, belki zararı vardır... neyse abarttım iyice ama can telefonunu
kullanmayınca eve kadar tek başıma dönüyorum taksimden. çok uzun bir yol,
uyuz oluyorum, hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor... yani bazen...
*yatsam, bedenimi dinlendirsem iyi olacak...
// onbir:sıfırbir //
*özlediğim bir uykuydu biraz önce kalktığım. sanki yıllardır uyumuyor
gibiyim. on beş haziran günü saat on iki, on üç suları kafam bomboş
olacak. birden bu geldi aklıma. kafamın boş olması bana bağlı aslında.
yani sınavım kötü geçerse, ki bu sonum olabilir, kafam şuankinden daha
dolu olur. üf bunu düşünmek bile istemiyorum.
*dün bunlar kimdir?'i yeniledim, e-posta ve icq numaramı ekledim, duyduğum
kadarıyla hayranlar oluyormuş ilişkiye geçelim diye eh eh eh. can'a anlatacağım
bir şey var dumur olacak neyse. sabah girdim böyle baktım can da yapmış mı
aynısını diye, yapmış sağ olsun. siteye renk geliyor git gite. aslında büyük
bir proje var bir can bir de ben biliyoruz yani büyük değil de ne bileyim,
site içine özel bir bölüm daha ama böyle harika olcak herkes çok sevecek.
umarım en güzeli olur. aslında bizim can'la bir planımız vardı geçen
sene.. her cumartesi ya da pazar bir yemek yiyecektik birlikte ve yediğimiz
yeri tanıtacaktık, böyle kır pidesi olsun bereket olsun ne bileyim cognato
olsun :) harika olcaktı ama çok kastı. bana üşengeç diyor bey efendi ama
kendisi benden daha üşengeç.
*sabah can'ın yazdıklarını okuduğumda çok şaşırdım çünkü bir kaç
haftadır babama ısrar ediyorum bana ev alın üniversitede diye. ev almak değil
de kiralayın filan diyorum. o da olmaz bütçe yetersiz diyor. haklı, çok üstelemek
istemiyorum, aslında şimdiden para biriktirsem iyi olacak.. araba almayı
planlıyor babam bana ehliyetim olursa, ve ondan sonra beni azad edecek sanırım,
yani öyle bir konuşma bekliyorum ondan. "şuana kadar seni büyütmek için
elimizden geleni yaptık, bu son yapacağım şey, ayaklarının üstündesin
artık" gibi bir şey olacak galiba. hemen desteğini çekmez ama para
kazanmamı bekleyecektir. çok istiyorum zaten kendi paramı kazanıp kendi
evimde -cihangir'de- oturmayı. can kadar romantik hayalim olmasa da güzel bir
kaç hayalim var, yazdığımı hatırlıyorum hayalim var diye... anlatmak
istedim birden:
şu eski rum evlerinden birinde olacak evim, bir aday var, ama yer olarak değil
bina olarak ona benzeyen bir ev bu ev. evde dün gördüğüm pioneer müzik
seti olacak. çok tatlı bir şey, hiç imrenmemiştim daha önce müzik setim
olsun diye. bilgisayarım olmayacak laptopum olacak. evin en önemli unsuru ise,
yere yakın, oturduğumda içine gömülebileceğim üç kişilik bir koltuk
olacak salonda. harika! orda sızacağım. arkadaşlarım gelince minderlerim
olacak onlara oturacak herkes. benim arada param bitecek evden çıkmayacağım,
oh ne güzel tüm gün evde. çaydanlığım olacak çay demleyeceğim kendime.
kuzenim gelecek bana yemek getirecek oh oh ne şeker. dolabımda sürekli şokella,
krem peynir, ucuz sosis, zeytin ezmesi... oh ya ev işte.. böyle sevgilim
gelecek bana omlet yapıcak, sabah annem tarafından değil de sevgilim tarafından
uyandırılcam, ben baksır ile gezerken o gecelikle gezecek.. tavandan sarkan o
boktan lambalardan olmayacak ne avize olacak ne başka bir şey. şu garip
yerden yukarı çıkıp tavanı aydınlatan ve kısılıp açılabilen türden
bir şey olacak hep loş kalacak. sürekli dağınık olmasını istiyorum evin,
gelip kuzenim de toplamayacağına göre :p sevgilim de toplamaz heralde :)
arkadaşlarım hiç toplamaz zaten :p kocaman bir camı olacak evin, böyle
tipik eski evlerdeki boydan boya camlardan. of ya yazmakla biter mi???
// onüç:oniki //
*giyineceğim ve çıkıp yola dershaneye gideceğim, gitmessem çok şey
kaybetmem diyordum ama analitik var bugün çok şey kazanırım... gitsem iyi
olacak. uf...
// yirmi:kırkiki //
*denememin sonucu geldi yüz elli iki yapmışım. dünkü hasta halime değer
sanırım. kızardım normalde ama şimdi kızmadım kendime, kimyadan bile üç
yanlış yapmışım. matematikte yedi, geometride bir yanlışım var. fizik beş,
biyoloji ise dört. bu kadar iğrenç olur... eskiden yüz elli nedir bilmezdim
şimdi hiç altına düşmüyorum, sanki sabitlendim, babam da neden şu yüz
elliyi bir aşamadın dedi bu çarşamba sınavım var yine bu sefer çok gazım,
umarım olur. gece gece sınav pek başarılı olmasa da...
*yarın can'la film izlicez. harika filmler.
*içimde bir sıkıntı var, bunaldım sanki. çok ders çalışmak istiyorum
ama hiç kasamıyorum kendimi. ne olcak bilmiyorum. iyi kötü gidiyor ama...
aması yok! rahat bir yaşam istiyorum. neyse...
// yirmiiki:ellibir //
*yarın fizik sınavım var, öyle gireceğim işte. yani turist misaliyim yine.
hep böyle olmak zorunda mıyım? bu arada... yeni bir sorudan bahsetmek
istiyorum aklımdaki. abuk mu bilemem ama şöyle: dünya düzeninin sağlanmasında
belirli besin zincirlerinin, ağlarının payı var. yani, hani hep bilinen şey,
fare çekirge yer, yılan fare yer, şahin yılan yer diye gider. eğer yılan
soyu azalırsa fareler artar böylece çekirgeler azalır gibi çıkarımlar yapılabilir
bu besin piramitleri, zincirleri, ağlarından. benim sorum ise, böyle
zincirlere doğal olarak insan da dahil olduğunu bildiğimize göre, zincirler
insan yokken nasıl insanı kabul etti? yani şöyle düşünelim, insanlar fare
ile beslenseydi, yılanlar azalırdı, böylece yılan soyu neredeyse yok
olurdu. garip değil mi? insanların dahil olması gereken bir basamak var.
hemen dünyanın en tecrübeli biyoloji hocası süheyla işeri'ye danışmam
lazım :) canım hocam!
// yirmiüç:yirmi //
*esra -ki bu esra sadece benim tanıdığım bir kişi- :p hayatı bana ait gibi
oldu ama ortak esra'dan bahsetmiyorum. yuh şimdi de diğer esra'yı ortak yaptım
:) ay neyse canım. esra siteyi çok sevmiş. el sallamak istiyorum ona burdan tövbe
tövbe ehue ay baydım hadi yatıyım artık. uykuya ihtiyacım var bilgiden
daha çok, fizik sınavına dinç kafayla girersem daha düzgün
sallayabiliyorum...
[[.210303.]]
// onsekiz:otuzyedi //
*yine uzun bir yazı bekliyor sanırım beni..
*şöyle başlamalıyım sanırım. dün hayatımda ilk defa bir futbol maçına
gittim. beşiktaş - lazio. biraz garip. yani erken gitmeniz gerekiyor, çünkü
güzel yerler -güzel yer demek, iyi amigoların olduğu, hep gidenlerin bölgeleri-
bulmanız gerek. oturmak diye bir şey söz konusu değil çünkü yeterince yer
olmuyor. zaten oturmak da pek istemiyor insan ilk başta. tabi maçın başlamasına
üç saat varken gidip ayakta dikilmek de nefret bir şey onu söylemeden geçmemeliyim.
neyse, maç başladığında herkes gaz oluyor bağırıyor filan. gerçi maç
başlamadan insanlar içlerindeki heyecanı hoparlörlerden yapılan beşiktaş
yanlı şarkı yayınıyla atmaya çalışıyorlar. mesela şu kayahan'ın bir
şarkısında geçen "siyah beyaz film gibi biraz" denilen yerin siyah
beyaz kısmı çok sert söyleniyor, ne de olsa herkes beşiktaşlı.
taraftarlar arasında ayrım var, kardeşi kardeşe küstürtüyorlar :p loca,
numaralı, kapalı, yeni açık, eski açık diye sıralanıyor, paraları da değişik
tabi her birinin. pahalıdan ucuza doğru yazdım. loca olan yer çok bir lüks.
yani oda gibi bir şeyiniz var stadta ve balkonunuzdan maç izliyorsunuz.
numaralı daha ağır abilerin takıldığı bir yer. sanırım bir de vip var
ki o nedir hiç bir fikrim yok :) ama en pahalısı odur diye tahmin ettim
birden. böyle stad bölüm bölüm olunca da taraftarlar arasında garip bir çekişme
başlıyor. mesela dün, kapalı hiç bizim bulunduğumuz tarafı takmadı -ki
bu bizim tezahuratlara eşlik etmemekle oluyor- hep bekledi ki biz onlara eşlik
edelim, biraz burun havada olayı sanırım bu. bir tezahurat şekli var ki en güzeli
sanırım. biz yeni açıktaydık, karşı çaprazımızda eski açığın bir bölümü
var oraya doğru eski açık diye bağırarak el sallayınca onlar kapıyor
hemen olayı ve karşılıklı tezahurat başlıyor, bir siz bağırıyorsunuz
bir onlar. bu bağırış sırasında ışığın sesten daha hızlı gittiğini
çok rahatlıkla anlayabilirsiniz, çünkü bağırırken insanlar ilk önce
ellerini kaldırıyorlar, kaldırdıkları an anlayın ki başlamışlar, ama
bir saniye kadar gecikmeyle geliyor ses. oha oldum ilk farkettiğimde. kıl olduğum
bir şey de amigolar. amigolar birbirleriyle anlaşamıyorlar böylece bir
tazahurat diğerine uymuyor garip bir şey çıkıyor ortaya. ama tüm stad aynı
anda bağırınca işte o zaman süper oluyor. maçtan bahsetmek istemiyorum
çünkü pek anladığım bir şey sayılmaz, ortamı çok güzel o ayrı. ve
sanırım o kayahın'ın şarkısı ve bir tane daha hüzünlü bir şarkı vardı,
onlarda harika oluyor tüm stad. herkeste atkı olduğundan çıkartılıyor ve
iki el arasına gerilip havada bir sağa bir sola yavaşca hareket ettiriliyor.
çok güzel bir görüntü. tüm stad sanki halıyla kaplanıyor. amigoların işaretleri
var çeşitli, yumruğu havada salladığı zaman atkıyı çıkarıp salla
demek, ellerini havaya kaldırıp avuçlarını açıp, bir sağa bir sola
oynattığı zaman "ooo" diyerek elleri havada oynatmanız gerekiyor,
bir iki üç diye saydıktan sonra başlamanız gerekiyor filan. dün amigolara
uyuz olmamın bir nedeni de "bırakın maçı izlemeyi" demeleriydi.
sanki maça değil özellikle tezahurata gitmişiz hissi veriyorlar insana. ama
tabi bilinmiyor ki insan maç da izlemek istiyor. pozisyon oluyor yan tarafa bağırırken
insan pozisyonu kaçırıyor. karşılıklı tezahuratlar yan yana da
olabiliyor. ya da üst alt şeklinde. uyarmak için de tezahuratlar var, bütün
açık ayağa gibilerinden. ilk önce yadırgadım tabi zaten ayakta herkes
dedim anladım ki uyarı amaçlıymış! maç boyunca insan bir küfür selinde
kendini kaybediyor, dün çok alıştım küfretmeye bugün kendimi tutamadım
bir kaç kere küfrettim. etmez miyim normalde, ederim, ama gerektiğinde. dün
yine farkettim ki ıslık, ki bu ıslık şu tek el ağıza şekilli şekilde
sokulduktan sonra çok güçlü bir ses çıkaran, çalmak çok önemli. yani
yuh sesiniz gitmiyor ama bir kaç ıslık birleşince çok ciddi bir ses oluşmakta.
sonuç olarak ortam harika, yenilmezse takımınız maç da harika, dezavantaj
olarak yorulmanız, soğuksa hasta olmanız seçeneklerini kaldırırsak herşey
güzel. hatta harika. kızlar için pek uygun değil, ama duyduğum kadarıyla
dişi kartallar diye beşiktaş hatun taraftar grubu varmış ve bu grup beyaz
renk mont giyip geliyormuş ve her zaman oturdukları bir yere oturuyorlarmış.
çok ayrı bir kültür gibi bir şey bu maç dünyası. tadılması gerek
derim.
*dün maça giderken bir arkadaşım beni görmüş, tabi ben nasıl göreyim,
kapılmışız sele, yürüyoruz, akılda maç zaten. eh eh, özlemiştim görüşmek
isterdim ama birden olmadı, napalım canım başka zamana dedim sonra telefonda
:)
*biraz önce seden gürel'in klibini izledim şarkının ismini unuttum. klip
bazı noktalarda çok hoşuma gitti ne kadar bu noktalar az olsa da güzeldi
seden güreli izlemek. şarkı bende çok garip hisler bıraktı. alelade bir
pop şarkısı olmasına rağmen neden etkisi büyük oldu anlayamadım...?
*bugün toz karabiberin elektriklendiğini, hatta kırmızı biberin bile
elektriklendiğini öğrendim. çok şaşırdım, hiç düşünmezdim.
*saçlarım iyice uzadılar, korkuyorum bana da kes derlerse okuldan o zaman
nolacak? kesmem, devam ederim iki, en fazla üçüncü uyarıdan sonra bir şeyler
yapmam gerekicek. yanlarından biraz aldırmayı sevmiyorum, hatta nefret
ediyorum, çünkü o zaman eşit uzamıyor ve ben deli oluyorum böyle bir şey
olursa. saçlarım şu anda iyi bence. kuzenim ve halam ne kadar beni çarls dikınz'a
benzetseler de :) değişik yorumlar var, bana frodo diyen oldu -ki ne alaka
oldum ben yani- bir de her zaman ki gibi sanki tek ilhan mansız'ın saçı sağa
ya da her neyse sola taranıyormuş gibi bana ilhan mansız diyenler de çıkmadı
değil :)
*yarın öss denemem var yine, kendimi pek iyi hissetmiyorum ama yarına iyi
olurum heralde, maçtan bir gün önce hastalandım, yani grip gibi bir şey
oldum. maçın verdiği heyecanla hissetmiyor tabi ama geçmedi yani, bugün azdı
yani hapşırmam ve burnumun akıntısı hiç durmadı sayılır. şimdi de
biraz akıyor ama geçiyor gibi, şu suya atılınca meyve suyu gibi olan bir
ilaç var, vitamin değil ilaç onu da alıyorm iyi geliyor, bazıları onun tadına
kötü dese de bana kötü gelmiyor. o geçirecek sanırım, antibiyotik etkisi
de var çünkü.
*savaş var ben neler diyorum, yorumunu yapmak istemiyorum. savaş ne kadar önemli
olsa da hayatıma devam etmek zorundayım çünkü. yani savaş var insanoğlu
katliyama uğruyor diye hayatsal faaliyetlerimi kesemem. aslına bakılırsa
-cani görülebilirim ama- insanların ölmesii beni pek rahatsız etmiyor. nasıl
olsa ölecekler, basit düşünmeyin, yani insanlar ölmek zorunda ki insanlar
yaşasın. yani git gide artan bir dünya nüfusu bazen katliyam olmadan
azalmaz. deprem, sel, tayfun, savaş. hepsi öldürür. iyi demiyorum savaşa,
ama durdurabilicek gücüm olmadığı için uyum göstermeye çalışıyorum.
totaliter rejim üyesi ilkan.
*bugün can çağırdı beni yine film izlemeye, gidemedim, sınıftan da çağırmışlardı
bakırköy'de oturup bir şeyler içip sohbet etmeye diye, ama ona da gidemedim.
hem halim, hem param yoktu ikisine de katılcak. can'a beş milyon borcum var
hala onu da ödemem lazım. maç bileti on beş milyondu. verdiğim için pişman
değilim ama yine de çoktu. inanmayacaksınız diyemem burası türkiye olur
cevabını alırım hemen ama söylemek istiyorum; maç biletlerinin üstünde
altı yüz bin türk lirası yazıyor. biletix hizmet bedeli iki buçuk milyon
toplam da üç milyon yüz bin türk lirası ama düz hesap on beş milyon türk
lirasına satılıyor. çok garip değil mi?
*yine yeni türkü dinliyorum. eskilerimi deşiyorum. yeni türkü galiba ilk
bana kuzenimi hatırlatıyor. geçen gün kuzenim mesaj atmıştı, tam hastaydım
okumuşum ama hatırlamıyorum. ona öss deneme de yetmiş net yaptığımı söylemiştim,
o da araştırdım yetmiş net iyiymiş filan diyor, ama daha çalış daha iyi
olsun diyor sonra gösterelim kuvvetimizi ortama diyor. aynı soyad paylaşmak
önemli tabi. canım kuzenim, kardeşim gibidir!
*benimle evlenir misin diye bir dizi vardı eskiden, bugün de gördüm, sürekli
haber öncesi kuşakta yayınlanan dizilerin arasındaydı. bir gün yazlık
arkadaşım taylan'la onu izlemeye dalmıştık piyasaya çıkmamıştık
hatta o gece. çok masum gelmişti, ikimizin de çok hoşuna gitmişti. onu da
çok özledim. zıpır taylan. kanada'daki taylan'ı da çok özledim bu yaz
geliyor inşallah. enez'de harika günler geçireceğiz. enez'e güzel demek içimden
gelmiyor ama insan arkadaşlarıyla olunca orası bile güzel geliyor. her gün
aynı şeyleri yapmak bayıyor bazen. bazen değil her gün eh eh.
*bu sene h2000'e gitme planım var. umarım gidebilirim. üniversite sınavım
iyi geçerse giderim heralde. bir şey demez babamlar. çünkü tek istekleri
-ki çok haklı bir istek bu- kazanmam. büyüük konuşuyor olabilirim, ama büyük
bir aksilik çıkmazsa kazanacağım kesin. alt yapım var, eh iyi kötü yetmiş
net de yapıyorum. ne olsun daha... saçma bir sistemde merdiven tırmanıyoruz
işte...
*geçen gün bir sınavda aklıma bir soru takıldı. insan ne zaman düşünmeye
başlar? yani zigot halden itibaren düşünürsek, ne zamandan sonra düşünür.
sinir sistemi oluştuğunda mı? bu sinir sistemi zart diye oluşmaz ki canım,
uzun zaman alır oluşması... çok kafamı kurcaladı. bir soru daha sordum geçen
gün, ama bu içimde kalmadı uzmanına yönelttim soruyu direk. dünyanın
yirmi yedi derece otuz üç dakika eğik olmasının nedeni aydır dedi hoca,
benim aklıma hemen ayın sabit olmadığı, onun da döndüğü geldi, sonra
allah allah nasıl yani diye yönelttim soruyu hocaya hoca gerizekalı bir espri
ile sorumu yanıtlamadı. esprisi, onu aya sormak lazımdı. nefret! ya açıklamasını
bilmiyor ya da gerizekalı. şeker kadın aslında ama bir kere böyle bir şey
yaptı işte...
*telefon parası yüz beş milyon gelmiş, direk bana yığıldı tabi. doğru
aslında cepten konuşmanın dakikası bayağı pahalı olduğu için kötü
giriyor. sinirlenmedi ama yani kötü oldu dedi ki o parayı oraya verceğimize
yesek daha iyi değil mi? ben de e haklısın oldum. kısmen yemiş sayılırız
ama yani ne bileyim.
*nete girip bir güncelleme yapayım, sonra devam ederim belki. iki gün önce
de pek kayda değer şeyler yazmamışım ama o şarkıları da çok severim...
// ondokuz:yirmibeş//
*bugün aklıma grup yorum'un bir şarkısı geldi, severim ben türkü misali
şarkıları. sözleri de bir hoş/eğlenceli ki sormayın. yazmak istiyorum ama
çok yer kaplamasını da istemiyorum
karadır kaşların ferman yazdırır, bu dert beni diyar diyar gezdirir
lokman hekim gelse yaram azdırır, yaramı sarmaya yar kendi gelsin
ormanların gümbürtüsü başıma vurur, nazlı yarin hayali karşımda durur
ormanlardan aşağı aşar giderim, nazlı yari kaybettim ağlar gezerim
karadır kaşların benzer kömüre, yardan ayrılması zarar ömüre
kollarımdan bağlasalar zincire, kırarım zinciri giderim yare
ormanların gümbürtüsü başıma vurur, nazlı yarin hayali karşımda durur
ormanlardan aşağı aşar giderim, nazlı yari kaybettim ağlar gezerim
bir de çok gaz bir şarkıları daha var tam üniversite ortamında zıplanası
votka içilesi bir havası var benim gönlümde, halayla karışık..
başına bir hal gelirse canım dağlara gel dağlara
seni saklar vermez ele seni saklar vermez ele
bu canım aşka düşeli canım, aşk odunu ile pişeli
yeşil dağlar menekşeli canım, yeşil dağlar menekşeli
gel heri düştüm dillere canım, diyarı gurbet ellere
billahi vermem ellere canım, billahi vermem ellere
billahi vermem ellere canım dağlara gel dağlara
dağlara gel dağlara, dağlara gel dağlara...
italik yazdığım yerleri pek anlayamadım salladım öyle. bugün böyle bir türk
müziği havamdayım ki sormayın. ayrıca grup yorum beni hep gaza getirmiştir.
yani hadi harekete geçelim türünde müzikleri var :) çok ciddiyim, hele şu
üniversite şenliklerinde bir dinleyin harika oluyor. bu sene gider miyim şenliklere
bilmiyorum ama seneye kesin :p (aah ah! umarım!)
*sınıfta bir karakter var gamze diye. okul birincisi, tüm fm ve tmleri geride
bırakan bir insan. sözel ve sayısal birincisi olan çok takdir ediyorum
kendisini. o kadar zıpır varken etrafında o hala oturup ders çalışıyor.
nasıl konsantresini sağlıyor anlayamıyorum. yani etrafta bağıran saçmalayan
insanlar varken o yoğunlaşmış fizik biyoloji türkçe ne gelirse çözüyor.
kıskanmıyorum sanırım yani hiç bir zaman o kadar çok çalışmak istemem.
tabi ben çok iyimser bakıyorum ama olsun bakalım.
*büyük bir hayalim var onun gerçekleşmesini istiyorum. sakin, yavaş bir şekilde.
belki anlatırım bir süre sonra. bugün çok yazdım yine. tutamıyorum yine
kendimi!
// yirmibir:kırksekiz //
*her zamanki surflerimi gerçekleştirirken gauss'a rastladım. hani şu
bildiğimiz gauss, yani bilmediğimiz de biliyoruz sandığımız ünlü
matematikçi gauss. helal olsun dedim çok kral adammış. gerçekten kralmış
yani. matematiğin kralı diye geçiyor. ayrıca şu hani bir sayıdan başka
bir sayıya aradakilerin toplamı formüle eden insan. [n*(n+1)/2] hocası küçükken
buna ödev vermiş bu formülü öyle bulmuş diyorlar :) bu kral gauss cetvel
ve pergel ile düzgün bir on yedigen çizebilmeyi keşfetmiş. ayrıca çan eğrisini
de kral bulmuş. ve n dereceli bir polinomun en fazla n tane çözümü olduğunu
da o ispatlamış.
[[.190303.]]
// onsekiz:sıfırbeş //
*yeni türkü - dolunay
ay, dolunay, dalgın gecede
ay büyüor tam yüreğimde
suskunum ben,
söyleyemem ay ben ay neden?
ay dolunay sessiz gecede
ay bir anda düş yüreğğime
yanayım ben
söz büyürken ay ben ay sana
*söylemişimdir kesin, yeni türkü'nün yeri büyüktür hayatımda. konseri
olsa da gitsem... aah ah!
*yeni bir sayfa daha ayırsam iyi olacak. can ne kadar hala aynı sayfada devam
ediyor da olsa ben daha kısa sürede daha çevik/atik bir sayfa istiyorum :p
sevişirken
soğuk uzak bir mevsim
aramıza sızdı sevgilim
inciniyor, inciniyor bir şeyler
aramızda sanki sevgilim
uzak bir gölge
düşmüş üstüme
yetişemem artık ben sana
acıyla ve tutkuyla
bakıyorsun gözlerime
kayıp bir çocuk gibi
bakıyorsun gözlerime
susalım, sular gibi suskun
karışalım geçmişe
bizi bize versin sessizlik
unutuyor ellerini, ellerim
unutuyor beni yüreğin
siliniyor, siliniyor sevgimiz
yaşanmamış gibi sevgilim
buz kesmiş iki ırmak
kavuşamaz birbirine
yabancı, iki yalnız
sığınamaz birbirine
elveda yorgun heyecanım
ıssızlığım elveda
seni yolcu ediyorum hayata
seni yolcu ediyorum elveda
yeni türkü - uzak bir gölge'ydi bu da.
[[.180303.]]
// onsekiz:sıfırbir //
*başım çatlıyor sanki. neden böyle oldu bilmiyorum. aspirin alıcam
birazdan.
*çok kıl oluyorum bazen. insanların davranışları antiolgun oluyor. çok
olgunum demiyorum ama çok basit şeylere anlamsız tepkiler vermelerinden
nefret ediyorum. bu kadar da salak olunmaz diyorum. bazı insanların da böyle
bilmedikleri halde konuşmalarına, aşağılamayı aşmalarını, özellikle
kendilerini yüksek görüp aşağılamayla devam etmeleri. kıl. tamam. ben de
yapıyorum bazen ama hiç bir zaman aşmıyorum. -boş konuşma görüyorsun
asabiyim ben-
*bazen sesi çok açıyorum müziğin. nedeni, birlikte bağırarak söylüyorum.
dejarj yöntemi sanırım. şimdi de love metalci grup him dinler oldum. can'ın
yüzünden. o kızı gösterdi bana ben de him'e takıldım :p
*büyük bir vücutsal yorgunluğa sahibim. daha seksen sekiz gün var, seksen
sekiz gün sonra bu saatlerde kafam beynim bedenim tüm her yerim bomboş
olacak. güzel bir şeyler olacak mı bilmiyorum ama kötü olmayacağından
eminim, tabi çok büyük bir terslik çıkmazsa.
*okuldaki öss denemede; fizik birincisi, biyoloji birincisi, kimyada da tek
yanlış heralde üç beş bir şey olmuşumdur. sayısalda, sözel etkisiz net
olarak ikinci olmuşum, sözel girince birden beşinci oluyorum, demek ki çok
önemli. -hadi yahu, bilmiyorduk.-
*bugün, suzan hoca bana "eğer yıldız tekniği kazanırsan sana verdiğim
emekleri helal etmem" dedi çok üzdü beni. her ne kadar bunun bir gaza
getirme çabası olduğunun farkında olsam da koşamıyorum, yürümekten başka
çarem yokmuşca yürüyorum. yorulmuyorum desem yalan olur...
*geçen gün, günde ne kadar elektrik tüketiliyor ve ne kadar çok benzin
harcandığı bunun engellenmesi için neler yapılması gerektiğini düşündüm.
dünya da acaba suyun artı dört derecedeki hacim-özkütle grafiği gibi bir
grafiği var ve onun tepesine çok yaklaşmış bir durumda mı? bundan sonra düşüş
kaçınılmaz mı? bu kadar kişinin aynı anda yaşaması... yöneten kim diye
düşündürüyor insanı. tek başıma her otobüse binişimde çıldırıyorum
düşünmekten. sonra kafam dayanamıyor uyuyorum. taksim'den en çok unkapanı'na
kadar dayanabiliyorum uyumadan. en uzun tepebaşından şirinevlere kadar uyumuştum.
bu çok önemli bir rekor, çünkü en az bir otuz-kırk dakikalık yol ve ortasında
bir tuzak var. tam ortada. cevizlibağ durağına geçerken o üst köprü
misali yerde otobüs bir yükseklikten geçiyor, o yükseklikte hop oluyorsunuz.
o zaman uyanmamak çok zor.
*bu hafta dershanede öss var yine. bu biraz daha geniş. bazı tiplere kıl
olsam da dershanemi/sınfımı seviyorum. dershane dedim de, aklıma geldi. çok
derin bir konu... bu insanlarla tanışma olayı. neden herkes birbiriyle tanışmıyor?
böyle olsa daha güzel olmaz mı? sınırlı alandan kendine en uygun insanı
seçmek yerine -arkadaş/sevgili/kanka olarak- daha geniş bir alandan seçmek
çok daha güzel. işte, bu kadar kozmopolit bir şehir olursa bir sonucu da
insan ilişkilerine yansır. allahın krosunun davranışına rastlayan, yoğurdu
üfleyerek yer yani...
// yirmiiki:sıfırsekiz //
*matematik deneme çözdüm bir adet. çözümleri de var oh mis. yapamayınca
bakıyorum arkaya hemen "hmm helal olsun güzel çözmüş" misali
kontrol ediyorum. şu kök olaylarına bir hakim olamadım gitti. neyse onlara
da el attım, başarıcam umarım. insan isteyince neden başarmasın ki -de
get ya trt2 misin nesin-
*baş ağrım geçti. biraz önce biraz daldım uykuya, iyi geldi...
*şu gangs of newyork filminin afişinde -dikkat edildi mi bilinmez- isimler
ters yazıyor. yani leonardo di caprio'nun altında onun ismi var ama cameron
diaz'ın resminin altında diğer karakterin, diğer karakterin altında da c.
diaz'ın ismi var... dikkat dedim de, geçen gün can'ın odasında otururken zıpır
korn posterine bir göz attım, can'a bir şey gösterdim can dumur oldu :) böyle
hiç görmediğini düşündüğüm bir şeydi, nitekim de öyleymiş, görmemiş
ben göstermiş oldum. oluyor böyle gerçekten. yani sürekli gördüklerinizi
bir kenara itip artık görmüyorsunuz. böylece dikkatle de bakmıyorsunuz. nasıl
olsa değişmedi, nasıl olsa aynı poster/resim/afiş/duvar/pano ... hep yapılır
ya "görmek ve bakmak" geyiği. daha doğrusu artık temcit pilavı
misali herkes o örnekten kusmuştur ama doğru bir örnek...
*küçüktüm bir gün. okuldan kaçtık. daha doğrusu her gün kaçardık ama
tam ne oldu hatırlamıyorum... gittik arkadaşlara o zaman büyük teknoloji
amiga var ve amigada futbol. of bir müthiş ki sormayın. delice oynadık.
evleri çok garipti tam böyle korku filmi gibi bir apartmanları vardı, karanlık
koridorlar... futbol güzeldi gerçi eh eh
*ağır roman'ı hatırladım birden. güzel filmdi... ama eşkiya daha güzeldi.
özellikle sonunda müzikle birlikte... harika bir bitişi vardı. benim gözlerim
dolmuştu sinemada... dün erol'la cube'ü izledik. çok garip bir film. çok
matematik bir film desem daha doğru olacak. yok bilmem kaç çarpanı var, yok
bu asal sayı diye gidip geliyor kızcağız. cube iki'yi daha izlemedim ama
merak ettim, umarım güzeldir ve bir sona erdirirler.. bugün can heaven'ı
izledi. umarım beğenmiştir. ben tavsiye etmiştim download et diye. güzel
filmdi gerçekten. yani ben çok severek izledim. gerçi, bir ara yazmıştım
zekası kıt/kendinibilmez insanlar vardı salonda... neyse sinirimi bozmayayım
yine onlara...
*yarın kimya sınavım var. kimya deyip geçmeyin. organik versiyonundan. alkil
alkin alkan banu alkan ööö!! biraz baktım ama tam olarak odaklanamadım. yarın
ilk ders fizik, biraz da o zaman bakarım...
*hayatımın geri kalan onda biri gibi geçenlerde yine taksim'den eve dönüyorum,
tam ataköy dolmuşlarının önünden geçerken dolmuşun içinde bir kız bana
odaklandı. tam anlamıyla odaklandı. yani böyle ben yürüyorum, onun kafası
da aynı şekilde dönüyordu, neyse ben de uzun süre baktım ona, sanki tanıyormuşum
gibi geldi ama anlayamadım kimdi... tanıyorum dedim de, geçen cumartesi, uzun
zamandır görmediğim babaannemlerde birlikte sokakta oynadığım benden büyük
bir arkadaşımı gördüm, görüldüm. önce gören o oldu yani. sırtıma
vurdu, ben bir döndüm, bir saniye içinde nasıl tanıdım anlayamadım ama
tanıdım. neyse zaten kuzenimle de buluşacaktım, o da görsün diye çağırdım
birlikte oturduk... şarap içtik bağırarak şarkı söyledik, sonra o kalktı,
sevgilisinden ayrılması gerekiyormuş, onun yanına gitti. ilişkiler çok
garip...
*geçen gün istiklalde yürürken ses yakalayıcıları gördüm. ses
kaydediyorlardı. öyle mikrofonu istiklale dayamışlar... john
travolta'nın bir filmine benzettim işlerini, onun da görevi ses yakalamaktı.
gece, nehir kenarında ses yakalarken bir kaza/cinayete şahit olup, deredeki
arabadan bir kadın kurtarıyordu hatta. güzel filmdi. sonu da çok güzeldi.
hasbinallah ya, yine bir filmin daha sonunu beğendim... neyse ki cube'ün
sonunu beğenmedim eh eh. kendime güvenim geldi :p konu karıştı...
istiklaldeki abileri görünce birden aklıma nasıl kelebek avlanıyorsa, o
seslerinde avlandığı geldi. yani sesler bir süpürge çekermiş gibi onun içine
girmek zorundalar... düşününce garip gelmiyor mu? ses... fiziksel açıklamasını
unutun. ses diye bir şey var... çok garip...
*yine aklıma geçen ilginç bir şey daha geldi. ya biz uykudayken gerçekte,
gerçekteyken gerçekten uykudaysak? nasıl anlayabiliriz? gerçek yaşamımız
odur belki. yönetenleri merak ediyorum gerçekten...
*bir proje geldi aklıma. bu metrolar filan için. gerçi buraya yazıyorum,
birisi yaparsa kayıt bende olmamış olcak ama neyse. benim yapmam çok zordur
zaten. metro, tramvay vs... bunlar sürekli tellere dokunarak gidiyor ki
enerjileri olsun değil mi? o enerjiyi durakta durduğu bir kaç on saniyede bir
kaç kilometrelik yüklesek... şöyle düşünelim. durağa geliyor metro,
geldiği anda priz otomatikman durağa bağlanıyor. -tabiki bu priz bildiğimiz
priz değil canım, abartın orasını biraz.- aklınıza o kadar enerji bir
anda yüklenir mi gelmesin, çünkü bir duraklık enerji yüklense yeter... nasıl
olsa diğer durakta da olacak sistem. avantajı, onca direk, onca tel boşuna
harcanmayacak... bir de benim şey projem vardı, çok ufakken kurmuştum düşünü.
hatta çizmiştim boya kalemlerimle. şu su püskürten yerlere ne denirdi,
kaynak diyelim. ilk deldikten sonra ordan su püskürür ya, hani arada çizgifilmlerde
de olur. heh işte onların uçlarına, fışkırcakları noktalara dinamo koyup
elektrik sağlamak hehe.
*geçen sabah, kuzenimde kaldığım gün, dershaneye giderken yolda okul duvarında
"seni seviyorum esra, artık inan" yazısı gördüm... belki esra bu
durumdan memnun değildir ama yine de onu seven birisi var öyle düşünmesi
gerek. kro da olsa seven birisi. hatta çılgınlık bile yapmış... helal
olsun diyorum.
*esra dedim de, geçen gün esra ile ortak noktamızı keşfettik. adrenalin
seven insanlarız. bir ara onunla alışveriş'in sadece alış bölümünü yapıcaz.
o da çok soğukkanlı göründü gözüme. hatta zıpırlık yapıp insanlara
sataşalım dedik pek başarılı olamadık, gitti konuşma çabasında bulundu
ama insanlar biraz ayı çıktı eh eh neyse canım nolcak...
*geçen yine bir gün yoldayım ehue tipik gözlem hayatıma devam ederken şöyle
bir şey farkettim. otobüs durağındayım, otobüs durağının tam önünde
bir kasis var, kasiste insanlar ön tekerlek geçince sanki arkada kalan kasis
eriyormuşcasına gaza basıyorlar, arka teker geçtiğinde araba biraz
zedeleniyor ama ne önemi var canım. dalgın olanlar ile olmayanları seçebiliyorsunuz.
kasisin bir tarafı daha alçak, eğer dikkat edip ordan geçiyorsa sabah sabah
da olsa uyanmış güzelce dikkatini toplamış demektir, eğer pata küte diğer
taraftan, kasisin yüksek yerinden geçiyorsa, uyanmamış, uyanacak inşallah
eh eh.
*yeter artık daha fazla yazmayayım. yarın da yazarım değil mi? :p a perfect
circle'ın bir albümünü download ettim sayılır bugün. bir şarkısını
dinledim sadece, ama tümü inmeden dinlemeyeceğim hepsini. güzel şarkılar
yapıyorlar canım. şuan mor ve ötesi çalıyor. canım çok konserlerine
gitmek istedi. ne güzel olurdu şimdi. böyle güneşli bir gün, şortum üstümde...
yazı çok özledim ben! yeter daha fazla yazmayacağım. baktım yine yedi bin
harfi geçmiş. yuh diyorum yahu.. yazdıkça yazası geliyor insanın bazen,
bazen de tam tersi, neyse biraz daha kimya çalışmalıyım çıkıp.