hiçbir şey için "benimdir" deme sadece "yanımdadır" de. çünkü ne altın, ne toprak, ne sevgili, ne hayat, ne ölüm, ne huzur, hatta ne de keder senin, daima senin kalamaz.
aşk köprü kurmaktır. insanlar köprü kuracaklarına duvar ördükleri için yalnız kalırlar.
düşünülenler, söylemek istenenler, söylendiği sanılanlar, söylenenler, karşıdakininse duymak istedikleri, duydukları, anlamak istedikleri, anladığını sandıkları ve anladıkları arasında farklar vardır. bunlar, yanlış anlaşmaların oluşmasına sebep olabilecek şeylerin yalnızca dokuz tanesidir.
neşesiz bir din, keyifsiz bir felsefe, şehvetsiz bir aşk... tıpkı iştahsız bir sofra gibidir. doyurur ama tatmin etmez.
kötü bir kader sanıldığı kadar kötü değildir. hayatın bize karşı umursamaz olmadığını gösterir... huzurlu bir rahat da sanıldığı kadar iyi değildir. Hayatın bizi konforlu bir köşede unuttuğunu gösterir belki de.
hayvanların ve bebeklerin yüzü asla kızarmaz. çünkü sözlerine asla "ben" diye başlamazlar.
kimse eşit doğmaz. ama herkes eşit ölür. işte onun için ölüm, acı bir son değildir.
size yapılmasını istediğiniz şeyleri, başkalarına yapmayın sakın. onların istedikleri sizinkilerden başka olabilir.
nefret, yüreksizlerin korkutuldukları zaman duydukları bir öç alma isteğidir.
her yıldızın kendi yörüngesi vardır ve onunla en yakın komşusu arasında yalnız güçlü bir çekim değil, erişilmez bir uzaklık da bulunur. çekimin gücü uzaklığa oranla artarsa iki yıldız kucaklaşmayıp çarpışır ve yok olurlar. en doğal yüzeysellik olgunlukla yapmacıklığın birbirine karıştırıldığı zaman başlar.
büyük bir acı... sevgisini bir dilenciye para verir gibi paylaşmak zorunda kalmak.
bugün benim söylediklerime karşı çıkan aptallar benim tarafıma geçtikleri zaman, ben bir başka tarafa geçeceğim. asla aptallarla bir arada olamam.
insanlar ikiye ayrılır: dünyaya dosdoğru bakanlar arkasına ve altına da bakanlar.
her sözün, her cümlenin ve her doğrunun altı, üstü, sağı, solu, önü ve arkası vardır. ve her biri bambaşka sözlere, cümlelere ve doğrulara çıkar. anlam hakikate doğru böyle genişler, ama asla ona varamaz.
imreniyorum size, hayır deme gücünüzden ötürü.
ana babalar çocuklarının canlarını ne denli sıktıklarını bir anlayabilseler...
sizi dinler belki; siz onun babası değilsiniz ki.
sıkıldıkça öğrenir insan sıkılmanın güzelliğini. sıkıldıkça görür kendisini eksik ve dolayısıyla yanlış tanıyor olmanın, yalnız olmaktansa gereksiz ve yanlış kişilerle birlikte olarak kendi yüzüne getirdiği çirkinliği. sıkıldıkça yalnız kalmayı seçer insan. sıkıldıkça, aslında sıkıldığı zamanların, yalnız geçirmediği anların birleşerek kurduğu paslı bir zincir olduğunun farkına varır.
sözünüz senediniz kadar sağlam olamaz; çünkü, belleğiniz hiçbir zaman onurunuz kadar güvenilir olamaz.
tarihten hiçbir şey öğrenilemeyeceğini, tarihten öğreniriz.
gerçek aşıkların sebeplere ve kanıtlara ihtiyaçları yoktur. akıllarınca değil, gönüllerince bilirler. anladıkları ve anlattıkları değil, yaşadıklarıdır önemli olan.
kalbinize yakın bulduklarınızı çantada keklik sanmayın. sıkıca asılın onlara, tıpkı hayata asıldığınız gibi... çünkü onlarsız hayat da anlamsızdır.
hayatınızı asla aşka kapatmayın. aşkı bulmanın en kısa yolu, aşık olmaktır, korumanın en iyi yolu ise ona kanat takmak...
aşıklar için cinayet ve intihar aynı şeydir. geriye her zaman tek bir ceset kalır.
yaptığınızı bir başka budalanın bunları sizden beklediğini düşündüğünüz için yapıyorsanız, onun sizden bunları beklemesi de, sizin ondan öyle bir beklentide olmasını umduğunuzu sanmasından ileri geliyorsa, sonunda herkes kimsenin istemediği şeyleri yapar ve budalaca bir durum çıkar böylece ortaya.
en ihtişamlı yapılar harabelerdir.
dünyada en çok bulunan iki şey hidrojen ve aptallıktır.
suskunluk, aşağılamanın en iyi anlatım biçimidir.
insanlar çok iyi olmak yerine, çok akıllı olmaya çalışmakla çok hata yapıyorlar.
ne görseniz, "neden?" diye soruyorsunuz. bense olmadık şeylerin düşünü görüyor ve "neden olmasın?" diyorum.
en aşırı keyiflerin sürdürülmesi doğurur
en dayanılmaz acıları.