Bugün;

 

www.egitimcilersitesi.8k.com


 

SON DAKİKA HABER»

 

www.metingoktepe.net

 

METİN GÖKTEPE

 EVRENSEL/8 Ocak 1996

Güleç yüzlü çocuğa saygıyla!10 Nisan 1968 yılında Sivas'ın Gürün ilçesine bağlı Çipil köyünde doğdu. 1979 yılında ailesi ile birlikte İstanbul'a gelerek yerleşti ve eğitimine bu kentte devam etti. 1989 yılında İ.Ü. İktisat Fakültesi Maliye bölümüne girdi. Eğitimi sırasında ilerici düşüncelere ilgisi arttı. Öğrenciliği sırasında haftalık olarak yayınlanan Haberde Yorumda GERÇEK dergisinde gazeteciliğe başladı. Daha sonra 1995 Haziranında yayına başlayan EVRENSEL gazetesinde haber muhabirliğine, öldürüldüğü güne kadar devam etti.

Bu Yürek Susmayacak!8 Ocak 1996 Pazartesi günü Ümraniye Cezaevinde öldürülen iki tutuklunun cenaze törenini diğer gazeteci meslektaşları ile birlikte izlerken gözaltına alındı. Gözaltına alınan yüzlerce kişi ile birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu'na götürülen GÖKTEPE, burada vücudunun çeşitli yerlerine ve kafasına ağır darbeler aldı. Ertesi gün Salon dışındaki büfenin yakınında ölmüş olarak bulundu. Metin GÖKTEPE'nin öldürülmesi ülkemizde ve dünyada büyük tepkiyle karşılandı. GÖKTEPE'nin öldürülmesi olayı kapatılmaya çalışılsa da arkadaşlarının, gazetecilerin ve ailesinin ısrarlı takibi ile yıllar süren yargılamalar sonucunda ölümünden sorumlu tutulan bir kısım güvenlik görevlisi ceza aldı.

HAYAT HEPİMİZDEN GENİŞ, ÖLÜM HER ÖMÜRDEN UZUN

Ben hep gülümseyerek yaşadım dünyayı

Gülümseyerek ölüyorum hergün sizlerle

Baştan kendime basit bir yüz yakıştırmıştım

Rüzgarıyla haşır neşir çıplak bir tepe

Ve bir gök olsun istedim yüzümde, mavi, bulutsuz

Metin olmaktan başka şansı varmıydı yoksulların

Ben oldum işte, oldum ve öldüm

Sorduğum tek soru vardı kendime

(Öbürleri herkese ilişkindi)

Şimdi gitsem benden ne kalır geriye

Kaldı işte, ahtım kaldı dünyada

yaralı bir alın

Gülümserken unuttuğum dudaklarım

Ve yurdumu dolaşan kanım kaldı sizlere

Kanım her yere bulaşıyor

Aşçının kepçesine, marangozun rendesine

silahın namlusuna, kalemin mürekkebine

yargıcın cübbesine, aşıkların neşesine

Çocukların oyununa karışıyor

Dağılıyor, çoğalıyor, yalıyor sokakları

Habere çıkardım, dünyanın yaradılışını görmeye

Alevlerin, kurşunların arasından sekerdim

Ağaca bakar ağaç olurdum, köpeğe, göğe, serçelere

Yaprağa bakar yaprak olurdum, tırtıla, kuşa, yaşlı teyzelere

Umutsuzlara bakar iç çekerdim, hallaçlara, sütçülere, çerçilere

Bütün otobüsler giderdi benle, istanbul-hafik, istanbul-refahiye

ev içlerine bakar ağlardım, buğday demetlerine, duvardaki aliye

Cemlere, kahvelere, meydanlara bakardım

Herkes gibi çopur yüzlüydü hayat

Ama kibirliydi yoksullar, kibirli ve atak

Sözcükler hırçınlaştıkça dilsiz ve bataktılar

Böyle bir dünya dermiştim kendime

Hakikat gizlenmişti buralarda bir yere

Ne ölümler gördüm de yaşamak hırsızlık gibi geldi bana

Bulmalı derdim, bulmalı ölümün erken dilini

O da oldu. Gördüm celladımın gözlerini ve gülümsedim

Hepimize benziyordu, şaşırdım ve güldüm

Bir duvar dibiydi sanırım, ıssızdım ve soğuktu gece

Bir şey öğrendim ki söylemeliyim

Hayat hepimizden daha geniş

Ölüm her ömürden daha uzun sürermiş

Dağları düşündüm, sokakları, ev içlerini

Herşey olduğu gibiymiş, basit ve korkunç

Dil susunca kan konuşur, kan konuşurmuş

Kanım yurdumu dolaştıkça öğrendim

Mahmut  TEMİZYÜREK

Başa Git^

^Metin, Kamu Emekçilerinin Ankara Yürüyüşünde¬

^Haberine Koştuğun Emekçiler Seni Unutmadı!¬

Fotoğraflar: K. ÇETİN

 

 

www.metingoktepe.net