|
 |
 |
Giriş |
Dönem |
 |
The Dreamer |
EC'nin Hikayesi |
 |
Tavır |
Comics Code |
 |
Biyografiler |
Galeriler |
 |
 |
 |
"Bağışlanamayacak Hata"
|
 |
 |
 |
Ama EC'nin bir başka türde hiç "decent" olmayan serileri de yayınlandı. Bu noktada, 50'lerdeki üretkenlik ve çağlayan nehirden söz edip EC'yi bunun ana kaynağı olarak gösterirken, söz konusu üretkenliğin yalnızca korku türünde olmadığını vurgulamak gerek. Gaines ve efsanevi EC ekibi, suç, savaş ve bilimkurgu türlerinde de seriler ürettiler. Hatta bunların içinde korku, "üzerinde en çok patırtı kopartılan" olsa da, belki çizgi roman sanatı adına "en değerli" olmayabilir.
|
 |
EC'ciler, "sıradan bir babadan katil yaratmak" gibi vahim hatalar yaptılar. |
 |
Burda bişey yook!!
|
 |
Benim kanım, olmadığı ve özellikle suç türündeki yapıtların çok daha önemli bir yeri olduğu.
Crime Suspenstories ve Shock Suspenstories serilerinde EC'nin "bağışlanamayacak bir hatası" oldu. Suç işleyenler "psikopat kadrosu"ndan değildi. Yani, gerek sinema, gerek çizgi roman, gerekse edebiyatta, birkaç örnek dışında "normal insanlar"ın bu kadar suçlu olduğuna hiçbir dönemde tanık olunmamıştır. 50'lerin ilk birkaç yılı ve EC serileri hariç!
Bu hikayelerde insanların birini öldürmek için bazen para gibi "önemli" bir nedenleri vardı. Ama bazen de bu bile yoktu. Yalnızca sevgisizlikti cinayet nedeni. Hem de ne cinayet. Bir Ray Bradbury uyarlamasında, bir baba, çocukluğundan beri hep üzgün olduğunu anladığımız bir adam (Evet, üzgün, ne komik değil mi? "Mutsuz" bile değil, yalnızca "üzgün"), karısına karşı yıllar içinde oluşan nefretinin ifadesi olarak kendi kızını parçalara ayırabiliyordu. Ama bir "cadılar bayramı" gecesinde evin bodrumunda yapılan küçük bir sahne gösterisi sırasında karanlıkta; gösterinin bir parçası olarak. Dolayısıyla bu vahşi katliamdan tek bir kare bile görmeden hikayeyi bitiriyordu okur. Hatta olayın böyle olup olmadığına dair bile kuşkular kalıyordu beyinlerde. Yok, aslında böyle olduğunu biliyorduk. Ama son kareye geldiğimizde, hayatımızın sonuna kadar tekrarlanacak birkaç soruyla baş başa kalmak hoş değildi.
Çizgi romanda ya da sinema veya edebiyatta, çocuğunu öldüren bir babanın hikayesinin neden yazılmadığını, film yapılmadığını, EC'yle tanıştıktan sonra merak etmeye, sorgulamaya başladım. Ama sonra anladım ki, o dönem geçmiş. Artık 80'lere, 90'lara gelmişiz. Şeytan'la, gölden çıkan baltalı manyaklarla, Bach dinlerken kurbanını ızgara yapan kompleks seri katillerle o kadar meşgulmuşuz ki artık, dönüp kendimize ya da işyerindeki arkadaşımıza bakmamız ve hayal kurmamız kesmiyormuş.
|
 |
Fenomenle yüzleşebilmek |
 |
 |
 |
 |
|
 |
|