|
(Kelimelerin, yalnız, metindeki anlamları verilmeye çalışılmıştır.)
-A-
Abes: saçma
Adât: adetler
Akamet: kısırlık, neticesizlik
Akim: neticesiz
Alelekser: çok zaman
Âlîcenâp: şerefli, haysiyetli
Anâsır: unsurlar
Aşâir: aşiretler
Avâmil: sebepler, âmiller
A’zam: büyük
-B-
Bahr: deniz
Bahr-i mahût: okyanus
Bahr-i sefîd: akdeniz
Baîde: uzak
Baliğ: erişmiş, varış
Bel’: yutma
Bî-bedel: bedelsiz
Bi-behre: mahrum
Bihâr-ı muhîte: okyanuslar
Bî-hudûd: hudutsuz
Bilâd: ülkeler, toplumlar, beldeler
Binâberin: bundan dolayı
- C -
Câbecâ: yer yer
Cây-i sual: sorulacak şey
Cedâvil: cetveller
Cedît: yeni
Cenâh: kanat, kol
Cenûb: güney
- D -
Dağdağa: telaş
Dakik: ince, nazik
Darülfünûn: üniversite
Dûn: aşağı
- E -
Efrâd: fertler, kişiler
Ehl-i salîb: haçlılar
Ekalîm: dünyanın bölgeleri, ülkeler
Ensâl: nesiller, soylar
Esâtir: mitoloji, efsaneler
Esbâb: sebepler
Evâhir: sonlar
- F -
Fâcia-engiz: facia yaratan
Faide-i ameliye: pratik yarar
Fâik: üstün
Fıtrat: yaratılış, tabiat
Fi-l vâki: gerçi, gerçekten
Füyuzât: verimlilik, bolluklar
- G -
Garîb: gurbette olma
Gars: dikilme
Gayr-i mekşûf: keşfedilmemiş
Gılzet: kabalık, kalınlık
Güzâr: geçme, geçiş
- H -
Hâdim: hizmet eden
Hâdis: meydana gelen
Hakayık: gerçekler
Harabezâr: viranelik
Hasîs-fıtrat: kötü yaratılışlı
Haşem: maiyet, yanında bulunanlar
Hirâs: korku
Hirâs-bahş: korku veren
Hiref: sanatlar
Hûnhâr: kan dökücü
Hüsnülpezîr: hâsıl olmuş
Hutût: hatlar, çizgiler
Hükümfermâ: hüküm süren
- I -
Istılâh: ilim sözü, terim
Iztırâr: zorunluluk
- İ -
İcbâr: zorlama
İfnâ: yoketme
İfrâğ: şekillendirme
İğtişaş: karışıklık
İhdâs: ortaya çıkarma
İhtikâr: vurgunculuk
İhtiras: şiddetli istek
İhtisâsât: duygular
İhtiyâr: seçme
İkâ’: yapma
İktifâ: yetinme
İktirân: yaklaşma
İktisâb: kazanma
İ’la: yüceltme
İlcâât: mecbur etmeler
İltizâm: kendi için gerekli sayma
İmrâr: geçirme
İnhitat: çökme, çöküş
İntac: sonuç verme
İntifâ: yararlanma
İntişâr: yayılma
İntizâr: gözleme, gözlenilme
İrtifa: yükseklik
İ’sâr: (bir zaman deyimi)
İstimâl: kullanma
İsti’mâr: imâr ettirme, imârını isteme
İtiyât: alışkanlık
İtlâf: kabul etme, kullanma
İtyân: söyleme, bildirme
İzmihlâl: çökme
- K-
Kabâil: kabileler
Kadîm: çok eski
Kâfil: üstüne alan
Karn be-karn: zaman zaman
Kebîr: büyük
Kefâf: yaşayacak kadar kazanç
Kelâl-âver: yorucu
Kesâfet: sıklık, yoğunluk
Kesb: kazanma
Kişvergüşâ: ülke açan, fâtih
Kitalât: kitleler
Kurûn: çağlar
Küûl: alkol
- L -
Livâ: bayrak
- M -
Mâder: ana
Ma’dûdiyet: sayılma
Mahfî: gizli, saklı
Mahfil: toplanma yeri
Mahreç: dışarı çıkacak yer
Ma’kûs: ters
Masnuât: sanatla yapılmış şeyler
Ma’tuf: bir yöne yöneltilmiş, o yöne ait
Mebâhis: bahisler, konular
Medeniyet-i hâzıra: bugünkü uygarlık
Medîd: uzun süre
Mefrûze: ayrılmış, bölünmüş
Mekşûf: keşfedilmiş
Me’mul: umulan, beklenilen
Merâkiz: merkezler
Merbût: bağlı
Menâfi: menfaatlar, çıkarlar
Menâzır: manzaralar
Mesâha: ölçme, ölçüm
Mesâkin: meskenler
Me’ser: güzel eser, iz
Mestûr: örtülü
Mevad: maddeler
Mihânik: mekanik
Miyân: ara
Mi’yâr: ölçü
Muadele: denklem
Muallâ: yüce, yüksek
Muâşır: birlikte yaşayan
Muhâceret: göç etme
Muhik: haklı
Muhtel: bozulmuş
Muktezî: gerekli
Murabba: dört köşeli, kare
Mutaazzıv: uzuvlanmış, şekillenmiş
Mutazarrır: zarar gören
Mutedil: ılımlı
Mutekedât: inançlar
Muzmahil: çökmüş
Müctemi: toplanmış
Müdavelât: devrettirme
Müdevver: devredilmiş
Mühre: damga
Münbit: verimli
Münhat: aşağılık
Müsmir: verimli
Müstahsalât: üretilmiş şeyler
Müstaid: kabiliyetli
Müsta’mere: göçmen yetiştirilen yer, sömürge
Müstefit: yararlanan
Müstenit: dayanan
Müteaddit: birçok
Mütebâyin: zıt, uyuşmaz
Mütehayyiz: önemli
Mütekâbil: karşılıklı
Mütemeddin: uygarlaşmış, uygar
Mütezadd: birbirinin zıddı
Müttehit: birleşmiş
Müverrih: tarihçi
- N -
Nâçar: çaresiz
Na-ehil: ehli olmayan
Neş’et: meydana gelme
Netaic: sonuçlar
Nez’: koparma
Nokta-i nazar: görüş
Nukud: nakitler, paralar
Nüfûz: sözü geçme, güç sahibi olma
Nümâyân: görünen, aşikâr
- R -
Rekz: dikme
Rızk-ı kanaat: yetecek kadar azık
Rikkat: incelik
Rûm: romalı
Rüsum: bir vergi çeşidi
- S -
Sâni: ikinci
Sa’y: emek
Setr: örtme
Sevahil: kıyılar
Sevaik: sâikler, sevkeden unsurlar
Seyyal: akıcı
Seyyâr: gezici, göçebe
Seyyiât: kötülükler
Seyr: dolaşma, gezme
Sîm: gümüş
Sirkat: çalma
Sû-ı istemâl: kötüye kullanma
Sûret: şekil, biçim
Sülüs: üçte bir
- Ş -
Şerâfet: şereflilik
Şerâit: şartlar, koşullar
Şimâl: kuzey
Şuûn: olaylar
- T -
Taallûk: ait olma
Taayyün: meydana çıkma
Taazzuv: uzuvlaşma, şekillenme
Taht: alt
Takarrür: karar kılma, yerleşme
Ta’riz: dokundurma
Tavattun: yerleşme
Teâvün: birbirine yardım etme
Tebellür: billûrlaşma, kristalleşme
Tecelliyât: görünümler
Tedric: yavaş yavaş ilerleme
Teessüs: kurulma, kökleşme
Tehallüf: uygunsuzluk
Tekâlif: bir vergi çeşidi
Tekessür: çoğalma
Tekevvün: meydana gelme
Telâtım: dalgalanma
Temeddin: uygarlaşma
Tenâsur: yardımlaşma
Tesmiye: isimlendirme
Tesviye: düzeltme
Tetebbuât: incelemeler
Tevellüdât: doğumlar
Tev’em: ikiz
Tevlîd: meydana getirme
Tevsî: genişleme, genişletme
Tevsik: sağlamlaştırma
Tezâyüd: artma
- U -
Umrân: bayındırlık, uygarlık
Umûr: işler
- Ü -
Ülfet: kaynaşma, alışma
Üss: esas, temel
- V -
Vakfe: duruklama
Vecd: aşırı heyecan
Velâyet-i âmme: bütün kişileri ve malları kapsayan velâyet, velîlik
Vikâye: koruma
Vustâ: orta
Vüs’at: genişlik
- Z -
Zâil: sona eren, biten
Zer: altın
Zevâl: yok olma, sona erme
Zî kıymet: kıymetli.
|